<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700</id><updated>2012-02-08T21:25:20.467+02:00</updated><title type='text'>Futbol Eşittir Hayat</title><subtitle type='html'>Hayatta ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiç bir zaman beklediğim köşeden gelmedi…Albert Camus</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>204</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-5404858078924729631</id><published>2012-02-02T14:23:00.001+02:00</published><updated>2012-02-02T14:23:50.710+02:00</updated><title type='text'>Samsun deplasmanından önce aklıma gelenler</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sBKCUoynaTg/Typ3u9q8F9I/AAAAAAAABz4/6tpkUn0m8h0/s1600/revivo_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="293" src="http://4.bp.blogspot.com/-sBKCUoynaTg/Typ3u9q8F9I/AAAAAAAABz4/6tpkUn0m8h0/s320/revivo_d.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son aylarda yaşanan sıkıntı olaylardan bunalmamak için ara sıra geçmişe dönüyorum. Güzel, eski günleri yad ediyorum. Ligin 24.haftasında oynanacak Samsunspor maçını düşünürken de aklıma maziden mutlu eden anılar geldi. 2001 yılında Mustafa Denizli ile kazandığımız şampiyonluk ve 2002-03 sezonunda Milan Rapaic'in Sarı Lacivert forma altında attığı son gol gibi. Ve pek tabi ki her şeye rağmen çok sevdiğim Haim Revivo.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-IJo2OHIMC6g/Typ4CCJzACI/AAAAAAAAB0A/om02USDW3ec/s1600/rapaic1280x1024.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://4.bp.blogspot.com/-IJo2OHIMC6g/Typ4CCJzACI/AAAAAAAAB0A/om02USDW3ec/s320/rapaic1280x1024.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İlk olarak en eskisinden başlayalım ve 21.yüzyılın başında kazandığımız şampiyonluktan söz edelim. Mustafa Denizli yönetiminde kazanılan 14.şampiyonluğun birçok anlamı vardı. Fenerbahçe tarihinde ilk defa bir Türk antrenör şampiyonluk kupasını kaldırıyordu. Bunun yanında ezeli rakip Galatasaray'ın 4 senelik serisi sona ermiş ve şampiyonluk sayısı yeniden eşitlenmişti. Ayrıca 15 Şubat 1998'de başkanlık görevine seçilen Aziz Yıldırım'ın da şampiyonluk coşkusuyla tanışması bir başka ilk olarak kayıtlara geçiyordu. Tüm bunlardan bahsetmemizi sağlayan 34 haftalık periyot olsa da Karadeniz'de kazanılan şampiyonluk maçı belki de en kritik dönemeçti ve kupayı getirdi. 2001'de yaşanan şampiyonluk sevincinden önce 96'da yani 20.yüzyılda kazanılan son şampiyonluk da Karadeniz'de gelmişti. Maça geçecek olursak, sahada yıldızlaşan isim bütün bir sezon boyunca olduğu gibi İsrailli yıldız Haim Revivo idi. Bir sezon sonra Fenerbahçe'ye transfer olacak Ali Akdeniz ile öne geçen ev sahibi Samsunspor, Sarı Lacivertli takıma korku dolu anlar yaşatmıştı. Çünkü Fenerbahçe'nin şampiyonluk yarışında çekiştiği Galatasaray, kendine yeterli olan skoru ilk 30 dakikada Trabzonspor karşısında bulmuştu. İşte o anlarda sahneye çıkıp, kahramanlık görevini bir kez daha üstlenen Haim Revivo, attığı enfes frikik golü ile beraberliği getirmişti. Skor avantajı Fenerbahçe'ye geçmişti, e doğal olarak şampiyonluk avantajı da. Öbür tarafta bu sonucun öğrenilmesinin ardından maç şova dönmüş, artık Sarı Kırmızılılar veteran futbolcuları Gheorge Hagi'ye bir veda partisi düzenlemeye başlamışlardı. Maçların ikinci yarılarında film kopmuştu. Karadeniz'de oynanan müsabakada Mustafa Denizli'nin jokeri Yusuf Şimşek yine üstlendiği görevi yerine getirip, takımın organize gerçekleştirdiği atağı ceza sahası &amp;nbsp;içinde yaptığı kaliteli son vuruşla maçı gole çevirmişti. İyice rahatlayan Mustafa Denizli, hiç görev vermediği(sakatlıklardan dolayı) Celil Sağır'ı bile oyuna almıştı. Bunun üzerine sezonun ve Fenerbahçe'nin yıldızı Revivo farkı ikiye çıkarıp, beş yıl sonra zafer şarkılarını Kadiköy'de söyletmeyi başarmıştı. Yaptığı flaş transferleri ve yıldızları bir uyum içerisinde oynatan ve Fenerbahçe'nin takım olmasını sağlayan Mustafa Denizli, "ilk Türk" olma özelliğini aslında biraz da Haim Revivo'ya borçluydu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-NdEHHvJ1ayM/Typ7ps6yAdI/AAAAAAAAB0I/hjihEQRIBec/s1600/revivo2_d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-NdEHHvJ1ayM/Typ7ps6yAdI/AAAAAAAAB0I/hjihEQRIBec/s320/revivo2_d.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2001'de gelen şampiyonluktan sonra hem Avrupa'da hem de ligde gelen başarısız sonuçlar, yönetimi harekete geçirmişti. 2001-02 sezonunun ikinci yarısında göreve gelen Alman hoca Lorant'ın iyi maçlar çıkarması kredisini arttırmıştı ve yeni sezonda takımın başında görevine devam ediyordu. Ancak asıl gelişmeler transferde yaşanmıştı. Dünyaca ünlü Arjantinli yıldız Ariel Arnaldo Ortega Fenerbahçe'ye imza atmıştı. Haim Revivo ve Milan Rapaic gibi üst düzey oyuncuların yanına gelecek olan Ortega herkesin favorisini daha sezon başında belirlemişti. Ancak istenen gelişmeler yaşanamadı. Hem Lorant'ın teknik direktörlük bakımından vasat olması hem de takım içi çekişmelerin yaşanması sezona gölge düşürdü. Sene sonunda şampiyon Beşiktaş'ın otuz altı puan gerisinde kalarak puan durumunda altıncı sırada kalan Fenerbahçe'de hatırada kalan tek maç 6-0'lık Galatasaray zaferi olsa da benim aklımda bir maça daha var. O müsabaka da Fenerbahçe taraftarlarının çok sevdiği ve efsaneleştirdiği Rapaic'in Sarı Lacivert çubuklu ile attığı son gol. 2002-03 sezonun 12.haftasında Samsun'da oynanan maçta şu an Antalyaspor forması giyen Musa Aydın'ın 37.dakikada attığı gol ile geriye düşen Fenerbahçe, çok güvendiği Ariel Ortega'nın kırmızı kart cezalısı olması ve İsrailli yıldız Haim Revivo'nun sakat olması nedeniyle son koz olarak Rapaic'i oyuna sokmuştu. Beklenen patlama 72.dakikada Ceyhun Eriş'in golü ile gelmişti. 1-1'i yakalayan Sarı Kanaryalar, 81. dakikada Serhat Akın'ın ara pasına hareketlenen ve çok şık bir son vuruş yapan efsane yıldızı Rapaic ile galibiyete ulaşmıştı. Bu maçın belki ligde bir getirisi olmadı ama Milan Rapaic'in gol attığı son maç olarak aklımda kaldı. Zaten sezonun devre arasında Fenerbahçe'den ayrılan Rapaic, hep güzel anılarla hatırlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DR5HBaQOX5Q/Typ_PFQdy1I/AAAAAAAAB0Q/z0jQpXwFLw8/s1600/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://3.bp.blogspot.com/-DR5HBaQOX5Q/Typ_PFQdy1I/AAAAAAAAB0Q/z0jQpXwFLw8/s320/1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-5404858078924729631?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/5404858078924729631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/02/samsun-deplasmanndan-once-aklma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5404858078924729631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5404858078924729631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/02/samsun-deplasmanndan-once-aklma.html' title='Samsun deplasmanından önce aklıma gelenler'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-sBKCUoynaTg/Typ3u9q8F9I/AAAAAAAABz4/6tpkUn0m8h0/s72-c/revivo_d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8192768041432703135</id><published>2012-01-27T13:47:00.000+02:00</published><updated>2012-01-27T13:47:16.684+02:00</updated><title type='text'>Fenerbahçe'de transfer dönemi-Moussa Sow</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tvf-7vjUpuw/TyJ_KRK4iiI/AAAAAAAAByo/bTbY67NHGo8/s1600/sow_AY88M.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="http://3.bp.blogspot.com/-tvf-7vjUpuw/TyJ_KRK4iiI/AAAAAAAAByo/bTbY67NHGo8/s320/sow_AY88M.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sezon başında önemli futbolcularını kaybeden Fenerbahçe, özellikle gol bölgesinde sıkıntılar yaşadı. Niang'ın ayrılmasının ardından transfer edilen Henri Bienvenu ve formsuz Semih çare olamayınca ikinci transfer dönemini boş geçmemek şart oldu. Bu doğrultuda çalışan Sarı Lacivertliler, Lille'in Senegalli yıldızı Moussa Sow ile anlaştı. Ayrıca Ankaragücü'nden eski futbolcusu Özgür Çek ile sözleşme yapan Fenerbahçe, Uğur Boral'ı da Samsunspor'a gönderdi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5tA5p2mSOXE/TyJ_WmqEtwI/AAAAAAAAByw/NEGc41cyDns/s1600/moussasow060112_yB.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="130" src="http://2.bp.blogspot.com/-5tA5p2mSOXE/TyJ_WmqEtwI/AAAAAAAAByw/NEGc41cyDns/s320/moussasow060112_yB.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu yazıda ilk olarak yıldız futbolcu Moussa Sow'dan bahsedelim. Hem futbol geçmişini hem de özelliklerini konuşarak tanıtımını yapalım. 26 yaşındaki Senegalli golcünün futbol kariyeri Fransa'da başladı. Paris'in alt küme ekiplerinden FC Mantes'ın genç takımına giren Sow, 1999-2002 yılları arasında burada oynadı. Ardından kısa bir süre Amiens genç takımında oynadıktan sonra Ligue 1 ekiplerinden Rennes ile sözleşme imzaladı. 3 yıl Rennes'nin ikinci takımında şans bulan golcü oyuncu, 2005-06 sezonunda zaman zaman birinci takımda da forma giydi. Hatta Rennes formasıyla ilk profesyonel golünü Kupa maçında kaydetti. Ocak 2006'da oynanan USC Corte maçında ağları havalandıran genç oyuncu, ertesi sezon düzenli bir şekilde A takım kadrosunda kendine yer edindi. Yoann Gourcuff, Jacques Faty ve Jimmy Briand gibi isimlerle birlikte Rennes kadrosunda gelecek vaat eden "yıldız adayı" olarak anıldı. 2007 yazında ise Sedan'a kiralanan Sow, istediği mevkiide forma şansı bulamıyordu. O dönem Sedan'ı çalıştıran Jose Pasqualetti tarafından genelde sol kanatta kaleye uzak oynatılıyordu. Buna rağmen yeteneklerini gösterebilen ve dönem dönem iyi işler çıkaran Moussa Sow, o sezon takımı ile Fransa Lig Kupası'nda yarı finale yükseldi. Bunun yanında Sedan forması altında 37 maçta 10 gol attı. Aslında sol kanat oynatılması Senegalli için bir avantaj olmuştu. Deneyim ve çok yönlülük kazanan genç yıldız adayı, 2008-09 sezonu başında Rennes'e geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-37c7pwQXx9w/TyKDehAd4lI/AAAAAAAABy4/dgwTU1ckp00/s1600/moussa_sow-Lille.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="143" src="http://1.bp.blogspot.com/-37c7pwQXx9w/TyKDehAd4lI/AAAAAAAABy4/dgwTU1ckp00/s320/moussa_sow-Lille.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Daha tecrübeli dönen Moussa Sow, Guy Lacombe yönetimindeki Rennes'de istikrarlı bir görüntü çizdi. Esas bölgesi forvete geri dönen ve istediği forma şansını yakalayan yıldız oyuncu, o sezon 14 gol attı. Takımın en golcü oyuncusu olan Sow ayrıca Fransa U21 takımına da seçildi. Yoan Gouffran, Hugo Lloris ve Rennes'den de takım arkadaşı Yoann Gourcuff ile U21 milli takımının en önemli isimlerinden biri olarak gösterildi. Ancak Guy Lacombe'un Monaco'ya geçmesi Sow'un işini zorlaştırdı. Yerine geçen yeni teknik direktör Frederic Antonetti Senegalli yıldızı ilk tercih olarak düşünmemişti. Ayrıca oyun planında da Sow'un şans bulması zor gözüküyordu. Sow'un yerine Ismael Bangoura veya Asamoah Gyan forma giyiyordu. Takımdan ayrılmak isteyen forvet oyuncusu gelen teklifleri değerlendireceğini açıkladı. Bunun üzerine Rudy Garcia, golcü futbolcu ile anlaşmak istedi. Lille'den gelen bu teklife sıcak bakan Sow, 28 Haziran 2010 günü sözleşme imzalayarak, yeni takımını belirledi. Kulüp transferi yanında önemli bir gelişme daha yaşanmıştı Sow'un kariyerinde. 23 yaş altı gençlerin faydalandığı Milli takım şansını kullanan Sow, Fransa yerine ülkesi Senegal'i seçti. Bu olumlu gelişmeler Rennes ile geçirdiği başarısız son sezonu unutmasını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gdl1AOOjdFs/TyKHzpp0WoI/AAAAAAAABzA/lUO6npEJTwM/s1600/English-Premier-League-sides-Arsenal-and-Tottenham-Hotspur-eye-Lille-striker-Moussa-Sow-102139.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://4.bp.blogspot.com/-gdl1AOOjdFs/TyKHzpp0WoI/AAAAAAAABzA/lUO6npEJTwM/s320/English-Premier-League-sides-Arsenal-and-Tottenham-Hotspur-eye-Lille-striker-Moussa-Sow-102139.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lille kariyerine hızlı bir başlangıç yapan Senegalli yıldız, 13 gün içinde attığı 9 gol ile dikkatleri topladı. Lyon maçında attığı gol ile başlattığı seriyi Lorient ve SM Caen'e karşı yaptığı hat-trick'lerle devam ettirdi. Formunu devam ettiren Sow, özellikle sezonun ikinci yarısında daha etkili oldu. Attığı 25 gol ile Lille'in &amp;nbsp;57 yıl sonra Lig Şampiyonluğu kazanmasında büyük yardımcı oldu. Ligue 1'i de gol kralı tamamlayan Senegalli yıldız, Rudy Garcia ile birlikte zirve yaptı. Takımı ile Lig Kupası'nı da kazanan başarılı oyuncu, artık Avrupa transfer piyasasında adından söz ettirmeye başladı. Ancak Lille ile Şampiyonlar Ligi'ne katılacak olması takımda kalmasını sağlayan en önemli faktör oldu. Yeni sezonda hem Fransa'da hem de Avrupa'da mücadele edecek Lille kadrosunda bazı sıkıntılar yaşadı. Geçen sezon Sow'a gol bölgesinde destekçi olan Gervinho'nun Arsenal'e gitmesi, orta sahanın önemli isimlerinden Yohan Cabaye'nin de Newcastle United ile anlaşması takımın yeni bir oyun planına dönmesine neden oldu. Daha defansif bir oyun anlayışı ile sahada yer alan Rudy Garcia'nın takımında Sow'da ister istemez geçen sezona oranla daha farklı oynadı. Artık daha fazla geriye gelen, Gervinho'dan aldığı desteği neredeyse hiç bulamayan yıldız golcünün istatistikleri de düşüş gösterdi. Geçen sezonun ilk yarısında 14, ikinci yarısında da 11 gol atan golcü oyuncu, bu sezon itibariyle ilk 17 haftada sadece 6 gol kaydedebildi. Bunların yanında takımın Şampiyonlar Ligi'nde de mücadele etmesi motivasyon ve maç yoğunluğu bakımından zorlayıcı etkenler olarak göze çarpıyor. Ocak 2012'de Afrika Uluslar Kupası'nda Senegal formasıyla mücadele eden Moussa Sow, turnuvada favori gösterilmelerine karşın grup maçlarında aldıkları 2 mağlubiyet ile elendiler. Mamadou Niang ve Issiar Dia'nın ardından Fenerbahçe'nin üçüncü Senegalli'si olacak Moussa Sow, kendisini 4.5 yıllığına Sarı Lacivertli yapacak imzayı da attı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KNCdgiEddcs/TyKLEAmoHDI/AAAAAAAABzI/ZoMJQ5_azNU/s1600/2012-01-27_BK1G8071.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-KNCdgiEddcs/TyKLEAmoHDI/AAAAAAAABzI/ZoMJQ5_azNU/s320/2012-01-27_BK1G8071.JPG" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Moussa Sow'un futbol kariyerinden söz ettikten sonra biraz da nasıl bir oyuncu olduğundan bahsedelim. Güçlü bir fiziğe sahip olan Sow, ayağında iyi top tutan ve saklayabilen bir oyuncu. Bunun yanında çok hızlı bir şekilde atağa kalkabilen ve atılan ara paslarla bir anda patlama yapabilen bir yetenek. Özellikle iç saha maçlarında tribünleri coşturabilecek ve takımına tek başına 3 puan kazandırabilecek bir isim. Ayrıca arkasında Alex'in olması da Sow'a ekstra bir katkı yapar. Alex ile iyi anlaşmaları halinde Sow'un istediği pasları alabilmesi, Fenerbahçe forması altında çok gol atmasını sağlar. Ceza sahası içinde golü koklayan ve doğru zamanda doğru yerde olabilmesi ile fark yaratan Senegalli oyuncu, zaman zaman kaçırdığı gollerle de şaşırtabilir. Ancak şöyle bir durum daha var; Niang ile kıyaslanması. Yani Henri Bienvenu'nün geldiği günden beri çektiği sorun. Mamadou Niang çok yönlüydü. Her iki kanatta da oynayabilen, görev aldığı zamanlarda Alex'i bölgesinde de performans gösterebilen bir isimdi. Ancak Bienvenu gibi Sow'dan da aynı oyunu beklemek biraz yanlış olur. Çünkü Moussa Sow'un esas ve en başarılı olduğu yer; forvet. Umarız Aykut hoca değişik hamleler yapmaya çalışmaz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1EPG8_vQyxg/TyKNIYl9riI/AAAAAAAABzQ/WBS9d2jm2bE/s1600/2012-01-27_sowwyeni446.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-1EPG8_vQyxg/TyKNIYl9riI/AAAAAAAABzQ/WBS9d2jm2bE/s320/2012-01-27_sowwyeni446.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8192768041432703135?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8192768041432703135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/fenerbahcede-transfer-donemi-moussa-sow.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8192768041432703135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8192768041432703135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/fenerbahcede-transfer-donemi-moussa-sow.html' title='Fenerbahçe&apos;de transfer dönemi-Moussa Sow'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-tvf-7vjUpuw/TyJ_KRK4iiI/AAAAAAAAByo/bTbY67NHGo8/s72-c/sow_AY88M.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-4961485765969226543</id><published>2012-01-17T18:50:00.003+02:00</published><updated>2012-01-18T12:30:31.621+02:00</updated><title type='text'>Geri döndü !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AJI5y4Nf9Bs/TxWV0z0h7fI/AAAAAAAABxs/8JGiddW1GDg/s1600/yaah00.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://1.bp.blogspot.com/-AJI5y4Nf9Bs/TxWV0z0h7fI/AAAAAAAABxs/8JGiddW1GDg/s320/yaah00.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Biraz rötarlı bir yazı oluyor farkındayım ama kral artık geri döndü. İrlanda-Fransa maçındaki o talihsiz "el" pozisyonu saymazsak, futbol sahalarında hep güzelliği temsil etti Thierry Henry. Efsane olduğu Arsenal formasına kiralık olarak geri dönen ve Leeds United ile oynanan Federasyon Kupası maçında galibiyet golünü atan büyük futbolcunun sevincini belki de babası gibi sevdiği menajer Arsene Wenger ile paylaştığı an futbolun ne kadar güzel bir oyun olduğunun kanıtıydı. O anı yaşamak kupalar kazanmaya, finaller oynamaya bedeldi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4mLGHfJlgSc/TxWV42Rhl5I/AAAAAAAABx0/b5tsqkbus7U/s1600/th_2104704b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-4mLGHfJlgSc/TxWV42Rhl5I/AAAAAAAABx0/b5tsqkbus7U/s320/th_2104704b.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu güzel fotoğrafın altına en güzel hikaye olarak Wenger ve Henry'nin samimiyetleri yazılır. 1990 yılında Monaco takımını çalıştıran Arsene Wenger, US Palaiseau'nun teknik direktörü Jean-Marie Panza'nın takımında yer alan genç oyuncusu Thierry Henry hakkındaki düşüncelerini öğrenir ve bu oyuncuyu yakın takibe alır. Ardından Arnold Catalano isminde bir gözlemcisini bu genç yıldız adayını izlemesi için bir maçına yollar. Gözlemcinin gittiği maçta Henry takımının attığı altı gole de imzasını koyar ve maçın yıldızı seçilir. Bunun üzerine Arsene Wenger'e olumlu bir rapor hazırlayan Catalano, genç oyuncunun Monaco takımına katılması için teklifte bulunur. Yeteneği aşikardı ancak dönemin en iyi futbol okullarından Clairefontaine'ye yine aynı gözlemci Catalano'nun önayak olmasıyla girdi. Fakat okuldaki notlarının düşüklüğü ve disiplinsizliği nedeniyle akıllarda soru işareti bıraktı. Buna aldırış etmeden Henry'de ki yeteneği kaçırmak istemeyen Arsene Wenger, 1992 yılında O'nu Monaco'nun genç takımına soktu. İki yıl genç takımda oynayan Henry, 1993 yılında Monaco ile profesyonel anlaşma yaptı ve birinci takıma yükseldi. Forvet oyuncusu olan Thierry Henry'i sol kanatta denemek isteyen Wenger, oyuncusunun yeteneğini, top sürme kabiliyetini ve kendine olan özgüvenini kullanmak istedi. Bu özellikleri sayesinde kanattan getireceği toplarla ekstra işler yapabilirdi. Monaco için de önemli bir yıldız haline gelebilirdi. İlk yılında 18 maçta 3 gol attı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-rl1dmiq8Nqo/TxWZGG1vnzI/AAAAAAAABx8/kopUAxDFYy8/s1600/as-monaco-henry.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-rl1dmiq8Nqo/TxWZGG1vnzI/AAAAAAAABx8/kopUAxDFYy8/s320/as-monaco-henry.jpg" width="235" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstediği verimi tam olarak alamayan Fransız çalıştırıcı Wenger, genç oyuncusu için yeni alternatifler aramaya başladı. Asıl mevkii forvet olmasına rağmen Wenger bu konuda emin olamıyordu. Daha çok verim alabilmek için çözümler düşünüyordu. Thierry Henry'nin sahip olduğu özel yeteneği kullanabilmek için adeta gece gündüz kafa patlatıyordu. Arsene Wenger'in yanında bir okul okur gibi futbol öğrenen Henry, bunun karşılığını 1996 yılında Fransa'da &lt;b&gt;"En iyi genç oyuncu"&lt;/b&gt; ödülünü kazanarak alıyordu. Aynı Henry, hocasının Arsenal'e gitmesine rağmen &amp;nbsp;1996-97 sezonununda Monaco'nun şampiyonluğunda büyük pay sahibi olmuştu ve bu başarı ile ilk lig şampiyonluğunu elde etmişti. Üstün yeteneklerini, edindiği bilgiler ve kazandığı tecrübelerle birleştiren Fransız yıldız, günden güne büyüyordu. Bu büyümesi Monaco'yu başarılara taşıyordu. 1997-98 sezonunda takım, Şampiyonlar Ligi'nde Henry'nin de katkıları ile yarı final oynamıştı. Sezon sonunda Fransa Milli takım teknik patronu Aime Jacquet tarafından Dünya Kupası kadrosuna dahil edilerek ilk kez milli formaya seçilmenin de gururunu yaşıyordu. Bu prestijli turnuvanın kendi ülkelerinde oynanıyor olması da Henry gibi futbol dünyasında yeni yeni yıldız olmaya başlamış biri için şanstı. Bu şansı da iyi değerlendiren golcü oyuncu, tarihinde ilk defa Dünya Şampiyonu olan "Horozlar" ın başarısında kilit isimlerden olarak adını tüm futbolseverlere duyurmuştu. Kupa boyunca Suudi Arabistan'a iki ve Güney Afrika'ya bir gol atan Henry, turnuva sonrası ciddi bir şekilde Avrupa kulüplerinin radarına girmişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vZVKBtyBDtk/TxWfR7yjPLI/AAAAAAAAByE/RQvVX2uQrZM/s1600/Henry2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://1.bp.blogspot.com/-vZVKBtyBDtk/TxWfR7yjPLI/AAAAAAAAByE/RQvVX2uQrZM/s320/Henry2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Başarılı geçen yaz aylarının sonrasında Avrupa kulüplerinden teklifler alan Henry, İtalya'dan Juventus ile anlaşarak ilk kez yurt dışına çıktı. Monaco ile geçirdiği beş sezonun ardından 105 maçta 20 gol kaydeden Fransız yetenek, Torino şehrine 10.5 milyon dolar karşılığında transfer oldu. Ancak istediği verimi sağlayamayan, uyum sorunu çeken Thierry Henry, ayrıca tıpkı Monaco yıllarındaki gibi kanat oynatılınca tamamen etkisiz kaldı. Hayal kırıklığı olarak görülmeye başlayan Fransız oyuncunun imdadına hocası, babası, teknik direktörü Arsene Wenger yetişti. Arsenal'de başarılı bir dönem geçiren Wenger, Anelka'nın Real Madrid'e transfer olmasının akabinde eski oyuncusunun Juventus performansına bakmadan Henry'i takımına dahil etti. Eski öğrencisine çok güvenen Wenger'e basın tarafından da herhangi bir tepkinin gelmemesi olumlu bir gelişmeydi. Ağustos 1999'da 10 milyon pound karşılığında Londra'ya taşınan Henry yepyeni, pırıl pırıl bir futbol kariyerine adım atıyordu. Belki geldiği uçakta Arsenal tarihinin en efsanevi futbolcularından biri olacağını hayal bile etmemişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gqF6U8uOAnE/TxWg958K8oI/AAAAAAAAByM/kJ3JKLYHsi0/s1600/article-2082161-0F4C697A00000578-478_468x303.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="207" src="http://2.bp.blogspot.com/-gqF6U8uOAnE/TxWg958K8oI/AAAAAAAAByM/kJ3JKLYHsi0/s320/article-2082161-0F4C697A00000578-478_468x303.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Anelka'nın yerini doldurması için transfer edilmişti. Ancak şu gerçek zaman ilerledikçe ortaya çıkmıştı. Henry, daha özel, daha yetenekli ve daha etkili bir oyuncuydu. Kısa zamanda Wenger'in de desteği ile takıma alışmıştı. Ayrıca Arsene Wenger adeta bir Fransız jenerasyonunu Arsenal'e getirmişti. Bu da Henry'nin işini &amp;nbsp;kolaylaştırmıştı. Robert Pires, Sylvain Wiltord, Patrick Vieira, William Gallas gibi isimlerin yanı sıra sadece bir sezon da olsa Emmanuel Petit ile de yan yana oynamışlardı. Başta namağlup şampiyon oldukları 2003-04 sezonu olmak üzere birçok başarı kazanmışlardı. Bu başarılarda Henry, attığı goller, oynadığı futbol ile hep ön planda olmuştu. Her zaman en iyisi olan Fransız süper star, iki kez Avrupa Şampiyonluğuna yaklaşsa da başarılı olamamıştı. Birincisi ilk transfer olduğu sezon Galatasaray'a kaybettikleri UEFA finali(1999-00) bir diğeri ise 2005-06 sezonunda Barcelona'ya karşı 1-0'dan 1-2 yenildikleri Şampiyonlar Ligi finaliydi. Sekiz sene Arsenal forması giyen ve taşıdığı 14 numaralı forma ile efsaneleşen Henry, 2007-08 sezonunda İspanya'ya Barcelona'ya transfer olarak, Topçulara veda etmişti. Arsene Wenger'in dünya futboluna kazandırdığı Henry, Arsenal forması altında 2 Premier Lig, 3 Federasyon Kupası kazanmış ve çıktığı 370 maçta 276 gol atarak muhteşem bir istatistik yakalamıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8o72tQDr0zc/TxWj7ySD4iI/AAAAAAAAByU/CBDkqKIeifM/s1600/PA-606677.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-8o72tQDr0zc/TxWj7ySD4iI/AAAAAAAAByU/CBDkqKIeifM/s320/PA-606677.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kral, beş yıl sonra geri döndü ve gol atarak mesaisine başladı, tıpkı bıraktığı gibi. Biz futbolseverler ise Henry'i Arsenal forması altında gol atarken izlemeyi nasıl özlediğimizi anladık. Bu mutluluğu bize yaşatan başta Thierry Henry olmak üzere Fransız menajer Arsene Wenger'e sonsuz teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/I1lrSEBEoyE/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/I1lrSEBEoyE&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/I1lrSEBEoyE&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-4961485765969226543?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/4961485765969226543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/geri-dondu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4961485765969226543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4961485765969226543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/geri-dondu.html' title='Geri döndü !'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-AJI5y4Nf9Bs/TxWV0z0h7fI/AAAAAAAABxs/8JGiddW1GDg/s72-c/yaah00.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-3347810202017359661</id><published>2012-01-17T15:47:00.001+02:00</published><updated>2012-01-17T15:47:10.048+02:00</updated><title type='text'>Lefter'in golü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-uktaOlMAj_4/TxVvJVyyEHI/AAAAAAAABxM/GtCkrJdjgqE/s1600/20120116.204037_MAN598_1746540.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://1.bp.blogspot.com/-uktaOlMAj_4/TxVvJVyyEHI/AAAAAAAABxM/GtCkrJdjgqE/s320/20120116.204037_MAN598_1746540.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hafta sonu yaşadığımız büyük üzüntünün ardından Pazartesi akşamı çıktığımız Manisaspor deplasmanında kazanmak çok anlamlı olacaktı. Şampiyonluk yarışını bir kenara bırakın, efsanemiz Lefter'in anısına mücadele etmeliydik. Öyle de oldu. Lefter'in emanet ettiği çubuklu formayı takımımız çok iyi temsil etti ve haklı bir galibiyet aldı. Özel bir not olarak belirtmek gerekirse, "efsane çubuklu" forma ile çıkma isteğimizi anlayışla karşılayan Manisaspor kulübüne de teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4F9Q8nj101A/TxVvZzM6jBI/AAAAAAAABxU/xJ4vuIgVFG4/s1600/20120116.223042_MAN643_1746585.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-4F9Q8nj101A/TxVvZzM6jBI/AAAAAAAABxU/xJ4vuIgVFG4/s320/20120116.223042_MAN643_1746585.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lider Galatasaray'ın 3 puanla kapadığı haftada farkın açılmaması ve şampiyonluk yarışındaki iddianın devam edebilmesi için son derece kritik bir maça çıktı Fenerbahçe. Manisaspor gibi iyi bir takıma karşı deplasmanda mücadele etmek çok kolay değil. Özellikle Kemal Özdeş yönetimindeki bir takıma saygı duymak gerekiyor. Ancak evsahibi takımın kadroda yaşadığı eksiklikler ve 7 maçtır kazanamamanın verdiği sıkıntılar bu maçta Fenerbahçe'nin işini kolaylaştıracak faktörlerdi. Orta sahada Mehmet Güven, Nizamettin Çalışkan ve Murat Erdoğan'ın olmayışı Manisaspor'u maç öncesi zora soktu. Fenerbahçe'de de Alex gibi çok önemli bir ismin sakatlanması ve kadroda yer alamayacak olması da aslında dengeleri eşitlemişti. Ayrıca Semih Şentürk ve Selçuk Şahin'in eksikliği de yedek kulübesini zorlayacak cinstendi. Alex'in yerine Stoch'u yerleştirerek maça başlayan Aykut Kocaman, gol bölgesine de hafta içi kupa maçında Konya Torku'ya 3 gol atan Kamerun'lu Bienvenu'yu koydu. Kaptan'ın yokluğunda orta sahada oyun kurma görevi de Emre Belözoğlu'ndaydı. Maça Manisaspor'un orta sahadaki eksiklerinin de etkisiyle topa hakim başlayan Fenerbahçe'de,&amp;nbsp;Stoch, Caner Erkin ve Mehmet Topuz'un hareketli oyunları gol pozisyonu ihtimallerini doğuruyordu. Nitekim maçın ilk yarım saatlik bölümünde Fenerbahçe'nin 5 gol girişimi olmuştu. Fakat bu girişimlerden sadece 1'i kaleye isabet buldu. Özellikle Caner ve Stoch'un yönlendirdiği ataklarla gol arayan Fenerbahçe'de Bienvenu'de rakip defansı zorlayıp, pozisyonlar bulmaya çalışması da takımın oyunu ön alanda tutmasını sağlıyordu. Bienvenu, son vuruşlarda istediğini yapamasa da her zaman şöyle bir söz gelir aklıma; 2007-08 sezonunda eleştirilerin hedefinde olan Mateja Kezman'ı korumak isteyen Zico'nun söyledikleri; &lt;b&gt;"Forvet oyuncusunu sadece attığı gollerle ölçemezsiniz, benim için girdiği gol pozisyonları da önemlidir. İyi bir forvet gol pozisyonlarını sezebilendir."&lt;/b&gt; Zico'nun Kezman için düşündüklerini ben de aslında Bienvenu için düşünüyorum. Sürekli çalışan, mücadele eden, sorumluluk almaktan kaçınmayan bir yapısı var. Gol vuruşlarını geliştirdiğinde ve fiziki anlamda güçlendiğinde istenen verim alınacaktır. Bunun yanında ekstra bir durum daha var. Henri Bienvenu geldiği günden beri Mamadou Niang ile kıyaslanıyor. Bu bana göre Bienvenu'ye yapılan bir haksızlık. Niang çok önemli bir yıldızdı ve ayrıca oldukça tecrübeliydi. Bienvenu ise henüz 23 yaşında ve bu onun Avrupa'da yaptığı ilk transfer. Zaman gerekli ve sabır önemli. Maça dönersek, ilk yarının mutlak hakimi olan Fenerbahçe, Stoch ve Caner'in önderliğinde 45 dakikayı 10 gol girişimi ile kapatıp 5 kaleye isabet eden şut buldu. Ayrıca Bienvenu'nun pozisyon alma hatasından kaynaklanan sayılmayan bir gol var. Eğer Kamerunlu hafif geride durabilse beklenen gol erken gelecekti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gSrRzkFcRyE/TxVzrNkGwFI/AAAAAAAABxc/VcuoEHkoGVc/s1600/20120116.225219_MAN663_1746604.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="227" src="http://4.bp.blogspot.com/-gSrRzkFcRyE/TxVzrNkGwFI/AAAAAAAABxc/VcuoEHkoGVc/s320/20120116.225219_MAN663_1746604.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İkinci yarıda da beklenen aslında aynıydı. Manisaspor'un orta sahada kilit isimilerinin olmayışı maçı Fenerbahçe lehine çeviriyordu. Bunu ilk yarıda oynanan oyun da göstermişti. Zaman zaman Isaac, Kahe ve Simpson ile zorlamaya çalşsa da evsahibi takım istediği atakları gerçekleştiremiyordu. Fakat Manisaspor'da bir isimden bahsetmek gerekiyor. Sezon başı Bozüyükspor'dan transfer edilen Ahmet İlhan çalışkan ve mücadeleci futbolu ile dikkat çekti. Ayrıca ileri çıkışlarda etkili olabilen yetenekli bir isim. Bu performansını koruyup, geliştirirse ve istikrar kazanırsa Türk futbolu da yeni bir yıldız kazanır. Manisaspor'un çalışkan futbolcusundan Fenerbahçe'nin çalışkan futbolcusuna geçiş yapalım. Caner Erkin en son böyle etkili performansı İnönü'de Beşiktaş ile oynanan maçta sergilemişti. Çalışkan, topu alıp dikine oynayan ve takımın hem hücum gücünü arttıran hem de savunmasına yardım eden Caner, bana Tuncay Şanlı'yı hatırlattı. Bu sezon Caner daha fazla sorumluluk alıyor ve daha çok mücadele ediyor. Ancak Manisaspor maçında ki performansı tıpkı takımınki gibi sezonun en iyi performansıydı. Attığı güzel golle de bunu kanıtladı. Golde ver kaç yaptığı Stoch'tan da bahsetmeden olmaz. Alex'in yokluğunun Fenerbahçe için büyük eksik olduğu aşikar. Ancak Stoch, Manisa deplasmanında oynadığı oyunla Kaptan'ı aratmadı. Her atağı organize eden, hareketli oynayan, arkadaşlarını pozisyona sokan, rakip savunmaya pres uygulayan Slovak yıldız, her geçen maçta formunu arttırmaya başladı ve şampiyonluk yarışının kızışacağı ileri ki haftalar için ümit veriyor. Keşke Issiar Dia'dan da aynı verim alınabilse. İşte o zaman şampiyonluk yolunda favorilerin en güçlüsü Fenerbahçe olur. Golü bulan ve iyi oyunun karşılığını alan Fenerbahçe, ufak bir hata nedeniyle yeniden maça dengenin gelmesine engel olamadı. Sağ kanattan Ömer Aysan'ın ortasını alan Simpson, Serdar Kesimal'in de hatasını değerlendirdi ve 1-1 yaptı. Serdar'ın hatası ise tamamen şanssızlıktı bana göre. Ayrıca gole gelen kadar gelişen pozisyonda Kahe'nin çok rahat topla gezmesi ve soldaki boşluğa Ömer Aysan'ın rahatça kaçmasının da üzerinde durulmalı. Beraberlikten sonra da Manisaspor'lu Murat Gürbüzerol'un Fenerbahçe'nin sol kanadından getirdiği tehlikeli pozisyon da buna benzerdi. Hem Murat'ın topu iyi kullanamaması hem de son anda maçın yıldızı Caner'in yetişmesi belki de maçın dönüm noktası oldu. Baskıyı iyice arttıran Fenerbahçe'de son dakikalarda oyuna genç bir isim dahil oldu. Belki taktiksel olarak yanlış bir değişiklikti ama Aykut Kocaman'ın gösterdiği cesaret ve oyuncusuna vermiş olduğu güven önemli bir ayrıntıydı. Son 10 dakikaya girerken golcüsü Bienvenu'yu çıkarıp orta saha da gole dönük oyuncu Recep Niyaz'ı alan Aykut hoca, topa daha fazla hakim olabilmek için Recep'in bu yönünden faydalanmak da istemiş olabilir. Diğer bir değişiklik ise yanlış gibi görünse de maçın sonunda ne kadar şanslı olunduğunu gösterdi. Oyuna Özer'i alıp Mehmet'i çıkaran teknik heyetten herkes tam tersini bekliyordu. Cristian'ın çıkıp Mehmet Topuz'un ortaya geçmesi daha mantıklı gibi duruyordu. Ancak Yiğit İncedemir'in maçı dondurma çabalarını abartmasının ardından daha da uzayan maçta(maça 3 dakika eklenmişti) serbest vuruş kazanan Fenerbahçe'de hiç olmadık bir pozisyon yaşandı. Emre'nin kullandığı frikikte Cristian'ın vuruşu Yiğit'in kafasına çarptı ve İlker'i ters köşe yaptı. Bu mucizevi 90+6 golünü aslında Lefter attı. Aykut Kocaman'ın gol sevinci de Lefter'e olan bir teşekkürdü sanki.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2WalcXl1sqk/TxV5lwdYzPI/AAAAAAAABxk/KXvMo3Y0lFA/s1600/2012-01-16_manisa44.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="273" src="http://4.bp.blogspot.com/-2WalcXl1sqk/TxV5lwdYzPI/AAAAAAAABxk/KXvMo3Y0lFA/s320/2012-01-16_manisa44.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-3347810202017359661?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/3347810202017359661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/lefterin-golu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/3347810202017359661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/3347810202017359661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/lefterin-golu.html' title='Lefter&apos;in golü'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-uktaOlMAj_4/TxVvJVyyEHI/AAAAAAAABxM/GtCkrJdjgqE/s72-c/20120116.204037_MAN598_1746540.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-7754529601444915817</id><published>2012-01-13T23:40:00.001+02:00</published><updated>2012-01-13T23:40:28.792+02:00</updated><title type='text'>Artık yok musun?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2V7jGSSdhnY/TxCkSK7dFkI/AAAAAAAABw8/NtuYSGCvE5s/s1600/fenerbahceli-lefter-yogun-bakimda.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-2V7jGSSdhnY/TxCkSK7dFkI/AAAAAAAABw8/NtuYSGCvE5s/s1600/fenerbahceli-lefter-yogun-bakimda.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu sorunun cevabını sen verebilsen keşke. İçimden geçenleri ne kadar yansıtabilirim bu yazıya bilemiyorum. Karmaşık duygularla yazıyorum bunları. Hata yaparsam eğer affet beni, helal et hakkını. Dedem sevdirmişti seni bana. O anlatmıştı bana küçükken. Her konuşmamızda senden ve güzel gollerinden bahsederdi. Yıllarca beni senin adın ile büyüttü. İlk kez Kadiköy'e maça gittiğimde de "şimdi O olsa ne güzel olurdu" demişti sürekli. Oynadığım futbol oyunlarına bile seni eklerdim. Fenerbahçe'nin adını andığım her anda seni düşünürdüm; "O" olmasa biz naparmışız diye. Farkındayım beceremiyorum yazmayı fakat çabalıyorum kaptan. Çünkü aklıma sürekli yarın sabah geliyor. Olmayacaksın kaptan yarın sabah. Artık hiçbir sabah olmayacaksın. Fenerbahçe ne yapacak peki ? Bari bunun cevabını ver. Tamam cevap vermiyorsun anladım. Dedem de vermemişti, hala da vermiyor. Beni Fenerbahçeli yapan dedem'di. Dedem'i Fenerbahçeli yapan sen'din. Şu an yan yanaysanız hayranlığını anlatıyodur sana şimdi. Seni ve Fenerbahçe'yi nasıl özlediğinden bahsediyordur kesin. Eminim buna. E sen özlemeyecek misin kaptan Fenerbahçe'ni? Niye gittin be Lefter, kabul etmek istemiyorum. Çaresizlikten nefret ediyorum. Senin de arkandan öyle bir şey yapamadan bakmak çok ağrıma gidiyor. Seni ve senden aldığım mirası hayatımın sonuna kadar sürdüreceğim büyük Lefter. Kendine çok iyi bak. Seni çok seviyorum kaptan.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-LLMhnuUtoAA/TxCkV-HZatI/AAAAAAAABxE/2cEzPcZRv00/s1600/17.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-LLMhnuUtoAA/TxCkV-HZatI/AAAAAAAABxE/2cEzPcZRv00/s320/17.jpg" width="229" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-7754529601444915817?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/7754529601444915817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/artk-yok-musun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7754529601444915817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7754529601444915817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/artk-yok-musun.html' title='Artık yok musun?'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-2V7jGSSdhnY/TxCkSK7dFkI/AAAAAAAABw8/NtuYSGCvE5s/s72-c/fenerbahceli-lefter-yogun-bakimda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-5854635754795813283</id><published>2012-01-01T12:56:00.000+02:00</published><updated>2012-01-01T12:56:23.674+02:00</updated><title type='text'>Başarılı devre arası transferleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8p_PZii8UGs/TwA7sNk076I/AAAAAAAABwo/LY03WsTSYWM/s1600/transfertop.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-8p_PZii8UGs/TwA7sNk076I/AAAAAAAABwo/LY03WsTSYWM/s320/transfertop.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;Futbolda devre arası kampları çok önemlidir. Ama daha mühim olanı yapılacak transferlerdir. İlk yarı maçlarına göre belirlenen transfer politikalarına göre hareket edilir. Çok riskli olan bu dönemde alınan futbolcular iyi de çıkabilir, tam tersi fiyasko da olabilir. İşte bu ince çizgiyi yakalayan çoğu kulüp, başarılı olur hatta şampiyonluğa kadar gider.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-87Ngn5VHjJY/TwA7wDPDw-I/AAAAAAAABw0/HqK_frfem2g/s1600/AraTransferAnelka.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://3.bp.blogspot.com/-87Ngn5VHjJY/TwA7wDPDw-I/AAAAAAAABw0/HqK_frfem2g/s320/AraTransferAnelka.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1-Fabian Ernst-Schalke 04-Beşiktaş-2008-09 sezonu:&lt;/b&gt; Sezona Ertuğrul Sağlam ile başlayan Beşiktaş, UEFA ön elemesinde favori olduğu eşleşmede Ukrayna temsilcisi Metalist Kharkiv'e 4-1 yenilip, elenmesinin ardından teknik kadroda bir değişiklik yaşadı. Ertuğrul hoca ile yollarını ayıran Siyah Beyazlı yönetim, Türk futbolunda ezeli rakipler Fenerbahçe ve Galatasaray'ı şampiyon yapmış, A Milli Takım'a Avrupa Şampiyonası'nda çeyrek final oynatıp, bir ilk yaşatmış olan tecrübeli Mustafa Denizli ile anlaştı. Beşiktaş taraftarı olduğunu her seferinde dile getiren Denizli ise göreve gelir gelmez kolları sıvayıp, çalışmalara yoğunlaşmıştı. Ancak istediği istikrarlı sonuçlar gelmemiş, bunun yanında derbilerde hem Fenerbahçe'ye hem de Galatasaray'a karşı yenilgiler yaşanmıştı. İlk 17 hafta sonunda lider Sivasspor'un 6 puan gerisinde altıncı sırada bulunan Kara Kartallar, devre arası kamp dönemini en iyi şekilde değerlendirip, yeniden zirveye çıkmanın yollarını aramıştı. Ayrıca deneyimli teknik adam Mustafa Denizli'nin; "26.haftada lideriz" gibi iddialı açıklamaları ve sezon içi tahminleri de Beşiktaş'ın hedefini açıkça belirtiyordu. Son şampiyonluğunu 2003 senesinde kazanan camia artık kupa zaferi tatmak istiyordu. Bu doğrultuda transferlere ağırlık veren teknik heyet, çalışmalarını hızlandırdı. Almanya Bundesliga'nın &amp;nbsp;tecrübeli ve istikrarlı futbolcularından Fabian Ernst'in peşinde düşen transfer komitesi, Werder Bremen ve Schalke 04 gibi hedefe oynayan takımlarda yer almış bir ismi kadroya katmanın hazırlığındaydı. Yoğun uğraşlar üzerine Beşiktaş'a imza atmayı kabul eden Alman futbolcu, 2 Şubat 2009 günü sözleşme imzalamıştı. Beşiktaş ile ilk maçına 19.haftada Konyaspor deplasmanında çıkan Ernst, istediği performansı gösteremese de özellikle 24.haftada İnönü'de Gençlerbirliği ile oynanan maçta, taraftarı kendine hayran bırakmış ve 3-0'lık galibiyette başrolü oynamıştı. İlerleyen haftalarda performansını sürekli arttıran, mücadele gücünü hep en yüksekte tutan ve forma için terinin son damlasına kadar çabalayan Fabian Ernst, sezon sonunda gelen şampiyonlukta büyük pay sahibi olmuştu. 16 maçta 2 gol atan ve sezon sonu "yılın en iyi ilk 11'i" ne seçilen deneyimli yıldız, Beşiktaş taraftarları içinde daha ilk senesinde unutulmazlar arasına girdi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-f5Wjq_ggJxM/TwA6mR7m0KI/AAAAAAAABv4/ITDkw2-0ej4/s1600/14.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://2.bp.blogspot.com/-f5Wjq_ggJxM/TwA6mR7m0KI/AAAAAAAABv4/ITDkw2-0ej4/s320/14.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-Marcio Nobre-Cruzeiro-Fenerbahçe-2003-04 sezonu:&lt;/b&gt; Bir önceki sezonu büyük bir hayal kırıklığı ile noktalayan ve hedeflerinin çok dışında kalan Fenerbahçe, yeni bir teknik direktör ile anlaşarak sezona giriş yaptı. Daha önce Beşiktaş'ı da çalştıran Alman teknik adam Christoph Daum ile sözleşme yapan Aziz Yıldırım ve yönetimi, takım içerisinde de bazı radikal değişiklikler yaptılar. Genç futbolculara önem veren Sarı Lacivertli camia, U21 Milli takımı oyuncularından kurulu bir iskelet oluşturdular. Selçuk Şahin(İstanbulspor), Kemal Aslan(Gaziantepspor), Mahmut Hanefi Erdoğdu(Sakaryaspor), Volkan Demirel(Kartalspor), Semih Şentürk(Altyapı), Recep Biler(Altyapı), Olcan Adın(Kartalspor), Tuncay Şanlı(Sakaryaspor), Servet Çetin(Denizlispor) gibi genç isimleri transfer eden Daum ve transfer ekibi, bu yıldız adayı futbolcuların yanına da tecrübeli isimleri eklemişti. Pierre Van Hooijdonk(Feyenoord), Sergei Rebrov(Tottenham), Marco Aurelio(Trabzonspor), Ivaylo Petkov(İstanbulspor), Fabio Luciano(Corintihians) ve Stjepan Tomas(Como) gibi deneyimli oyuncular da kadroya dahil edilmişti. Farklı bir takım olarak 2003-04 sezonuna giren Fenerbahçe, sezonun ilk yarısını bu oluşumun sancılarını çekerek geçirdi. İstikrarsız ve basit hatalarla kaybedilen maçların sonucunda ilk devreyi lider Beşiktaş'ın gerisinde bir maç eksikle 11 puan geride kapatmıştı Sarı Lacivertli takım. Hatta devre arası kampına giderken kafilenin başında bulunan teknik direktör Christoph Daum'un; "Bizim bu sezonki hedefimiz bu genç takıma tecrübe kazandırmak ve yapabiliyorsak Türkiye Kupası'nı müzemize getirmek. Esas hedefimiz önümüzdeki sezon için"sözleri de camianın beklentisini azaltmış ve herkesin beklentilerini yeniden belirlemişti. Beşiktaş'ın şampiyon olacağı kesinleşmiş gibi konuşmalar da başlamıştı. Önümüzdeki sezonun takımını kurmak için çalışmalarına başlayan yönetim de Brezilya seferine çıkmıştı. Sezon başı da istedikleri Alex de Souza'yı alabilmek için çalışmalarını yoğunlaştıran transfer ekibi, istediği sonucu alamayınca en azından içinde bulunulan sezona yardımcı olabilecek bir oyuncuyu kadroya katmak için farklı bir plan yaptılar. Alex'in takımında oynayan golcü futbolcu Marcio Nobre'yi hedef listesine alan ekip, olumlu raporunu Daum'a ilettikten sonra transferi noktalayıp, genç futbolcu ile Türkiye'ye döndüler. İkinci yarıya, tekrarlanan Rizespor karşılaşması ile başlayan Fenerbahçe, yeni transfer Nobre'nin 2 gol attığı maçı 4-1 kazandı ve 2004 yılına iyi bir başlangıç yaptı. İkinci devreye Samsunspor karşısında aldığı hüsran ile başlayan Beşiktaş da ise ortalık karışmış, takımın yıldız oyuncusu İlhan Mansız, Japonya'ya Vissel Kobe takımına satılmıştı. Nobre'nin özellikle Kadıköy'de attığı gollerle yoluna emin adımlarla devam eden Fenerbahçe, 23.haftada ezeli rakibi Galatasaray'ı 2-1 yenerek, liderlik koltuğuna oturmuştu. O tarihten sonra birincilik koltuğunu kimseye kaptırmayan Sarı Kanaryalar, sezon sonunda şampiyonluğunu kutluyordu. Bu zaferde devre arasında transfer edilen Nobre attığı 12 gol ile destek vermiş ve Fenerbahçe taraftarlarının gönlünü kazanmıştı. Lorke lorke türküsü Marcio Nobre için değiştirilmiş ve Şükrü Saraçoğlu'nda söylenmişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0ZOI8zq1_10/TwA6tziRdEI/AAAAAAAABwE/ueJy-6Jstko/s1600/aratransfernobre.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://2.bp.blogspot.com/-0ZOI8zq1_10/TwA6tziRdEI/AAAAAAAABwE/ueJy-6Jstko/s320/aratransfernobre.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-Franck Ribery-FC Metz-Galatasaray-2004-05 sezonu:&lt;/b&gt;100.yılını kutlamaya hazırlanan Galatasaray camiası, futbol takımının başına eski efsane futbolcusu Gheorghe Hagi'yi geçirmişti. "I love you,Hagi" tezaruhatlarıyla sezona giren Sarı Kırmızılı takım, sezon öncesi istediği yıldız transferleri gerçekleştirememişti. Sadece Song ve Flavio Concecaio gibi futbol piyasasında ün yapmış isimler transfer edilebilmişti. Öte yandan geçen sezonun şampiyonu Fenerbahçe, ezeli rakibinin 100.yılının verdiği motivasyon ve sezon başı transferleriyle ligi domine ediyordu. Galatasaray, derbiyi kazanmasına rağmen ligin ilk yarısında Sarı Lacivertli takımın 4 puan gerisinde ikinci sırada kalmıştı. Devre arasına başlarken ezeli rakibinden bir darbe daha yiyen Galatasaray, dünyaca ünlü yıldız Nicolas Anelka'nın Fenerbahçe'ye imza atmasının ardından psikolojik açında da zayıflamıştı. Transfer isteyen Hagi'nin raporu doğrultusunda çalışmalar yapan yönetim, kağıt üzerinde taraftarını mutlu edebilecek hamleleri yapamamıştı. Çanakkale Dardanelspor'dan Hasan Kabze, FC Basel'den Hakan Yakın ve Fransa'dan Metz kulübünden Franck Ribery kadroya dahil edilmişti. Ribery ile Anelka'yı kıyaslayan medya kanalları da Galatasaray yönetimini eleştirmişti. 100.yılda şampiyonluğun gelmesinin zor olacağı belli olmuştu. Ancak tüm sıkıntılara karşı koyan ve eleştirilere kulağını tıkayan Hagi ve takımı, ikinci yarıya iyi bir başlangıç yapmıştı. Özellikle eleştirilen Ribery'nin performansı tavan yapmış, Fransız futbolcu "Ferrari" lakabını almıştı. Öbür taraftan halefi, yıldız isim Nicolas Anelka ise istenilen form grafiğini tutturamamıştı. Şampiyonluk yarışında Fenerbahçe'nin ensesine yapışan Galatasarayi Türkiye Kupası'nda da Trabzonspor gibi güçlü bir rakibi eleyip, finale yükselmişti. Bir asrı devirmek üzere olan Aslanlar, kutlamaları Türkiye Kupası zaferi ile başlatabilirdi. Rakip ligde de olduğu gibi Fenerbahçe idi. 22 yıldır bu kupaya hasret olan Sarı Kanaryalar karşısında bambaşka bir Galatasaray vardı. Ribery'nin önderliğin ezeli rakibini 5-1 yenen Sarı Kırmızılılar, 100.yılı Türkiye Kupası ile taçlandırdılar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Li5-uODLj-c/TwA60-fPY0I/AAAAAAAABwQ/KifKL5-FfGI/s1600/ribery2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="234" src="http://1.bp.blogspot.com/-Li5-uODLj-c/TwA60-fPY0I/AAAAAAAABwQ/KifKL5-FfGI/s320/ribery2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-Miroslaw Szymkowiak-Wisla Krakow-Trabzonspor-2004-05 sezonu:&lt;/b&gt; 2003-04 sezonun ikinci yarısında gösterdiği performansla şampiyonluk yarışının içinde yer alan ve ligi ikinci sırada bitirerek 1996 yılından beri en iyi derecesini elde eden Trabzonspor, 2004-05 sezonuna Avrupa Kupalarında hayal kırıklığı yaşayarak başlayınca teknik direktör Ziya Doğan görevinden ayrılmış, yerine Trabzonspor'un efsane kalecisi Şenol Güneş geçmişti. Takımı tekrar toparlayan ve ligde iyi sonuçlar alan Trabzonspor, ilk devreyi lider Fenerbahçe'nin 6 puan gerisinde üçüncü sırada kapatmıştı. Geçen sezon kurulan takım, bu sezon iyice oturmuş ancak bazı eksik noktalar da gözden kaçmamıştı. Orta saha için liderlik özelliği bulunan bir futbolcu transferi isteyen Şenol Güneş, çok istediği Polonyalı yıldız Miroslaw Szmkowiak ile anlaştıktan sonra takımın taktiğini yeni yıldızının üzerine kurdu. Bu sistem de işe yaradı ve Trabzonspor sezonu yeniden ikinci sırada tamamlamayı sağladı. 100.yılını yaşayan Galatasaray'ı geride bırakan Karadeniz Kaplanları, 15 maçta 9 gol atan Szmkowiak'ın etkili oyunu ile taraftarlarına güzel bir sezon armağan etti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-VT7AGha3zJA/TwA7Adpbq9I/AAAAAAAABwc/mGN6ynsrLHk/s1600/miroslaw_szymkowiak_lige_1004396.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="245" src="http://3.bp.blogspot.com/-VT7AGha3zJA/TwA7Adpbq9I/AAAAAAAABwc/mGN6ynsrLHk/s320/miroslaw_szymkowiak_lige_1004396.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-5854635754795813283?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/5854635754795813283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/basarl-devre-aras-transferleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5854635754795813283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5854635754795813283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2012/01/basarl-devre-aras-transferleri.html' title='Başarılı devre arası transferleri'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8p_PZii8UGs/TwA7sNk076I/AAAAAAAABwo/LY03WsTSYWM/s72-c/transfertop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-6121548007690918708</id><published>2011-12-08T14:32:00.000+02:00</published><updated>2011-12-08T14:32:55.743+02:00</updated><title type='text'>Maç hakkında konuşmak gerekirse...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fDyeILYf1ok/TuCj3LoF_eI/AAAAAAAABvE/wcS1My2p9tk/s1600/20111207.205318_IST575_1720865.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="233" src="http://4.bp.blogspot.com/-fDyeILYf1ok/TuCj3LoF_eI/AAAAAAAABvE/wcS1My2p9tk/s320/20111207.205318_IST575_1720865.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uzun zaman sonra bir derbi mağlubiyeti yaşadık. Galatsaray'a birilerinin söylediği gün ve yıl kadardır yenilmiyorduk. Fakat mağlubiyetten de öte düşünülmesi gerekenler var. Taraftarlık eğer tuttuğun takımın antrenörüne, futbolcusuna hata yaptıklarında rahatlıkla çok ağır küfürler edebilmek ise bu oyun hiç de güzel bir oyun değil. Ama mağlubiyetleri de doğal karşılayabilmek ve önüne bakabilmek ise bence çok keyifili bir oyun. Kazanmanın olduğu yerde yenilmek de olmalı. Hem mutluluğun tadını çıkarabilmek hem de mantıklı düşünebilmek adına. Büyüklerimiz boşuna mı demiş; " Galiptir bu yolda mağlup." Küfür edip, hakaret etmek yerine avantaja dönüştürmek gerek mağlubiyetleri. O nedenle duygusallığın yanına hafif mantık eklenmeli. Dün oynanan maça dönmek gerekirse birkaç yorumum olacak benimde.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2DmTtT-zcfM/TuCj7EJbkyI/AAAAAAAABvM/fWkB0ro3NLs/s1600/20111207.204718_IST559_1720849.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="207" src="http://3.bp.blogspot.com/-2DmTtT-zcfM/TuCj7EJbkyI/AAAAAAAABvM/fWkB0ro3NLs/s320/20111207.204718_IST559_1720849.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Herkesin tartışığı konu Aykut Kocaman'ın farklı bir taktik dizilişle takımı derbiye çıkarması. Bu konuda aklı selim konuşanların söyledikleri çok mantıklı. Ancak Aykut hocanın bu hatasını aile bireylerine bile küfür ederek anlatmaya çalışanlar futbol oyunundan uzak durmalı. Bienvenu'yü sağ kanada çekip, Alex ile tek forvet çıkmak, ileride yapılması gereken presin sekteye uğramasına sebep verdi. Alex'in rakip savunma oyuncularına baskı kuramayacağı ve pres yapamayacağı aşikar. Ayrıca ilk kez böyle bir atmosferde derbiye çıkacak Bienvenu'nün de kendi bölgesinden uzak bir yerde oynatılması yanlıştı. Büyük ihtimalle Hakan Balta'nın kanadı hızlı Kamerunlu ile yıpratılmak istendi.(Bienvenu'den Niang yaratmak yerine Bienvenu'den kendi gibi oynamasını istesek fena olmaz mı?) Orta sahada oynayan üçlü; Selçuk Şahin, Emre Belözoğlu ve Cristian ise Aykut Kocaman'ın istediği, düşündüğü presi ve savunmayı gösteremedi. Biraz Selçuk Şahin ayakta durmaya çalışır görüntüdeydi fakat o da rakibin tempolu ve sürekli baskı kurmaya çalışan oyununa karşı yenik düştü. Defansta da Bekir'in eksikliğinin hissedilmesi sıkıntıları daha da yukarı çekti. Sakatlığı atlatan Serdar Kesimal'in büyük ihtimalle hazır olmadığı ve kondisyon sorunu yaşayacağı için liderlik maçında, her şeyden evvel derbide böyle bir risk almak istemedi teknik heyet. Bilica'nın daha hazır ve tecrübeli oluşu Ayku hocayı da ikna etti belli ki. Fakat her zaman patlamaya hazır bir bomba görüntüsü veren Brezilyalı stoper, belki de Fenerbahçe kariyerinde en kötü maçını oynadı. Yenilen ilk gol dışında diğer iki gol ve Galatasaray'ın yakaladığı net gol pozisyonlarda hataları çok belirleyiciydi. Özellikle orta saha ile kurulmaya çalışan bağlantıyı sekteye uğrattı. Hatalı pasları, topla çıkarken gereksiz hareketleri ve kayıpları Fenerbahçe'nin tam oyunu dengelemeye çalışacakken yine geri düşmesine neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tF0ZwCK8hIM/TuCm_h-I5iI/AAAAAAAABvU/FKq1QatiSgo/s1600/20111207.205223_IST572_1720863.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="247" src="http://4.bp.blogspot.com/-tF0ZwCK8hIM/TuCm_h-I5iI/AAAAAAAABvU/FKq1QatiSgo/s320/20111207.205223_IST572_1720863.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yobo'nun tek başına rakip hücumlara karşılık vermeye çalışması böyle zor bir maçta ne kadar yeterli olabilir?! Ancak Aykut Kocaman'ın şöyle bir şansı vardı. Maçın ilk 10 dakikasında görüntü belli oldu. Galatasaray'ın ilk 20 dakikada yakaladığı net 5 gol pozisyonuna rağmen kenar yönetim, sadece sözlü olarak uyarılardan başka bir müdahalede bulunmadı. Alex'in ileride tek ve etkisiz kalması ve arkadaşlarına sürekli geri yaslanmayın uyarıları da işe yaramayınca, görünen köy yine kılavuz istemedi. Tam tempo düştü, Galatasaray'ın hızı azaldı derken Fenerbahçe'nin sol açığı Caner Erkin'in kaptırdığı bir top döndü dolaştı rakibin sağ beki Eboue'nin gol atması ile sonuçlandı. Ardından Bilica'nın hatalı oyunun devam edip, Elmander'e kaptırdığı top derken fark ikiye çoktan çıkmıştı. Bir noktayı es geçmemek lazım. İlk 20 dakikada oluşan Galatasaray baskınlarını başarıyla önleyen Volkan Demirel, Fenerbahçe'nin dün akşam en iyi oynayanı olarak yazılmalı. Kötünün iyisi değil tam tersi sahanın iyilerindendi deneyimli kaleci. Gecenin bir diğer gözden kaçanı ise Gökhan Gönül. Yine o beklediğimiz Gökhan değildi belki ama diğer maçlara göre daha mücadeleci ve yapıcı bir Gökhan vardı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1_-juZ9Cwvw/TuCoVH5B0RI/AAAAAAAABvc/YrcB1ZExogw/s1600/20111207.212507_IST611_1720901.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="164" src="http://4.bp.blogspot.com/-1_-juZ9Cwvw/TuCoVH5B0RI/AAAAAAAABvc/YrcB1ZExogw/s320/20111207.212507_IST611_1720901.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;45 dakika boyunca oyun içinde hiç bir değişiklik yapmayan Aykut hoca, devre arasında Bienvenu-Stoch ve Emre-Semih Şentürk değişiklikleri yaparak, eski oyun yapısına dönemeye çabaladı. Hatta bu çabaları verimli de olabilirdi. Eğer Stoch'un ikinci yarı başında çektiği şut, direkten geri gelmese maç farklı yönlere de gidebilirdi. Ancak bireysel hataların devamı maçın da bir yerden sonra kopmasına zemin hazırladı. Korner atışında Bilica ve Caner'in birbirileriyle çarpışmaları ve Melo'nun dizine çarpan top maçın özeti gibiydi. Birinci gol ve ikinci golde hata yapan isimler bu sefer üçüncü golde birlikte hata yaptılar. Bir diğer nokta da Cristian ve Selçuk Şahin'in yanyana oynatılma çabası... Cristian bu sezon daha farklı bir görüntüde. Toplam iki yılda dört gol atmışken. Bu sezon 13 maçta 4 gol attı. Ancak Selçuk ile birlikte oynadıkları zaman orta sahanın pres gücü zayıflıyor. Emre'nin sert ve baskıcı oyunu rakibi yıldırabiliyor. Yani Selçuk-Emre veya Cristian-Emre ikilisi daha ideal. Mehmet Topuz'un sakatlığı ve takımda olmaması da önemli bir handikaptı. Çünkü Mehmet de en az Emre kadar hatta daha fazla, defans gücünü yaptığı pres ve koşularla kuvvetlendiren ve takımın hücumlarına da etki edebilen bir isim. Bu eksiklik de dün akşam epey bir hissedildi. İnönü'de oynanan Beşiktaş derbisinin en iyilerinden Caner'in de dün aşkam gününde olmamasıyla orta saha iyice güçsüzleşti. Galatasaray'ın istekli ve baskılı oyun anlayışı da bu orta sahaya karşı sezonun en iyi topunu oynadı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dfGBdBmaulg/TuCqG7hr0AI/AAAAAAAABvk/5mgIZ0QIJ6I/s1600/20111207.212721_IST614_1720905.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-dfGBdBmaulg/TuCqG7hr0AI/AAAAAAAABvk/5mgIZ0QIJ6I/s320/20111207.212721_IST614_1720905.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu sezon yaşadığımız genel bir sıkıntı da gol bölgesinde. Bana göre Bienvenu geleceği olan bir futbolcu. Ancak &amp;nbsp;en büyük şanssızlığı sürekli Niang gibi önemli bir isimle karşılaştırılması. Sürekli "yeni Niang" diye anılması ve Senegalli oyuncunun geçen sezon yaptıklarının Bienvenu'den beklenmesi doğru değil. Biraz zaman ve sabır gösterilirse Bienvenu'den yarar alabiliriz. Kısaca Kamerunlu'dan kesinlikle bir Niang yaratma derdinden uzaklaşmalıyız. Bienvenu sahada kendi gibi olup, öyle oynamalı. Bir diğer forvet oyuncusu Semih Şentük, kariyerindeki en formsuz dönemi yaşıyor. Sezon başında yaşanan olaylar, Semih'i de çok yormuş gibi gözüküyor. Devre arasına kadar da Semih'ten fayda sağlamak zor gibi. Böyle olunca da tüm hücum gücü Alex'in sırtına biniyor. Brezilyalı olmayınca da takım oldukça zorlanıyor(Sivasspor deplasmanı) Diğer alternatif isimler Stoch ve Dia ise yeterli kullanılamayan futbolcular. Dia'nın omuz sakatlığını saymazsak özellikle Stoch konusunda da sabırlı olmak gerekiyor. Stoch kuşkusuz hücum gücünü arttıran ve üst noktalara taşıyan bir isim. Form yakaladığında da tek başına maç kazandırabilecek bir alternatif. Alex'in yükünü azaltması için de kullanılmalı. Dia da sakatlığın sebep verdiği formsuzluğu atlattığında takımı olumlu yönde etkileyebilecek kapasitede.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wo4jvqGEhnw/TuCsMRW3CtI/AAAAAAAABvs/T0gXk71WBVk/s1600/20111207.215016_IST668_1720958.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="259" src="http://1.bp.blogspot.com/-wo4jvqGEhnw/TuCsMRW3CtI/AAAAAAAABvs/T0gXk71WBVk/s320/20111207.215016_IST668_1720958.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-6121548007690918708?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/6121548007690918708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/mac-hakknda-konusmak-gerekirse.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6121548007690918708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6121548007690918708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/mac-hakknda-konusmak-gerekirse.html' title='Maç hakkında konuşmak gerekirse...'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-fDyeILYf1ok/TuCj3LoF_eI/AAAAAAAABvE/wcS1My2p9tk/s72-c/20111207.205318_IST575_1720865.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-678513323510297170</id><published>2011-12-05T16:13:00.001+02:00</published><updated>2011-12-05T22:22:37.791+02:00</updated><title type='text'>Derbiden kareler</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;i&gt;Gurbet Kupası 2010-Almanya&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-vcjNDUMIgU0/TtzNqLue2gI/AAAAAAAABsk/830-T81B4PM/s1600/almanyada.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-vcjNDUMIgU0/TtzNqLue2gI/AAAAAAAABsk/830-T81B4PM/s320/almanyada.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Galatasaray-Fenerbahçe 2008-09-Ali Sami Yen&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-c3V9Lmj_-is/TtzOLow13SI/AAAAAAAABss/rDKLXb-dQAE/s1600/fft16mm751364.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://3.bp.blogspot.com/-c3V9Lmj_-is/TtzOLow13SI/AAAAAAAABss/rDKLXb-dQAE/s320/fft16mm751364.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Özhan Canaydın'a saygı&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-H154uyrevVc/TtzOUfUICAI/AAAAAAAABs0/JsKUfHM5mbM/s1600/280310-Derbi01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://3.bp.blogspot.com/-H154uyrevVc/TtzOUfUICAI/AAAAAAAABs0/JsKUfHM5mbM/s320/280310-Derbi01.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Özhan Canayadın'a saygı-2&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yrIKEayhu5s/TtzOc6-BJNI/AAAAAAAABs8/F_t2WRkSM1w/s1600/B_e1e2be1ae6cd0274a33bd8348344006c.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-yrIKEayhu5s/TtzOc6-BJNI/AAAAAAAABs8/F_t2WRkSM1w/s320/B_e1e2be1ae6cd0274a33bd8348344006c.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Anderson vs Taffarel&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-nVxt8pI_vDY/TtzOjuiVlMI/AAAAAAAABtE/MM5D-FvgrHg/s1600/taff01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://3.bp.blogspot.com/-nVxt8pI_vDY/TtzOjuiVlMI/AAAAAAAABtE/MM5D-FvgrHg/s320/taff01.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kupa Öncesi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hYUnYBDE5jI/TtzPJVR1I8I/AAAAAAAABtU/fUGrnobm_X8/s1600/b_0c0ee2628b1b65acb547a28423e5e65f.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-hYUnYBDE5jI/TtzPJVR1I8I/AAAAAAAABtU/fUGrnobm_X8/s320/b_0c0ee2628b1b65acb547a28423e5e65f.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Schumacher son anda&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LrDamrfY27o/TtzPRSrfEgI/AAAAAAAABtc/hYAGN44Gu-4/s1600/15817hp2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="185" src="http://1.bp.blogspot.com/-LrDamrfY27o/TtzPRSrfEgI/AAAAAAAABtc/hYAGN44Gu-4/s320/15817hp2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Okocha,Högh vs Bülent Korkmaz&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kifwBtWU0Hc/TtzPa89uWyI/AAAAAAAABtk/Xc6JW0qGEhw/s1600/kar%25C5%259F%25C4%25B1s%25C4%25B1nda-g%25C3%25B6khan-g%25C3%25B6n%25C3%25BCl-g%25C3%25B6rm%25C3%25BC%25C5%259F-arda-turan_33959.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="217" src="http://4.bp.blogspot.com/-kifwBtWU0Hc/TtzPa89uWyI/AAAAAAAABtk/Xc6JW0qGEhw/s320/kar%25C5%259F%25C4%25B1s%25C4%25B1nda-g%25C3%25B6khan-g%25C3%25B6n%25C3%25BCl-g%25C3%25B6rm%25C3%25BC%25C5%259F-arda-turan_33959.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;İki Kaptan&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dlWRwcJJotY/TtzPlFAvIaI/AAAAAAAABts/94Ig3_0AO7Q/s1600/news_manset_resim_zd_alexarda03.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://3.bp.blogspot.com/-dlWRwcJJotY/TtzPlFAvIaI/AAAAAAAABts/94Ig3_0AO7Q/s320/news_manset_resim_zd_alexarda03.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bülent Uygun vs Galatasaray Savunması&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7cLE5NPyazs/TtzPssKM-JI/AAAAAAAABt0/AQsXKM-TA2Y/s1600/27739_0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-7cLE5NPyazs/TtzPssKM-JI/AAAAAAAABt0/AQsXKM-TA2Y/s320/27739_0.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Seremoni&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-6mW_atRpNDg/TtzPzWTKsgI/AAAAAAAABt8/M71Xw1KQX7A/s1600/38643hp2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-6mW_atRpNDg/TtzPzWTKsgI/AAAAAAAABt8/M71Xw1KQX7A/s320/38643hp2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Örümcek Kamera&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-I5tTsB5TS_U/TtzP7FcN-KI/AAAAAAAABuE/E4ITNdXnXD8/s1600/galatasaray-1-fenerbahce-2-279937-01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-I5tTsB5TS_U/TtzP7FcN-KI/AAAAAAAABuE/E4ITNdXnXD8/s320/galatasaray-1-fenerbahce-2-279937-01.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Samuel Johnson tek, siz hepiniz&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-AkuK6wKbSms/TtzQMdmNM5I/AAAAAAAABuM/lLfmh43IyxY/s1600/1304622852-10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="137" src="http://2.bp.blogspot.com/-AkuK6wKbSms/TtzQMdmNM5I/AAAAAAAABuM/lLfmh43IyxY/s320/1304622852-10.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ezeli rekabet, ebedi dostluk&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wqQV1MtKCps/TtzQl9yn3bI/AAAAAAAABuc/XmCnJAfisQA/s1600/1675b0l.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="161" src="http://2.bp.blogspot.com/-wqQV1MtKCps/TtzQl9yn3bI/AAAAAAAABuc/XmCnJAfisQA/s320/1675b0l.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Eski takım-Yeni takım&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Omhywj9cFuQ/TtzQ3hu6OFI/AAAAAAAABuk/T5HSX_hwYSM/s1600/fenerbahce-galatasaray-3-1-sporlog-october-2009-ii.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="243" src="http://4.bp.blogspot.com/-Omhywj9cFuQ/TtzQ3hu6OFI/AAAAAAAABuk/T5HSX_hwYSM/s320/fenerbahce-galatasaray-3-1-sporlog-october-2009-ii.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Gol...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-at2FOp-JLkc/TtzRA7sjgHI/AAAAAAAABus/nAIwVYDEl34/s1600/25+Ekim+2009-Fenerbah%25C3%25A7e-Galatasaray+ma%25C3%25A7%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="176" src="http://2.bp.blogspot.com/-at2FOp-JLkc/TtzRA7sjgHI/AAAAAAAABus/nAIwVYDEl34/s320/25+Ekim+2009-Fenerbah%25C3%25A7e-Galatasaray+ma%25C3%25A7%25C4%25B1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;6-0...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-WOzYyag9Wa8/TtzRLWIxVII/AAAAAAAABu0/RnUYrrpDzek/s1600/mondi02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://2.bp.blogspot.com/-WOzYyag9Wa8/TtzRLWIxVII/AAAAAAAABu0/RnUYrrpDzek/s320/mondi02.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bu filmin sonu yok...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mDhC5vJK4yY/TtzRac7vy-I/AAAAAAAABu8/Ws2wkjEm4ys/s1600/film.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="145" src="http://2.bp.blogspot.com/-mDhC5vJK4yY/TtzRac7vy-I/AAAAAAAABu8/Ws2wkjEm4ys/s320/film.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-678513323510297170?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/678513323510297170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/derbiden-kareler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/678513323510297170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/678513323510297170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/derbiden-kareler.html' title='Derbiden kareler'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-vcjNDUMIgU0/TtzNqLue2gI/AAAAAAAABsk/830-T81B4PM/s72-c/almanyada.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-4406521296111810497</id><published>2011-12-05T15:29:00.000+02:00</published><updated>2011-12-05T15:29:45.352+02:00</updated><title type='text'>Derbi günü yaklaşırken</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BUCENdsDuKI/TtzD2tkkweI/AAAAAAAABsc/Y-FOZ6oTlhk/s1600/fbgs.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://2.bp.blogspot.com/-BUCENdsDuKI/TtzD2tkkweI/AAAAAAAABsc/Y-FOZ6oTlhk/s320/fbgs.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Asırlık rekabette bir yenisi 7 Aralık Çarşamba akşamı TT Arena'da oynanacak. 2011 yılının son derbisi olarak da kayıtlara geçecek olan bu maç öncesi geçmişten bazı fotoğraflar yayınlamak istedim. Bazı anlamlı ve özel kareleri bulup, çıkarttım. Özellikle son 10 yılda oynanan müsabakaların görüntülerini koydum bloguma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1-Samuel Johnson( Fenerbahçe-Galatasaray 7-6):&lt;/b&gt; Fenerbahçe, Mustafa Denizli yönetiminde ligde Galatasaray ile şampiyonluk mücadelesine girişmişti. O zamanki adıyla Birinci ligde dört yıldır süren Galatasaray egemenliğine son vermek isteyen Sarı Lacivertli takım Revivo ve Rapaic gibi yıldız isimler başta olmak üzere takım olarak iyi bir sene geçiriyordu. Kadiköy'de yapılan tüm maçlarda Fenerbahçe daha rahat olan ve sürekli kazanan taraftı. Ligi başarılı bir şekilde götüren Mustafa Denizli'nin öğrencileri, kupada da yoluna devam ediyordu. Siirt, Bursaspor ve Ankaragücü gibi takımları tek maçlı eleminasyon sisteminde geçen Sarı Lacivertliler, yarı finale yükselmişlerdi. Rakip ise şehrin Avrupa yakasında bulunan Galatasaray'dı. 7 Şubat 2001 akşamı Şükrü Saraçoğlu'nda oynanan maçın normal süresi 4-4 tamamlanmış. Uzatmalarda da gol sesi çıkmayınca, kazananın belirlenmesi için penaltı atışlarına geçilmişti. Kullanılan penaltılar sonucunda da kaleci Rüştü'nün de büyük katkılarıyla finale adını yazdıran taraf Fenerbahçe olmuştu. O maçın başına dönersek henüz 5.dakikada Emre Belözoğlu'nun golüyle geri düşen Sarı Lacivertli takım daha sonra toparlanıp, Revivo'nun önderliğinde skoru 3-1'e getirmişti. İşte Fenerbahçe'nin ikinci golünü kaydeden Samuel Johnson'un sevinci;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JMC2rvZVuaE/TtywkmmCA-I/AAAAAAAABrE/j_vNDp_n8O4/s1600/johnson520.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://1.bp.blogspot.com/-JMC2rvZVuaE/TtywkmmCA-I/AAAAAAAABrE/j_vNDp_n8O4/s320/johnson520.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;2-Milan Rapaic(Fenerbahçe-Galatasaray 1-0): &lt;/b&gt;Mustafa Denizli ile 2001-02 sezonunun ilk yarısını ve Şampiyonlar Ligi'ni kötü geçiren Fenerbahçe, tecrübeli teknik adamla yollarını ayırmıştı. Devre arasında ise göreve 1860 Munih'in Alman hocası Werner Lorant getirilmişti. Şampiyonluk yarışından kopmak istemeyen Fenerbahçe 23.haftada kendi sahasında lig ikincisi Galatasaray ile karşılaşıyordu. Hem lider Beşiktaş'ı yakalamak hem de Galatasaray'ın ensesinde olduğunu hissettirmek için mutlak kazanması gereken Sarı Kanaryalar, maça baskılı başlamıştı. Önce Revivo'nun şutuyla Mondragon'un koruduğu kaleyi tehlikeye sokan Lorant'ın öğrencileri, 26.dakikada aradığı golü bulmuştu. Sağ kornerden Ogün'ün attığı pasa gelişene sert ve düzgün bir vuruş yapan Hırvat yıldız Rapaic, takımını öne geçirmekle kalmıyor, Galatasaray'ın 7 kişi kaldığı müsabakada 3 puanı getiren golü de kaydediyordu. Milan Rapaic'in Fenerbahçe formasıyla attığı belki de en güzel gol olarak da tarih sayfalarında kendine yer buluyordu bu an.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-kZUw2eGYDsQ/Ttyx4VNN4YI/AAAAAAAABrM/5uRQcLnUfSo/s1600/rapaic.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://2.bp.blogspot.com/-kZUw2eGYDsQ/Ttyx4VNN4YI/AAAAAAAABrM/5uRQcLnUfSo/s320/rapaic.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;3-Selçuk Şahin(Galatasaray-Fenerbahçe 0-1): &lt;/b&gt;Christoph Daum'un Fenerbahçe'de ikinci dönemi yaşanıyordu. Lige fırtına gibi başlayıp ilk 10 maçta 9 galibiyet alan Sarı Kanaryalar, ikinci devre maçlarında düşüşe geçip, zirvenin gerisinde kalıyordu. Ayrıca ligde Bursaspor süprizi de vardı. Yeşil Beyazlı takım tarihinin en iyi lig performansını gösterip, 27.hafta sonunda liderlik koltuğunda oturuyordu. Şampiyonluk yarışından kopmak istemeyen iki ezeli rakibin de galip gelmekten başka şansı yoktu. Mücadeleci ve ortada geçen maçta her iki takımda kontrolü elinden bir an olsun bırakmıyordu. Çünkü yapılabilecek ufak bir hata maçı değil şampiyonluğu alıp, götürecekti. Tek çare bireysel yeteneklere veya duran toplara kalmıştı. Ancak maçın 70.dakikasında Andre Santos'un taç atışı ve Vederson'un pası, topun Selçuk'a gelmesini sağlamıştı. Selçuk ise yaklaşık 25-26 metreden bir şut çıkarıp, Galatasaray kalesini yoklamak istedi. Ama bu yoklama kaleci Leo Franco'nun da hatasıyla golle sonuçlandı. Yere sekerek giden top, kaleciyi yanıltmış, Fenerbahçe'yi de 1-0 öne geçirip, 3 puanı getirmişti. Bu maçın bir diğer özelliği de Ali Sami Yen'de oynanan son Galatasaray-Fenerbahçe derbisi olmasıdır. Hem Sarı Lacivertli takım hem de Selçuk Şahin tarihe geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZEfeuiTUg0A/Ttyzn_gmc-I/AAAAAAAABrU/Wq4z6uzD0WM/s1600/010.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZEfeuiTUg0A/Ttyzn_gmc-I/AAAAAAAABrU/Wq4z6uzD0WM/s320/010.jpg" width="289" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;4-Deivid de Souza(Fenerbahçe-Galatasaray 4-1): &lt;/b&gt;Zico ile yaşanan başarı dolu iki sezonun ardından yönetimsel bir hata ile göreve daha disiplinli (!) olduğu gerekçesiyle Aragones getirilmişti. Lige kötü başlayan ve ilk 5 haftada 3 yenilgi alan Fenerbahçe, geçen iki sezonun formda takımından çok uzaktı. Aragones'e karşı herkesde bir soğukluk olmuştu. Fakat yıllardır gelenekselleşen, Fenerbahçe ne zaman zor dönemlere girse ve Galatasaray ne zaman performansının doruğunda olsa derbilerde sonuç her zaman bellidir. Fenerbahçe maçı kazanır ve düzlüğe çıkar, Galatasaray ise yenilir ve kendini bir anda sorgulamaya başlar. Yine öyle bir maç oynandı 9 Kasım 2008 akşamı Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda. 9 yıldır Kadiköy'de galibiyete ve puana hasret Sarı Kırmızılı takım, hafta içi UEFA Kupası'nda Benfica'yı devirip, moral depolamıştı. Fenerbahçe de lig ve Şampiyonlar Ligi'nde tabir-i caizse dökülüyordu. Müsabaka da normal performanslar ışığında başladı. Lincoln ile öne geçen Sarı Kırmızılılar, iyi de bir futbol sergiliyordu. Ama dedim ya Fenerbahçe ne yapar eder golü bulur. Deivid'in kulladığı kornerde ön direkte ayağını uzatan Selçuk Şahin önce beraberliği getirdi daha sonra film koptu. Son dakikalara 3-1 galip giren Fenerbahçe'de sezon başı bacağı kırılan Deivid, sağlığına kavuşmanın şerefine o alışık olduğumuz şutlarından birini çekti ve kaleci Morgan De Santcis'i mağlup etti. Skoru da 4-1 yaparak tarihi bir maçı daha Kadiköy hatıralarına ekledi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VzaHdxQDi9Y/Tty1rrmxbqI/AAAAAAAABrc/c-WKUAw9rqE/s1600/7_233552_deivid570_414_232.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://1.bp.blogspot.com/-VzaHdxQDi9Y/Tty1rrmxbqI/AAAAAAAABrc/c-WKUAw9rqE/s320/7_233552_deivid570_414_232.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;5-Edu Drecana(Galatasaray-Fenerbahçe 1-2):&lt;/b&gt; Bir önceki sezon Denizli deplasmanında kaybedilen şampiyonlukla moralleri bozulan camiya 100.yılda kazanılacak bir şampiyonluk büyük bir şans ve başarı olacaktı. Daum ile yolları ayırıp, Brezilya tarihinin efsane futbolcularından Zico ile anlaşan yönetim, takım içinde de bazı değişikliklere gitti. Luciano, Anelka, Nobre gibi isimlerle yollar ayrılırken Deivid, Kezman, Edu, Lugano ve Tümer gibi yeni oyuncular kadroya dahil edildi. Ligi büyük ölçüde lider götüren Fenerbahçe, şampiyonluk yarışında Beşiktaş ile yarışıyordu. İnönü'de 31.haftada Kezman'ın aşırtma golüyle de yolu yarılayan Sarı Kanaryalar, bir sonraki hafta cezası nedeniyle İzmir'de Trabzonspor ile karşılaşıp, şampiyonluğunu garantilemişti. Şampiyon apoletini erken takan Fenerbahçe, 33.haftada ezeli rakibinin evine şampiyon unvanı ile gidiyordu. Bütün bir hafta Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi maç öncesi alkışlayıp, alkışlamayacağı konuşuluyordu. Aslında tüm bu konulmalar ortamın gerilmesine sebep olmuş ve maç öncesi, maç esnası ve sonrası birçok olay yaşanıştı. Pet şişeler, koltuklar, yaralanan polis ve taraftarlar, hakemin maçı 3 defa durdurup içeri gitmesi, Deivid'in gözüne gelen pil ve maçın galibinin Fenerbahçe olması. 100. yılda Galatasaray ile oynadığı tüm maçları kazanan Sarı Lacivertli takım, Ali Sami Yen'de aldığı 2-1 galibiyet ile mutluluğuna mutluluk katıyordu. İki defans oyuncusu ile sonuca giden Fenerbahçe'de Edu da formasıyla ilk derbi golünü atıyordu. Ümit Özat'ın sağ taraftan kullandığı serbest vuruşta, arka direğe yönelen Edu, Mondragon'u mağlup edip, skoru 2-0'a getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yskYcEKkiW0/Tty3yz1ivWI/AAAAAAAABrk/H82Ms5sFUWQ/s1600/edu002.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="http://3.bp.blogspot.com/-yskYcEKkiW0/Tty3yz1ivWI/AAAAAAAABrk/H82Ms5sFUWQ/s320/edu002.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;6-Ali Güneş(Fenerbahçe-Galatasaray 2-1): &lt;/b&gt;Son şampiyonluğunu 96 yılında kazanan Fenerbahçe, 2000-01 sezonunda Mustafa Denizli ile zirveye adım adım yaklaşıyordu. Liderlik için Galatasaray ile çekişen Sarı Lacivertliler, aldıkları Denizlispor ve Ankaragücü mağlubiyetleri ile ikinciliğe düşmüşler, zirve koltuğunu da Sarı Kırmızılılara bırakmışlardı. Ancak Kadiköy'de oynanacak maç liderlikten çok şampiyonluk müjdecisi olacaktı her iki takım için. Son dört yılın şampiyonu Galatasaray ve Mustafa Denizli ile efsaneleşmeye başlayan Fenerbahçe, 6 Mayıs 2001'de karşı karşıya geldi. Maçın henüz başında Revivo'nun ara pasına yönelen Denizli'nin jokeri Ali Güneş, kaleci Taffarel'i çalımlayıp boş kaleye topu gönderdiğinde şampiyonluk maçında Fenerbahçe 1-0 öne geçmişti. Karşılıklı ataklarla ve yüksek atmosferde geçen mücadelede, ikinci yarı Yusuf Şimşke ile farkı açan Fenerbahçe, Rüştü'nün sakatlanması ve Suat Kaya'nın golü ile son 10 dakikayı stres dolu geçirse de altın değerinde bir 3 puana ulaşmıştı, sezon sonunda da 14.şampiyonluğa.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-uO0iL_xGV2w/Tty5mFGj3VI/AAAAAAAABrs/XYnP0qlk_J0/s1600/ali+gunes.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="206" src="http://2.bp.blogspot.com/-uO0iL_xGV2w/Tty5mFGj3VI/AAAAAAAABrs/XYnP0qlk_J0/s320/ali+gunes.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;7-Serhat Akın(Fenerbahçe-Galatasaray 6-0): &lt;/b&gt;Sezon öncesi&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Ortega transferiyle taraftarlarını coşturan Fenerbahçe'de herhalde kimse derbide alınacak zaferle daha büyük bir coşku yaşanacağını düşünemezdi. Sezon belki Fenerbahçe için çok kötü bitmiş, liderin 34 puan gerisinde altıncı sırada tamamlanmış ve o büyük umut beslenen Ortega takımdan kaçarak ayrılmıştı ama her sene bir bayram gibi kutlanan 6 Kasım 2002 tarihi hafızalarda yer etmişti. Ligin 6.haftasında oynanacak maç her iki takımın da Avrupa Kupası maçları nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmişti. Lorant ile memnun olmayan Fenerbahçe, eski hocası Fatih Terim'e geri dönen Galatasaray arasında ki derbi ligin ilk yarısında oynanıyordu. Fatih Terim Kadiköy'e son çıktığında yıl 1999'du ve kazanan taraf Galatasaray'dı. Bu özgüvenle maça çıkan Fatih Terim hiç beklemediği bir dakikada yakından da tanıdığı ve zamanında transfer etmek istediği genç Tuncay'ın kafa golüyle şaşırmıştı. Doğal olarak takımı Galatasaray'da hem maç öncesi hem de gol sonrası atmosfere yenik düşünce, Ortega 38.dakikada farkı bir anda ikiye çıkarmıştı. Fakat daha sonra işler değişir gibi oldu. 50.dakikada oyundan atılan Arjantinli süperstar Ariel Ortega, Galatasaray'ı cesaretlendirse de Serhat iki kez sahneye çıkıp maçı 4-0 yapmıştı. Özellikle attığı dördüncü golden sonra yaptığı "5" işareti ve maç sonu açıklamarıyla tarih sayfalarına giriş yaptı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sBCDXaxuCIo/Tty7L80zq0I/AAAAAAAABr0/HrDTVsjf6a0/s1600/niyazi-serhat-ak%25C4%25B1n_126948.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-sBCDXaxuCIo/Tty7L80zq0I/AAAAAAAABr0/HrDTVsjf6a0/s320/niyazi-serhat-ak%25C4%25B1n_126948.jpg" width="230" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;8-Marcio Nobre(Galatasaray-Fenerbahçe 0-1): &lt;/b&gt;Son iki sezonun şampiyonu ama en önemlisi ezeli rakibi Galatasaray'ın 100. yılının şampiyonu Fenerbahçe, Daum ile üçüncü yılında yeni bir rekora doğru koşuyordu. Ligde son 11 maçını kazanan Sarı Kanaryalar, Galatasaray derbisinden galip ayrıldığı takdirde seriyi 12 maça çıkarıp, yeni bir istatistik başarı kazanacaklardı. 14.haftada Ali Sami Yen'de oynanacak derbiye Galatasaray gaibiyet parolası ile çıkmıştı. Sezona Belçikalı Gerets ile başlayan Sarı Kırmızılılar 100.yıllarında oynayacakları son derbiyi kazanıp, taraftarlarına bir hediye vermek istiyorlardı. Ancak Fenerbahçe'ye karşı şans yine tutmadı. Maça hızlı başlayan, Necati Ateş ve Orhan Ak ile yüzde yüzlük golleri kaçıran Galatasaray, 45.dakikada yine geleneksel üzüntüsünü yaşamıştı. Appiah'ın sağ çizgiden defansın arkasına gönderdiği topa koşu yapan Nobre, kaleci Mondragon'un üstünden topu ağlara göndererek, ezeli rakibinin 100.yılında oynanan son derbiyi kazanmanın ve ligde galibiyet rekoru kırmanın sevincini yedek kulübesiyle paylaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vj8jq1nkQb0/Tty8vsmdz0I/AAAAAAAABr8/_VbYl_nuKBM/s1600/nobre04.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://2.bp.blogspot.com/-vj8jq1nkQb0/Tty8vsmdz0I/AAAAAAAABr8/_VbYl_nuKBM/s320/nobre04.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;9-Alex de Souza(Fenerbahçe-Galatasaray 2-1): &lt;/b&gt;Fenerium tribünün açılışının yapılacağı Türkiye Kupası çeyrek final ilk maçında Fenerbahçe'nin rakibi Galatasaray'dı. 2005-06 sezonunda şampiyonluk için yarışan iki takım, kupada da karşılaşacaklardı. İki eleme maçı oynayacak rakipler, ilk randevuları için Şükrü Saraçoğlu'na çıkmışlardı. Son yıllarda Kadiköy'de kazanan taraf hep Fenerbahçe olmuştu. Bu baskıda sahaya çıkan Galatasaray da hem 100.yılın acısını unutmak hem de zafer elde etmek istiyordu. İlk yarıda Luciano'nun defanstan ileri çıkıp, Tuncay'ın uzun topuna yaptığı hamle ve harika şutuyla öne geçen Sarı Lacivertliler, ilk yarıyı da bu golün getirdiği skor avantajı ile tamamlamıştı. İkinci yarıya baskılı başlayan Galatasaray, 62.dakikada Ümit Karan ile beraberliği yakalayıp, deplasmanda gol atmanın faydasına seviniyordu. İkinci maçta kendi sahasında oynayacak olan Sarı Kırmızılılar, rakip sahada gol atmanının öneminin farkındaydı. Kontrollü devam eden maçın 82.dakikasında preslere karşılık veremeyen savunma oyuncusu Tomas, topu uzaklaştıramayıp Alex'in önüne bırakmıştı. Hatasını telafi etmek için müdahale ettiğinde ise iş işten çoktan geçmişti. Alex yerdeydi ve karar fauldü. Tehlikenin farkında olan Hasan Şaş, takım arkadaşını azarlıyordu. Frikik ustası Alex, topun başına geçmişti. Aykut Erçetin'in kalede duruş hatasını akıllı bir şekilde değerlendiren Brezilyalı futbol ustası, takımını 2-1 öne geçirip, turun kapısını aralıyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-jsM9oAIahuo/TtzCJ4h_fCI/AAAAAAAABsM/gyusKMB6Luo/s1600/08+Mart+2006-Fenerbah%25C3%25A7e-Galatasaray+ma%25C3%25A7%25C4%25B11.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="202" src="http://2.bp.blogspot.com/-jsM9oAIahuo/TtzCJ4h_fCI/AAAAAAAABsM/gyusKMB6Luo/s320/08+Mart+2006-Fenerbah%25C3%25A7e-Galatasaray+ma%25C3%25A7%25C4%25B11.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;10-Semih Şentürk(Fenerbahçe-Galatasaray 2-0): &lt;/b&gt;100.yılın şampiyonu Fenerbahçe, bir sonraki sezona ligde iyi bir başlangıç gerçikleştiremese de Şampiyonlar Ligi maçlarında harika bir performans sergiliyordu. Daha sonra ligde de düzelen ve liderlik yarışına başlayan Sarı Lacivertliler, 15.hafta ligin namağlup takımı Galatasaray ile Kadiköy'de karşılaşacaktı. Son 7 maçı kazanan Fenerbahçe bu psikolojik üstünlüğü ve formda kadrosuyla maçın favorisiydi. Nitekim de beklenen gibi oldu ve henüz 7.dakikada Gökhan Gönül'ün kullandığı taç atışında topu Alex'e indiren Semih, ceza sahasına çok güzel bir koşu yaparak kendini boşa çıkarmıştı. Usta Alex de enfes pasıyla takım arkadaşına golü attırmıştı. Semih Şentürk, Fenerbahçe formasıyla ilk Galatasaray golünü atmış ve bilinen deyim ile "Gerçek Fenerbahçeli" olmuştu. Ayrıca bu maç Fenerbahçe'nin 100.yılında oynadığı son derbiydi. İkinci yarıda Deivid'in golü ve yengeç dansı ile maçı kutlayan Sarı Kanaryalar, ligde de liderliğe bir adım daha yaklaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-M_UDeRZnASw/TtzDhHFrbfI/AAAAAAAABsU/Yc52KaSOpJM/s1600/ads%25C4%25B1z.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="244" src="http://4.bp.blogspot.com/-M_UDeRZnASw/TtzDhHFrbfI/AAAAAAAABsU/Yc52KaSOpJM/s320/ads%25C4%25B1z.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-4406521296111810497?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/4406521296111810497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/derbi-gunu-yaklasrken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4406521296111810497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4406521296111810497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/derbi-gunu-yaklasrken.html' title='Derbi günü yaklaşırken'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-BUCENdsDuKI/TtzD2tkkweI/AAAAAAAABsc/Y-FOZ6oTlhk/s72-c/fbgs.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8176470727059746540</id><published>2011-12-03T23:36:00.000+02:00</published><updated>2011-12-03T23:36:48.299+02:00</updated><title type='text'>An itibariyle Fenerbahçe</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-K2sAvO2Cjcs/TtqBb1b5V6I/AAAAAAAABps/0e_BGOvJ4jg/s1600/20111119.193947_IST414_1709387.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="237" src="http://3.bp.blogspot.com/-K2sAvO2Cjcs/TtqBb1b5V6I/AAAAAAAABps/0e_BGOvJ4jg/s320/20111119.193947_IST414_1709387.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fenerbahçe 13.hafta itibariyle en yakın rakibi Galatasaray'ın 3 puan önünde liderliğini sürdürdü. Bu sezonun Sarı Lacivertli kulüp için son derece önemli olduğu malumunuz. Yazın yaşanan şike operasyonu ve akabinde gelen sıkıntılardan sonra birçok kişiyi şaşırttı bile diyebiliriz bu performans için. Fenerbahçe taraftarları ise takımlarına verdikleri destek ve takımın kenetlenmesine yardımcı olmalarıyla bu başarının aslında önemli mimarlarından. Takımın da formaya sahip çıkması ve geçen sezon büyük mücadele vererek kazandıkları şampiyonluğun şaibeli bir ortama sokulması da kenetlenmenin kilit noktası oldu. Kadroda bulunan her futbolcu sorumluluk alıyor, kötü oynasa bile asla mücadeleyi bırakmıyor. Tek tek her ismin tebrik edilmesi gerekir böylesine zor ortamda başarının devam etmesinden dolayı. Ayrıca Şampiyonlar Ligi'nden ihraç edilmenin sonrasında gelen problemlerin giderilmesi için takımın iskeletini oluşturan oyuncuların satılmasına rağmen böyle istikrarlı form grafiği taraflı tarafsız herkesin takdirini kazandı. Dediğim gibi her oyuncunun bu başarıda payı büyük ama bazı öne çıkan isimler de var. Kısaca onlara da değinmek ve bir değerlendirme yapmak istedim.&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LqKDRvp8sc8/TtqBhqm5m8I/AAAAAAAABp0/cV6GD7bbLlM/s1600/2011-12-03_kpkkk446.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-LqKDRvp8sc8/TtqBhqm5m8I/AAAAAAAABp0/cV6GD7bbLlM/s320/2011-12-03_kpkkk446.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Lugano, Andre Santos, Niang ve Guiza gibi son kazanılan şampiyonlukta önemli bir yeri bulunan oyuncuların takımdan ayrılmak zorunda kalması başlı başına bir sorundu. Şike skandalıyla dalgalanan kulüp, takımın iskeletini oluşturan oyuncuların da ayrılmasıyla yeni bir sorunla karşılaşmak zorunda kalmıştı. Ayrıca Aykut Kocaman'ın büyük ümit beslediği ve çok isteyerek transfer ettirdiği Emenike'nin de daha sırtına formayı geçirmeden ayrılması morallerin de bozulmasına neden oldu. Elbette yönetim giden isimlerin yerini doldurmak için çalışmalar yaptı ancak boşluğunu doldurmaya çalıştığınız futbolcular Avrupa'nın da önemli sayılabilecek futbolcularındandı. Şimdi bazı öne çıkan isimlerden bazılarına tek tek yer verip, değerlendirmeler yapmaya çalışacağım.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Bekir İrtegün: &lt;/b&gt;Fenerbahçe'ye transfer olduğu 2009 yılından beri en istikrarlı sezonunu geçiriyor. Bunda yaşanan olayların da etkisi çok büyük. Fakat Bekir'in de özverili oyunu ve formanın hakkını sonuna kadar vermesi bu istikrarın da büyük pay sahibi oldu. Geldiği ilk sezon Bilica ve Lugano'nun geçen yıl da Lugano ve Yobo'nun arkasında sırasını bekleyen fakat sürekli Gökhan Gönül'ün olmadığı zamanlarda sağ bek oynamak zorunda kalan Bekir, bazen eleştiriler alabiliyordu. Asıl yeri stoper olmasına rağmen sağ taraf için de alternatif oluşturmak durumunda kalıyordu. Ancak bu sezon Lugano'nun ayrılması, yeni transfer Serdar Kesimal'ın uzun süreli sakatlığı ve Aykut Kocaman'ın 5.haftadan sonra Bilica'yı yedeğe çekmesiyle formayı giymeye başladı. Esas bölgesi olan stopere geri dönen Bekir, ettiği mücadele ve verdiği emek ile zor geçmesi beklenen sezonu başarıya çeviren isimlerin başında gelmeyi hak ediyor. Yobo ile yeni yeni birlikte oynamaya başlayan başarılı stoper, defanstaki ortağıyla uyumu da yakalayınca daha da yararlı olacaktır. 13 hafta boyunca 12 maçta 987 dakika görev alan Bekir sadece 1 kez takımını yalnız bıraktı. Sarı kart cezalısı olduğu için Gençlerbirliği deplasmanında görev alamadı. Ekstra olarak da takımın kenetlenmesinde üstlendiği görev de çok önemli. Bir kaptan gibi takımı bir arada tutmaya çalışıyor ve özellikle lig boyunca alınan tek yenilgi olan Sivasspor mağlubiyetinde bile takımın ayakta kalan nadir isimlerdendi. Daha önce Gaziantepspor'da oynarken de kaptanlık görevi yapan Bekir, ilerleyen dönemde takımın şampiyonluk yolunda alacağı sonuçlarda kilit isimlerden olacaktır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yASnLMJgndw/TtqFQxtBooI/AAAAAAAABp8/gmZfUn--8jw/s1600/fenerbahce-1-orduspor-0-ilk-yari-2987025_b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="302" src="http://3.bp.blogspot.com/-yASnLMJgndw/TtqFQxtBooI/AAAAAAAABp8/gmZfUn--8jw/s320/fenerbahce-1-orduspor-0-ilk-yari-2987025_b.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Caner Erkin: &lt;/b&gt;Formda olduğu zaman son derece etkili performans gösterebilen ve ekstra işler yapabilen bir potansiyele sahip olmasına rağmen bir türlü beklenen patlamayı gerçekleştiremeyen bir isimdi. Ayrıca kötü oynadığı dönemde oyundan soğuyabilen ve maçlardan kopabilen de kötü bir huyu var Caner Erkin'in. Ancak bu sezon Fenerbahçe gibi Caner de çok farklı. İyi oynayamadığında bile mücadeleyi asla bırakmıyor. İnatçı bir şekilde adeta kötü giden işlere kafa tutuyor. Bu görüntüsüyle Tuncay Şanlı'yı da hatırlatan Caner, özellikle Beşiktaş ile İnönü'de oynanan derbide ortaya koyduğu oyunla büyük alkış aldı. Eskiye oranla daha fazla sorumluluk alan, hem sol bek hem de sol açık olarak aynı etkide verim sağlayan başarılı oyuncu, yedek kalsa da, oyundan alınsa da asla küsmüyor ve çalışmaya devam ediyor. Bu sayede belli bir istikrar yakalaması Caner için de Fenerbahçe için de fayda sağlıyor. 13 hafta sonunda lider olan Sarı Lacivertli takımın en göze batan oyuncularından biri oldu. Bu zamana kadar 13 maçta şans bulup, 781 dakika sahada kalan Caner Erkin, 9 müsabakaya da ilk 11 başladı. Bunun yanında Kayserispor deplasmanında attığı gol ile de galibiyeti getirdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-R44Bs7EoPJ4/TtqHYHh8imI/AAAAAAAABqE/a1LzKDHDb_k/s1600/20110923.203541_KAY578_1669700.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-R44Bs7EoPJ4/TtqHYHh8imI/AAAAAAAABqE/a1LzKDHDb_k/s320/20110923.203541_KAY578_1669700.jpg" width="232" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Cristian Baroni: &lt;/b&gt;Daum döneminde Andre Santos ile birlikte transfer edilen Brezilyalı orta saha oyuncusu, son iki sezonda oynadığı toplam 52 lig maçında sadece 3 gol atabilmişti. Ancak bu yıl 12 maçta 4 gol kaydederek farklı bir görüntü çiziyor. Hem defansta hem de ofansta son derece etkili olan ve sorumluluk alarak oynayan Cristian, attığı gollerle de kritik puanlar kazandırdı. İnönü'de 88. dakikada attığı frikik golü derbide puanı getirirken, Orduspor ile oynanan açılış maçında da galibiyeti getiren isim olmuştu. İBB ve Ankaragücü mücadelelerinde attığı güzel goller de üç puan açısından önemliydi. Saha içinde de Emre'nin defansta görevini paylaşan, ileriye çıkışlarıyla da Alex ve Bienvenu'ye destek olan Brezilyalı oyuncu, Fenerbahçe formasıyla en iyi sezonunu yaşıyor. Bu performansını istikrarlı ve artırarak sürdürürse şampiyonluk için takımın değişilmezlerinden olur. Bu zamana kadar 12 maçta görev alan ve sadece Gençlerbirliği deplasmanında yedek bekleyen Baroni, 1053 dakika sahada yer aldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4gQn61ehud0/TtqJUBCju_I/AAAAAAAABqM/W24_IHT_zG4/s1600/20111027.225311_IST736_1695088.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://1.bp.blogspot.com/-4gQn61ehud0/TtqJUBCju_I/AAAAAAAABqM/W24_IHT_zG4/s320/20111027.225311_IST736_1695088.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Henri Bienvenu: &lt;/b&gt;Fenerbahçe'nin ideal forveti olmayabilir ancak kabul edilmeli ki bu sezon üstlendiği görev oldukça zor. Niang, Emenike ve Guiza gibi tecrübeli ve kaliteli golcülerin yerini doldurması için transfer edildi. Henüz 23 yaşında olan Kamerunlu golcü, takımın içinde bulunduğu ekstra durumda ayrıca sorumluluk alıp, mücadelesini sonuna kadar veriyor. Gol kaçırdığı, saha içinde pozisyonunu kaçırdığı, rakip defanslar arasında kaybolduğu ve Alex ile henüz uyum sağlayamadığından ötürü etkili olamadığı doğru ancak gözden kaçmaması gereken bir nokta var. Henri Bienvenu, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan ve formasını ıslatan bir oyuncu. Kötü oynadığında dahi yılmadan, küsmeden çalışmaya devam ediyor. Mücadeleyi bir dakika olsun bırakmıyor. Sürekli boş alanlara kaçmaya çalışan, birebir mücadelelerden çekinmeyen, gol pozisyonlarının içinde olmaya çalışan bir profil çiziyor. Ayrıca Semih'in de bu sezon çok formsuz oluşu Kamerunlu genç yeteneğin, alternatifsiz olmasına neden oldu. Lige ve rakiplere uyum sağladıktan sonra performansı da otomatik artacaktır. Gelecek vaat eden bir oyuncu olan Bienvenu istenilen düzeyde olamasa da şu ana kadar çıktığı 13 maçta 4 gol atıp, 844 dakika sahada kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6arBR-00qM0/TtqLGrwmDhI/AAAAAAAABqU/EKhgNE0CD94/s1600/20111031.212141_IST575_1697804.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-6arBR-00qM0/TtqLGrwmDhI/AAAAAAAABqU/EKhgNE0CD94/s320/20111031.212141_IST575_1697804.jpg" width="249" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Reto Ziegler: &lt;/b&gt;İsviçre'de Zürih, Almanya'da Hamburg, İngiltere'de Tottenham ve İtalya'da Sampdoria gibi önemli takımlarda oynayan başarılı sol bek, bu zor sezonda tecrübesiyle Fenerbahçe için çok yararlı oluyor. Belki de taraftarların son yıllarda önce Roberto Carlos daha sonra Andre Santos ile golcü beklere alışması Ziegler'i biraz geri planda tuttu. Ancak İsviçreli sol bek son derece faydalı bir isim. Tam bir takım oyuncusu olan Ziegler, Santos'un gidişinden sonra sol kanadın aksamaması için transfer edildi. Beklentileri an itibariyle karşılayan Ziegler, belki alışılan hücumcu bek görüntüsünden uzak olsa da zaman zaman ileri çıkışlarda yapabiliyor. Gaziantepspor deplasmanında Bienvenu'ye attırdığı gol ve Kayserispor maçında attığı şık çalım da çıkışlarına küçük örnekler. Sezon başı Juventus'a transfer olduktan sonra teknik direktör A.Conte tarafından kadro düşünülmediği gerekçesiyle Fenerbahçe'ye kiralanan Reto Ziegler, 13 hafta boyunca 12 maçta 1015 dakika sahada kaldı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FPcq0OjSJwQ/TtqMx0pX3vI/AAAAAAAABqc/9y5ihPa3Weg/s1600/Reto-Ziegler-Fenerbahce-SporLog-September-2011-III.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-FPcq0OjSJwQ/TtqMx0pX3vI/AAAAAAAABqc/9y5ihPa3Weg/s320/Reto-Ziegler-Fenerbahce-SporLog-September-2011-III.jpg" width="270" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Joseph Yobo: &lt;/b&gt;Geçen yıl Lugano ile yakaladığı uyum ve gösterdiği performans ile kazanılan şampiyonlukta ön plana çıkan isimlerden olmuştu. Everton'dan kiralık geldiği için sezon başı durumu belirsizdi ancak Lugano'nun da ayrılmasıyla Fenerbahçe yönetimi işi sıkı tutup, Nijeryalı defans oyuncusuyla yeniden kiralık olarak anlaştı. Bu sezon da hem tecrübesi hem de kalitesiyle takıma güç katan Yobo, Bekir İrtegün ile anlaşmaya tam olarak başladığında daha da başarılı olacaktır. Arada Bilica ile de ikili oluşturan Yobo, kim yanında oynarsa oynasın elinden gelenin en iyisini yapıyor ve takıma katkı sağlamaya devam ediyor. Hatta kalitesi ve deneyimi ile defansta oynayan partnerine de yardımcı olup, defansı toparlıyor. Ayaklarını iyi kullanması sayesinde topla ileri çıkışlar da yapan Nijeryalı, geriden attığı paslarda da verimli oluyor. Fenerbahçe taraftarlarına efsane Uche'yi hatırlatan Joseph Yobo, bu sezon 12 maçta 1080 dakika forma şansı buldu. Eskişehirspor maçı dışında tüm lig müsabakalarında takımdaki yerini aldı. Bir de liderlik özelliği ile de takımdaki arkadaşlığın üst düzey olmasında pay sahiplerinden.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zjeuFAKQQrU/TtqO5YZDm0I/AAAAAAAABqk/UAFbIsVGtG0/s1600/20111104.213203_SIV651_1700717.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="248" src="http://4.bp.blogspot.com/-zjeuFAKQQrU/TtqO5YZDm0I/AAAAAAAABqk/UAFbIsVGtG0/s320/20111104.213203_SIV651_1700717.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Volkan Demirel:&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Fenerbahçe'nin sembol isimlerinden olma yolunda hızla ilerleyen Milli kaleci, bu sezon takımının kenetlenmesinde çok önemli bir yeri var. Her seferinde takıma sahip çıkan, yeni transferlerin uyum sürecini çabuk atlatmasınıa yardımcı olan Volkan, saha içi kurtarışlarının yanı sıra saha dışı liderliğiyle de bu sezonun kilit isimlerinden yetenekli kaleci, Fenerbahçe için olmazsa olmaz bir futbolcu ve takımın kaptanlarından. Taraftar ve arkadaşları Volkan'a çok güveniyor. Takıma güç katan, kurtarışlarıyla en kritik anlarda maçları çeviren ve tecrübesini sahaya yansıtan başarılı file bekçisi, bu sezon şampiyonluk için çok önemli bir isim. Teknik heyetin de vazgeçemediği Volkan Demirel, bu sezon sadece iki maç kaçırdı. Geriye kalan 11 müsabakada 990 dakika kalesini korudu ve 2-0 kaybedilen Sivasspor maçı da dahil olmak üzere birçok mücadelede başarılı kurtarışlar yaptı.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-V6-5bOgvD2w/TtqQZvm0G2I/AAAAAAAABqs/zLQC9ZdO_MU/s1600/volkan-demirel-dava.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="http://3.bp.blogspot.com/-V6-5bOgvD2w/TtqQZvm0G2I/AAAAAAAABqs/zLQC9ZdO_MU/s320/volkan-demirel-dava.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Alex de Souza: &lt;/b&gt;Artık Fenerbahçe tarihinde büyük bir efsane oldu. Alex yokken Fenerbahçe çok zorlanıyor. Sivasspor maçı da buna bir örnek. Ayrıca bu özel sezonda &amp;nbsp;hem yeteneği hem de kaptanlığıyla takımda olmak zorunda. Her an her şeyi yapabilen, takımına büyük katkı yapan bir isim. Attığı ve attırdığı gollerle her zaman başarıya giden yolda büyük bir anahtar olan Alex adeta bir başarı anahtarıdır. 13 hafta boyunca da takımı bir arada tutan ve liderliğin elde tutulmasının mimarlarından &amp;nbsp;Brezilyalı yıldız, ilerleyen dönemde de takımın en büyük gücü olacak. Bu sezon 12 maçta görev alan ve 4 gol kaydeden Alex de Souza, Şampiyonluk için Aykut Kocaman'ın en ciddi kozu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sgOZsO45Lnw/TtqRaPdvwEI/AAAAAAAABq0/f5kJOZr4c84/s1600/alex-kaza.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="http://1.bp.blogspot.com/-sgOZsO45Lnw/TtqRaPdvwEI/AAAAAAAABq0/f5kJOZr4c84/s320/alex-kaza.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Aykut Kocaman: &lt;/b&gt;Teknik direktör Aykut Kocaman, belki bazıları tarafından eleştiriliyor ve takımı kötü oynattığı söyleniyor olsa da böylesine zor bir ortamda Fenerbahçe için büyük bir şans. Kaos durumunu başarıya çevirip, takımının 13.hafta sonunda lider olmasını sağladı. Nasıl lider olunur, zor dönemler nasıl yönetilir sorularının cevabını ders vererek öğretti taraflı tarafsız herkese. Oyuncularını bir arada tutmaya çalışan, saha içi başarıları için takımını kenetleyen ve futbolcuları tarafından çok sevilen başarılı teknik adam, Fenerbahçe için bir efsane ve kulüp için çok ciddi bir şans.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4r3R2Q4nACw/TtqSmeH14qI/AAAAAAAABq8/tDHTl52_Oqc/s1600/aykut_kocaman_ddssdf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="169" src="http://3.bp.blogspot.com/-4r3R2Q4nACw/TtqSmeH14qI/AAAAAAAABq8/tDHTl52_Oqc/s320/aykut_kocaman_ddssdf.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8176470727059746540?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8176470727059746540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/itibariyle-fenerbahce.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8176470727059746540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8176470727059746540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/12/itibariyle-fenerbahce.html' title='An itibariyle Fenerbahçe'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-K2sAvO2Cjcs/TtqBb1b5V6I/AAAAAAAABps/0e_BGOvJ4jg/s72-c/20111119.193947_IST414_1709387.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-4089359502016814383</id><published>2011-11-11T23:05:00.000+02:00</published><updated>2011-11-11T23:05:23.949+02:00</updated><title type='text'>Bu maçtan sonra bir ders niteliğinde</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/uK8DdNSk8Tc/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/uK8DdNSk8Tc&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/uK8DdNSk8Tc&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;"Bu ülkede hukukun gücü yok, güçlünün hukuku var" Şenol Güneş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-4089359502016814383?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/4089359502016814383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/11/bu-mactan-sonra-bir-ders-niteliginde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4089359502016814383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4089359502016814383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/11/bu-mactan-sonra-bir-ders-niteliginde.html' title='Bu maçtan sonra bir ders niteliğinde'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-7343940103693924776</id><published>2011-11-07T14:53:00.001+02:00</published><updated>2011-11-07T14:55:49.008+02:00</updated><title type='text'>Daha yapılacak işler var</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-FWhuyj0E_ao/Trem24d2tzI/AAAAAAAABn0/Pb3swkjhdos/s1600/alex_ferguson.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="219" src="http://2.bp.blogspot.com/-FWhuyj0E_ao/Trem24d2tzI/AAAAAAAABn0/Pb3swkjhdos/s320/alex_ferguson.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hele ki Manchester City hezimetinden sonra daha çok iş var. E doğal olarak bir de görülecek ufak bir hesap. Normal olan da bu zaten, kendi sahasında ezeli rakip Manchester City'e 6-1 yenilmek koyar adama. Çeyrek asırdır Manchester United'ın başında görev yapan Alex Ferguson,&amp;nbsp;Sunderland maçı öncesi Old Trafford'da 25.yıl dönümünü kutladı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-B2Lemlam9W4/Trem6icS7zI/AAAAAAAABn8/f3k258qWrsU/s1600/alex_ferguson_586484.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="198" src="http://4.bp.blogspot.com/-B2Lemlam9W4/Trem6icS7zI/AAAAAAAABn8/f3k258qWrsU/s320/alex_ferguson_586484.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ron Atkinson yönetiminde 1985-86 sezonunun özellikle son 15 maçında 13 galibiyet, 2 beraberlik alıp kötü sayılamayacak bir görüntü çizen Manu yine de favori olduğu ligi dördüncü sırada bitirmişti. Bir sonraki sezona da İngiliz menejerle devam etseler de istenilen sonuçlar gelmeyince Kasım ayında Ron Atkinson ile yollar ayrılmıştı. 6 Kasım 1986'da ise İskoç teknik direktör Alex Ferguson takımın yeni patronu olmuştu. İskoçya'da Aberdeen ile önemli başarılar elde eden( 3 İskoçya Premier Lig, 4 İskoçya Kupası, 1 İskoçya Lig Kupası, 1 UEFA Kupa Galipleri Kupası ve 1 UEFA Süper Kupası) Ferguson, Manchester United görevinden önce de, 10 Eylül 1985 senesinde vefat eden efsane Jock Stein'in yerine İskoçya Milli takımını çalıştırmıştı ve ülkesi ile 86 Dünya Kupası'na katılıp, Meksika seyahatine çıkmıştı. İyi bir özgeçmişe sahip olan Alex Ferguson, United tarihinde efsane olan bir başka İskoç menejer Matt Busby'nin yerini alabilmek için başarının anahtarını aramaya koyuldu. Pek tabi aklında Busby'i geçmek veya onunla yarışmak yoktu, fakat ister istemez insanların aklına bu benzetme gelebiliyordu. İlk maçına Oxford United karşısında çıkıyordu. Ama istediği başlangıç olmamıştı ve takımı sahadan 2-0'lık mağlubiyetle ayrıldı. İlk maçından puanla ayrılamayan Ferguson, iki gün sonra oynanan Norwich City maçını 0-0 bitirip, Ada'daki ilk puanını kazanmıştı. İki maça çıkan İskoç futbol adamı, henüz galibiyetle tanışamamıştı. Göreve başladıktan 16 gün sonra yani 22 Kasım'da da ilk galibiyet geldi. QPR'i 1-0 yenen takımı, Londra şehrine de ilk mesajı göndermişti. Sadece Londra'ya mesaj göndermekle kalmamış, şampiyon Liverpool'u da deplasmanda mağlup edip, en önemli ezeli rakibini de ilk uyarıyı yapmıştı. Saygı duyulan takımlardan Newcastle United'a karşı alınan 4-1'lik zafer de, Ferguson'un yavaş yavaş gelmeye başladığının sinyalleriydi. 1986-87 sezonunu 11.sırada bitiren İskoç teknik adam, ilk sezonunda rakiplere, şehirlere, stadlara ve taraftarlara alışmaya çalışıp, her yeri yakından tanımıştı. Artık hedefler koymanın ve başarılara ulaşmanın vakti gelmişti. Futbol konusunda işleri yoluna sokmaya çalışırken, annesi Elizabeth'in ölüm haberini alan Ferguson, üzüntüsüne rağmen yoluna devam etmek zorundaydı ve işine konsantre oldu. Bu doğrultuda 1987-88 sezonuna başlarken transfer çalışmalarına hız verip, kendi takımını kurmak istedi. Steve Bruce, Viv Anderson, Brian McClair, Jim Leighton imzalarının ardından sezonu açan takım iyi bir gelişme gösterip, sezon genelinde sadece 5 maç kaybetmişti. Ayrıca 12 kez de berabere kalan takım ligi ikinci sırada bitirip, büyük bir atılım içerisine girmişti. Mark Hughes'un da takıma geri dönüşü ile çıkışta olan ekip, başarı için iyice güçlenmişti. Şampiyonluktan söz etmek üzere olan Manchester şehrinin United takımı, 1988-89 sezonunu biraz hayalkırıklığı içinde tamamladı. Ligi 11. sırada bitiren ve FA Cup 6.turunda Nottingham Forest'e 1-0 mağlup olup, erken elenen takım, herkesi de şaşırtmıştı. Alex Ferguson ilk 3 senesinde istikrarsız görünmüştü. Önce aldığı ikinclik daha sonra bir anda gelen onbirincilik. Gerçi 1988-89 sezonununda da Ekim-Şubat &amp;nbsp;arası işler yolunda gidiyordu, takım sadece 1 mağlubiyet, 8 beraberlik almış ve ligde üçüncü sıraya yerleşmişti. Ne olduysa daha sonra oldu ve önlenemez düşüş geldi. İşleri artık sıkı tutmak isteyen Alex Ferguson, 89-90 sezonuna yine transfer çalışmalarıyla başladı. Orta sahaya Neil Webb, Paul Ince, Mike Phelan transferleri geldi. Defans için de Gary Pallister alındı. Gol bölgesine de takviye düşünen İskoç menejer, Southampton'dan Danny Wallace'ı kadrosuna dahil etti. Son şampiyon Arsenal'i 4-1 yenerek, sezona çok hızlı bir giriş yapan Manchester United, Londra'lı ezeli rakibini hem de deplasmanda sürklase etmişti. Bu başlangıçla birlikte beklentiler de arttı. Ancak zaman ilerledikçe beklenen başarılar gelmeyecek gibi görünüyordu. O hızlı giriş yapan takım, bir anda değişmişti. Hatta Manchester derbisinde City karşısında alınan 5-1'lik hezimet, gidişatı ve beklentileri çok ciddi şekilde değiştirmişti. Alex Ferguson'un kovulacağı bile konuşuluyordu. İstenen istikrar bir türlü sağlanamıyordu. Daha sonra gelen 7 maçı da galibiyet alamadan geçen United, FA Cup'da mücadelesine kayıpsız devam ediyordu. FA Cup finalinde Crystal Palace'ı 3-3 beraberliğin rövanşında 1-0 mağlup edip, Manchester United ile ilk defa bir kupa kazanmıştı. Bu onun İngiltere'de aldığı ilk başarı olmuştu. Ligde alınan kötü sonuçlar kupa zaferi ile mazur görülmüş ve Alex Ferguson yeni sezonda takımın başında kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5ETqflvLHBk/Trev8IxQp4I/AAAAAAAABoE/MY8UXo5yPNI/s1600/2515269005_eb6407581f.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-5ETqflvLHBk/Trev8IxQp4I/AAAAAAAABoE/MY8UXo5yPNI/s320/2515269005_eb6407581f.jpg" width="234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;FA Cup'ta başarı elde eden ve artık her geçen sezon kazandığı deneyimlerle başarının hangi yollardan geçtiğini iyi bilen Alex Ferguson, 1990-91 sezonuna girerken daha iddialı olmak istiyordu. Hem kupanın verdiği şevk ve istek vardı hem de artık kazanmak zorunda olduğu bir şampiyonluk. Ancak beklenen istikar yine sağlanamadı. Ligi altıncı sırada bitiren Manchester United, ligde iyi sonuçlar alıyordu ama bunu uzun süreli sürdüremiyordu. Mesela, Highbury'de alınan 6-2'lik Arsenal zaferi bunun en güzel örneğidir. Bir de diğer ezeli rakip Liverpool'a karşı 4-0'lık yenilgi. Fakat bu sezonun esas güzel gelişmesi bir genç oyuncu ile yaşandı. Ryan Giggs isimli 17 yaşındaki Galli genç, Everton maçında forma şansı buldu. Ferguson'un en güvendiği isimlerden biriydi. Hatta Giggs'i İskoçya Milli Takımı'nda bile oynatmak için çaba harcamıştı. Manchester United'a dönecek olursak Matt Busby'nin kazandırdığı şampiyonluktan bu yana ligde bir başarı gelmemişti. Alex Ferguson ligde istediklerini yapamıyordu belki ama Lig Kupası'nda final oynayan takım, Avrupa Kupa Galipler Kupası'nda da finale çıkmıştı. Rakip İspanya'dan Barcelona idi. Daha önce Aberdeen ile bu kupayı kaldıran Ferguson, şimdi Manchester United'la bu kupaya yaklaşmıştı. Barcelona'yı 2-1 mağlup eden takım, Avrupa'da da başarı yakalamıştı. Herkes belki ligde şampiyonluk istiyordu ve ligde alınan istikrarsız sonuçlar can sıkıyordu ancak son iki sezondur gelen kupalar ve finallerle, aslında bir istikrar sağlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-CXKZbB4tlxM/TreytkIXAeI/AAAAAAAABoM/nJLaCxTysvM/s1600/a519d_111025035449-football-ferguson-1991-horizontal-gallery.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://1.bp.blogspot.com/-CXKZbB4tlxM/TreytkIXAeI/AAAAAAAABoM/nJLaCxTysvM/s320/a519d_111025035449-football-ferguson-1991-horizontal-gallery.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Artık sıra lig şampiyonluğundaydı. Premier Lig adını alan mücadelede artık kupa kazanılmalıydı. Ancak sezona girerken en yakın asistanı, arkadaşı ve danışmanı Archie Knox, İskoçya'ya Rangers'a gitmişti. Walter Smith ile çalışmak isteyen Archie Knox'un ayrılışının ardından daha sezonu açmadan olumsuzluklar yakasına yapışmış gibiydi. Tam başarılar gelmeye başlamışken yeni bir asistanla çalışmak zorundaydı. Yeni birine alışmak zaman alacaktı ve zor olacaktı bu yüzden bunu en mantıklı şekilde halletmeliydi. Çözümü de genç takım antrenörü Brian Kidd'de buldu. Kidd, hem takımı tanıyor hem de Manchester United'ı çok iyi biliyordu. Bu değişikliğin yanına üç de önemli transfer eklenmişti. Danimarkalı kalece Peter Schmeichel, defans oyuncu Paul Parker ve Brian Kidd ile beraber A takıma yükselen genç golcü Lee Sharpe. Transfer çalışmalarını bitirmeyen İskoç teknik adam, Ukraynalı orta saha Andrei Kanchelskis, Mike Phelan ve Bryan Robson ile de sözleşme imzaladı. Beklenen gelişmeyi gösteremeyen Danny Wallace da takımdan ayrıldı. 1991-92 sezonunu &amp;nbsp;hareketli çalışmalarla açan takım, sezonu da aynı sezon öncesi gibi hızlı geçirdi. Avrupa Süper Kupası finalinde Kızılyıldız takımını mağlup edip, şampiyonluk alındı. Lig hedefi ile sezona &amp;nbsp;başlayan Ferguson ve takımı, burada yine istediğini elde edemedi ve şampiyonluk yine yarınlara kaldı. Çözüm yolları arayan İskoç menejer, golcü sıkıntısını hallederek, bu rahatsızlığı bir nebze olsun gidermek isityordu. Bu planla, önce Alan Shearer için Southampton'un kapısına gitti, ancak futbolcu Blackburn Rovers'a satılmıştı. Daha sonra ise Sheffield Wednesday'e gidip, David Hirst istendi. Fakat takım menejeri Trevor Francis bu transfere karşı çıkınca yine beklenen olmadı. Bu transfer çalışmalarının sonuçsuz kalmaması için adeta gecesini gündüzüne katan Ferguson, en sonunda Leeds United'da forma giyen Fransız golcü Eric Cantona'da karar kıldı. Ama bu transfer biraz risk taşıyordu. Hafif çatlak bir futbolcudan söz ediyordu ve başarı için onunla çalışmak ne kadar doğru olabilirdi. Sorunlu bir futbolcu olarak biliniyordu. Özgeçmişi de pek parlak değildi. Alex Ferguson resmen ortaya kalitesini koymuş ve Eric Cantona'ya güvenerek, transferi gerçekleştirmişti. İnancı tamdı, Cantona ile başarılar yakalayacaktı. 1.2 milyon paund karşılığında Leeds United, Eric Cantona'yı satmıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dLYVgYpvI0Q/Tre25I41uUI/AAAAAAAABoU/BTFqCu529rc/s1600/Cantona-signs.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="209" src="http://2.bp.blogspot.com/-dLYVgYpvI0Q/Tre25I41uUI/AAAAAAAABoU/BTFqCu529rc/s320/Cantona-signs.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1992-93 sezonuna istenilen golcü transferiyle başlayan Manchester United, Eric Cantona ve Mark Hughes ikilisi ile şampiyonluğa gitmek istiyordu. Ancak kasım sonunda takım onuncu sırada bulunuyordu. Leeds United'dan alınan sorunlu Cantona ise henüz yararlı olamamıştı. Fakat daha sonra toparlanma belirtileri gösteren takım gibi Eric'de toparlandı. Beklenen uyum gerçekleşti ve Hughes-Cantona birlikteliği, takımı zirveye doğru uçurmaya başladı. 26 yıldır şampiyonluk bekleyen Manchester United taraftarı, son defa kazandıkları başarıyı İskoç Matt Busby ile kutlamışlardı. Şimdi bir başka İskoç Alex Ferguson ile bu zafer gelmek üzereydi. En yakın rakibi Aston Villa'ya 10 puan fark atarak, sezonu şampiyon bitiren Alex Ferguson, 1967'den beri yaşanan hasretin dinmesiyle efsane mertebesine tamamen yükselmişti. 2 Mayıs 1993 yılında şampiyon olan takımın çalıştırıcısı da Lig menejerlerinin katılımıyla gerçekleşen ödül töreninde en iyi menejer ödülüne layık görülmüştü. Ayrıca FA Cup'ta da zafere ulaşan takım bir başka tarihi başarıyı da elde edip, 1957'den beri ilk kez "Double" yapıyordu. Çifte şampiyonluk gelecek güzel günlerinde habercisi olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-VxfbabCEqhk/Tre5Tz4T78I/AAAAAAAABoc/WwOwbeQVFPE/s1600/Sir-Alex-Ferguson-1993-Premiership-champions_2669759.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="167" src="http://3.bp.blogspot.com/-VxfbabCEqhk/Tre5Tz4T78I/AAAAAAAABoc/WwOwbeQVFPE/s320/Sir-Alex-Ferguson-1993-Premiership-champions_2669759.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Eric Cantona transferiyle zaten çok özel bir menejer olduğunu kanıtlamıştı Alex Ferguson. Herkesin çekindiği ve riskli bulduğu Cantona, menejerinin güvenini boşa çıkarmayıp, şampiyonluk sezonunda 25 gol atmıştı. Çifte Kupa'da büyük rol oynayan Fransız golcü, Görevi devraldığı Ron Atkinson'a &amp;nbsp;ligde attığı 10 puanlık farkla ilginç de bir başarı elde etmişti. Bunun yanında&amp;nbsp;en son&amp;nbsp;İskoçya'da Aberdeen ile 1983-84 sezonunda çifte kupa zaferini tatmıştı. Sıra yeni sezondaydı. İstikrar devam etmeliydi. 1991'den bu yana 5 kupa kazanan Alex Ferguson, 1993-94 sezonuna İrlandalı orta saha Roy Keane' i alarak başladı. 22 yaşındaki genç orta saha oyuncusuna 3.75 milyon paund ödeyen İskoç menejer, Cantona transferinde olduğu gibi yine herkesi şaşırtmıştı. Ayrıca tecrübeli orta saha oyuncusu Bryan Robson'un emekliliği de gelmişti. Beklenen de Robson'un deneyiminde, onun boşluğunu doldurabilecek bir ismin transfer edilmesiydi fakat Ferguson yine farklı bir yol izleyerek, genç İrlandalı Keane ile anlaştı. Transferi sürdüren Manu, defans için Blackburn Rovers'tan David May'i kadrosuna kattı. Forvet bölgesine de takviyeler yapılmasını isteyen Fergie, Norwich City'nin 21 yaşındaki genç golcüsü Chris Sutton ile sözleşme yaptı. Sezona en iyi menejer ödülüyle giren Alex Ferguson, Ağutos ayının da menejeri seçilerek, kişisel başarı müzesine de bir yenisini eklemişti. Sezona ödülden anlaşılacağı gibi hızlı giren Manchester United'da Eric Cantona da gollerine devam ediyordu. Ancak arada sırada yine deliliği tutuyordu. Kırmızı kartların Fransız oyuncunun hanesine yazıldığı zamanlar olmuştu. Sezonu yine 25 golle kapatan ve şampiyonluğun &amp;nbsp;mimarlarından olan Eric Cantona, Alex Ferguson'u yine haklı çıkarmıştı. İskoç menejer ise artık başarıyı bir gelenek haline getirerek, Manchester United'ı &amp;nbsp;en tepeye çıkarmıştı. Tarihi bir teknik direktör olma yolundaydı United ile. Tek kayıp, FA Cup finalinde yaşandı. Geçen sezon mağlup ettiği Ron Atkinson'a bu sefer teslim olmuştu. Aston Villa, Manchester United'ı 3-1 yenerek, yeni bir "Double" zaferini engellemişti. Ron Atkinson rövanşı almış sayılırdı. 1994-95 sezonuna girerken de hedef aynıydı; şampiyonluk. Ancak beklenmedik olaylar gelişti. Herkesin artık bir çılgınlık beklediği Eric Cantona, Crystal Palace ile Selhurst Park'ta yapılan maçta, oyundan çıkarken rakip taraftarın kendisine küfür etmesi sonucu uçan tekme atmıştı. Adeta kung-fu yapan Fransız futbolcu, uzun süre ceza alarak, takımını şampiyonluk yolunda eksik bırakmıştı. Bu sorunu çözme yolları arayan &amp;nbsp;Ferguson, son derece yerinde bir müdahale ile Newcastle United'ın başarılı golcüsü Andy Cole ile anlaştı. 7 milyon paund karşılığında gerçekleşen transferle aslında şampiyonluk yarışındaki rakiplerinden Newcastle'ı da oldukça olumsuz etkilemişti. Kısaca Cantona attığı tekmeyle farkında olmadan bir şampiyonluk rakibini düşürmüştü. Fakat bu iş Manchester United'ı çalıştıran İskoç Ferguson'ı değil, bir Liverpool efsanesi olan ama Blackburn Rovers'ı çalıştıran bir diğer İskoç Kenny Dalglish'in işine yaradı. Alan Shearer'lı Blackburn Rovers, 1994-95 sezonunu Premier Lig şampiyonu tamamlayarak, bir süprize imza attı. Bu sonucun ardından Manchester United'da bazı tecrübeli isimler takımdan ayrılmışlardı. Paul Ince, İtalya'ya Inter ile sözleşme yapmaya giderken, Mark Hughes Chelsea ile anlaştı. Ukraynalı orta saha oyuncusu Andrei Kanchelskis de Everton'a satıldı. Ligde son hafta West Ham ile 1-1 berabere kalarak, umduğunu bulamayan Ferguson, FA Cup finalinde de Everton'a 1-0 mağlup olarak, sezonu kupasız kapatmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ScmqrSbTocI/TrfAKtDNBYI/AAAAAAAABok/s767KR3cYHU/s1600/eric_cantona_kung_fu_kick_.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="227" src="http://3.bp.blogspot.com/-ScmqrSbTocI/TrfAKtDNBYI/AAAAAAAABok/s767KR3cYHU/s320/eric_cantona_kung_fu_kick_.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-LAkD-hLM33s/TrfAOKsIPqI/AAAAAAAABos/WujrvtDhDO4/s1600/0%252C%252C10303%257E3306649%252C00.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-LAkD-hLM33s/TrfAOKsIPqI/AAAAAAAABos/WujrvtDhDO4/s1600/0%252C%252C10303%257E3306649%252C00.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;1995-96 sezonuna gençlere imza attırarak başlayan Ferguson, yeni bir yapılanmaya gidiyordu. Nicky Butt, Paul Scholes, David Beckham, Gary Neville ve Phill Neville gibi genç ve gelecek vaad eden isimler, Keane, Giggs ve Andy Cole gibi takımın bir diğer önemli ümit vaad eden oyuncuların yanına katılmışlardı. Bu yeni yapılanma için tabi ki zaman gerekliydi. Bununla beraber Erci Cantona'nın cezası da henüz bitmemişti. Federasyondan aldığı uçan tekme cezası, Manchester United'ı da etkiliyordu. Zaten lige de Aston Villa yenilgisiyle başlayan Ferguson, eski Liverpool efsanelerinden Alan Hansen'in de eleştiri konusu olmuştu; "Hiç birşey kazanamazsın küçük çocuklarla". Ancak Hansen'in eleştirisi sanki havada kalmıştı ve United'ın genç futbolcuları toparlanarak, Aston Villa maçından sonra oynanan 5 maçı da kazanmışlardı. Ayrıca FA Cup eşleşmesinde, Goodison Park'ta Everton'ı 3-2 mağlup eden takım, ligde de son şampiyon Blackburn Rovers'ı 2-1 yenip, başarıya doğru yelken açmıştı. Fakat önlerinde Newcastle United engeli vardı. Kevin Keegan yönetiminde çok iyi giden St James Park sakinleri, 1995 Aralık ayı biterken,&amp;nbsp;Manchester United'a 10 puan fark atmıştı. Ocak 1996'ya gelindiğinde ise Eric Cantona geri dönmüştü. Bu takım için çok iyi bir haberdi. Cantona deli olarak bilinse de takım için herkesin sevdiği bir kaptandı. Kaptanın dönüşüyle Ocak ayında çıkılan Newcastle United maçını 1-0 kazanan Manchester United, yavaş yavaş zirveye doğru gittiğinin haberini veriyordu sanki. Zaten bu maç öncesi puan farkı eriyip, bitmişti. Newcastle United'ın QPR ve Tottenham mağlubiyetleri ile Aston Villa beraberliği, Cantona ile çıkış yakalayan Manchester United'ın işine yaramıştı. Son 1-0'lık maç ise aslında bir nevi şampiyonluk finali gibiydi. Sezon sonuna kadar üstünlüğü sürdüren ve zirveyi ele geçiren Ferguson ve öğrencileri, FA Cup finalinde de Liverpool karşısına çıkıyorlardı. Eric Cantona, bu sezona adeta damgasını vurmuştu. Finalde attığı gol ile gelen kupa, çifte zaferin müjdecisi olmuştu. Middlesbrough'yu da lig maçında 3-0 mağlup ederek, şampiyon olan Manchester United, yeni bir "Double" zaferine imza atmıştı. Bu Alex Ferguson'un üçüncü şampiyonluğu olurken, "double" sayısını da ikiye çıkarmıştı. Eric Cantona ise sezonun kahramanı olmuş ve cezalı geçen günlerin acısını fazlasıyla çıkarmıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tnoAvpImffg/TrfDuJpOtxI/AAAAAAAABo0/IE_ei8PpMAw/s1600/In%252BProfile%252BSir%252BAlex%252BFerguson%252Bc8d9D3KJLatl.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="255" src="http://1.bp.blogspot.com/-tnoAvpImffg/TrfDuJpOtxI/AAAAAAAABo0/IE_ei8PpMAw/s320/In%252BProfile%252BSir%252BAlex%252BFerguson%252Bc8d9D3KJLatl.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1996-97 sezonuna girerken Manchester United, rotasını yavaş yavaş Şampiyonlar Ligi'ne çevirmek üzereydi. Genç transferlere devam eden Alex Ferguson, Norveçli golcü Ole Gunnar Solskjaer ile anlaşmıştı. Ayrıca defansa da Beşiktaş'ta da forma giymiş, Ronny Johnsen'i alarak, giriş yaptı. Yeni sezonda da lig de her şey yolunda gitmişti. Alex Ferguson dördüncü şampiyonluğunu elde etmişti. Avrupa'da ise Şampiyonlar Ligi'nde yarı finale kadar yükselip, o sezonun şampiyonu Borussia Dortmund'a elenmişti. 1996-97 sezonu için akılda kalan &amp;nbsp;iki ayrıntı vardı. Birincisi 40 yıl sonra bir Avrupa Kupası maçında kendi sahasında yenilgi almak oldu. Şampiyonlar Ligi grup maçında, Fenerbahçe'ye Elvir Bolic'in golüyle 1-0 mağlup olan Manu, 40 yıl sonra ilk defa evinde mağlubiyet görmüştü. İkinci ayrıntı da Eric Cantona'nın sezon sonu ettiği veda idi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1wTSW7sWkUc/TrfFdqJgQLI/AAAAAAAABo8/w9K3mOnEDLg/s1600/30ekim_1996_manchester_united_2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="222" src="http://2.bp.blogspot.com/-1wTSW7sWkUc/TrfFdqJgQLI/AAAAAAAABo8/w9K3mOnEDLg/s320/30ekim_1996_manchester_united_2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KCz5s3Op7N8/TrfFhEWFw1I/AAAAAAAABpE/GNFdz8U-wUU/s1600/eric1806_48022a.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-KCz5s3Op7N8/TrfFhEWFw1I/AAAAAAAABpE/GNFdz8U-wUU/s1600/eric1806_48022a.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Eric Cantona'nın vedası, son beş sezonda gelen dördüncü şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi'nde çıkılan yarı finali biraz gölgelemişti. Bu boşluğu doldurmak için zaman kaybetmeyen Ferguson, 31 yaşındaki forvet oyuncusu İngiliz Teddy Sheringham'ı transfer ederek, bu bölgeyi doldurdu. Bunun yanında defansa da Henning Berg'i alarak, transferi kapadı. Ancak karşısında yepyeni bir rakip vardı artık Alex Ferguson'un. Lonra'daki ezeli rakip Arsenal, takımın başına Fransız menejer Arsene Wenger'i getirmişti. Fransız Wenger ilk iki sezonunu İngiltere'yi tanıyarak geçirdi. Ama üçüncü sezonunda şampiyonluğu elde ederek hem Arsenal'in hasretine son verdi hem de Alex Ferguson'a rakip olduğunu ispatladı. Bir Fransız gitmişti ama yeni bir Fransız gelmişti. Sadece kupanın gittiği takım farklıydı. Bir sonraki sezonu şansa bırakmak istemeyen Alex Ferguson vakit kaybetmeden çalışmalara başladı. 98 yazı çok hareketliydi. Hem Dünya Kupası oynanıyordu Fransa'da hem iddalı bir takım kurma gerekliliği derken yoğun günler yaşandı. Önce forvet oyuncusu Dwight Yorke alındı. Andy Cole ve Dwight Yorke birlikteliği oluşturularak, başarının anahtarı bulundu. Ayrıca Hollanda'nın tecrübeli defans oyuncusu Jaap Stam, Manchster United'a transfer olarak, ses getirdi. Son olarak da kanat oyuncusu Jesper Blomqvist de takıma dahil edilerek, alternatifli bir kadro kuruldu. Tek sıkıntı asistan konusunda yaşandı. 7 yıldır Alex Ferguson'ın yanında yer alan Brian Kidd, Blackburn Rovers'tan gelen teklifi, Ferguson'un da kabul etmesiyle değerlendirdi. Yardımcı konusunda sıkıntı çekmek istemeyen Fergie, Derby Country'nin menejeri Stve McClaren'ı ikna ederek, asistanı yaptı. Geçen sezonun kupasız bitmesinin ardından bu sezona hızlı giren takım sezon sonunda müthiş bir başarıya imza attı. Efsanevi sezonda üç kupa birden kazanmıştı Manchester United. Yeni yapılanmaya iki sezon öncesinden start veren Ferguson, kısa zamanda bu planlarının meyvesini aldı. Premier Lig, FA Cup ve Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu ile 1998-99 sezonu tarih kitaplarındaki yerini "The treble" olarak aldı. Bu harika üçleme içinde en özel olanı kuşkusuz Avrupa Şampiyonluğu olmuştu. Bayern Münih ile Camp Nou'da oynanan finalin 88.dakikasına 1-0 mağlup giren Manu, son 4 dakikada Teddy Sheringham ve Ole Gunnar Solskjaer'in attığı gollerle 2-1 galip gelip, Avrupa'nın da zirvesine çıkmıştı. İngiltere'den sonra Avrupa'da da Manchester United zaferleri yaşanıyordu. Mario Basler'in frikik golüyle zafere kavuştuğunu düşünen Bayern Münih adeta yıkılmıştı. 1968'den beri ilk defa Avrupa'da zirvenin sahibi Manchester United olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-x1RprawIE0Q/TrfJHMXf98I/AAAAAAAABpM/UVmQtzrY3_A/s1600/379-28671-manchester_united_1999_jpg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-x1RprawIE0Q/TrfJHMXf98I/AAAAAAAABpM/UVmQtzrY3_A/s320/379-28671-manchester_united_1999_jpg.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/XuPrhvBP0B0/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/XuPrhvBP0B0&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/XuPrhvBP0B0&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ytTFrRiJbkQ/TrfJOUaXPGI/AAAAAAAABpc/cCVuwQtqW6A/s1600/C_71_article_1420761_image_list_image_list_item_0_image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="242" src="http://2.bp.blogspot.com/-ytTFrRiJbkQ/TrfJOUaXPGI/AAAAAAAABpc/cCVuwQtqW6A/s320/C_71_article_1420761_image_list_image_list_item_0_image.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Efsanevi "The treble" dan sonra 1999-00 ve 2000-01 sezonlarını da Premier Lig'de şampiyon tamamlayan Alex Ferguson ve onun harika takımı, üç yıl üst üste şampiyon olarak yeni bir tarih yazıyor ve "the hat-trick" yapıyordu. Bu sırada ise takıma Hollandalı büyük golcü Ruud Van Nistelrooy ve Arjantin'in usta orta saha oyuncusu Juan Sebastian Veron katılmıştı. Ayrıca defansta Jaap Stam'ın ayrılması ile yerine 36 yaşındaki Laurent Blanc transfer edilmişti. Alışılmışın dışında bir durumdu bu. Gençlere yatırım yapan Fergie, 36 yaşındaki Blanc ile anlaşmıştı. Fakat defansa esas transfer 2001-02 sezonu sonunda gerçekleşti ve Leeds United'dan 30 milyon paund karşılığında Rio Ferdinand transfer edilerek, bir rekora imza atıldı. Asıl bomba ise David Beckham ile yaşandı. Adı sürekli Real Madrid ile anılan ve son zamanlarda Ferguson ile aralarında sorun olduğu konuşulan İngiliz oyuncu, soyunma odasında kaşına yediği krampondan sonra ayrılmaya karar vermişti. Bu olay takımı biraz germişti. Ligde önce Arsene Wenger'in yenilmez takımı Arsenal'in devreye girmesi ve 2003-04 sezonunu namağlup kapaması daha sonra da Rus zengin Roman Abramovic'in satın aldığı ve yıldızlarla süslediği Chelsea'nin şampiyonlukları, Alex Ferguson'a rakip olan Jose Mourinho'nun başarıları gibi gelişmelerin yaşanması, 2006'ya kadar belli bir istikrar yine sağlanamamıştı. Ancak 2006-07 sezonunda kazanılan şampiyonlukla beraber Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi'nde alınan başarılarla yeniden İngiltere'nin tek takımı oldu. Ayrıca Arsene Wenger'in gençleştirme operasyonu ile başlayan 6 yıldır kupa kazanamama geleneği, Chelsea'nin teknik direktör konusunda yaşadığı istikrarsızlık ve Liverpool'un eski gücünden uzak kalması derken tek başına yine zirveye kuruldu Alex Ferguson ve takımı Manchester United. Fakat bu sezon durum biraz daha farklı olacak. Çünkü Abu Dabili para babalarının satın aldığı şehrin mavi yakası Manchester City, zengin kadrosu ve yıldız transferleri ile zirveyi çok ciddi bir şekilde zorluyor. Hatta geçen sezon FA Cup'ta zafer kazanan Manchester City, bu sezona da iddialı bir giriş yaptı. Roberto Mancini yönetiminde, Old Trafford'da Manchester United'ı 6-1 yenerek, çok net bir mesaj yolladılar şampiyonluk yarışı için. Yılların tecrübesi Alex Ferguson'ın ne yapıp, edip bu maçın rövanşını alacağı herkesin beklentisi. Bu merakın yanıtı 2011-12 sezonunun sonunda kesinlik kazanacak.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1q-vYg6JQQ0/TrfNFJg2lyI/AAAAAAAABpk/w_anGtO0oFc/s1600/manchester_united_manchester_city_6-1-nationalturk-0678.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://3.bp.blogspot.com/-1q-vYg6JQQ0/TrfNFJg2lyI/AAAAAAAABpk/w_anGtO0oFc/s320/manchester_united_manchester_city_6-1-nationalturk-0678.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/wr406mxSp5U/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/wr406mxSp5U&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/wr406mxSp5U&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-7343940103693924776?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/7343940103693924776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/11/daha-yaplacak-isler-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7343940103693924776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7343940103693924776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/11/daha-yaplacak-isler-var.html' title='Daha yapılacak işler var'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-FWhuyj0E_ao/Trem24d2tzI/AAAAAAAABn0/Pb3swkjhdos/s72-c/alex_ferguson.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-2448925861772982884</id><published>2011-11-06T10:02:00.000+02:00</published><updated>2011-11-06T11:02:35.285+02:00</updated><title type='text'>Ben "Fenerbahçe" inancına sahibim sadece</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/I45yNCOlbTY/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/I45yNCOlbTY&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/I45yNCOlbTY&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-2448925861772982884?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/2448925861772982884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/11/ben-fenerbahce-inancna-sahibim-sadece.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/2448925861772982884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/2448925861772982884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/11/ben-fenerbahce-inancna-sahibim-sadece.html' title='Ben &quot;Fenerbahçe&quot; inancına sahibim sadece'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-6411341162377082946</id><published>2011-10-21T16:32:00.000+03:00</published><updated>2011-10-21T16:32:06.865+03:00</updated><title type='text'>Dünya'nın en güzel yerlerinden; St Pauli</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/--I0Wlpsbu5g/TqFyPtCl6rI/AAAAAAAABmg/xHVb66GgdpQ/s1600/pauli1-maksed-fan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://3.bp.blogspot.com/--I0Wlpsbu5g/TqFyPtCl6rI/AAAAAAAABmg/xHVb66GgdpQ/s320/pauli1-maksed-fan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Dünya nasıl bir yerdir diye sorsalar, herkes hep bir ağızdan, “berbat bir yer ve her gün daha da kötü oluyor” diye cevap verir. Bu sevemediğimiz dünyanın dışında ayrı tutulabilecek bir yer var; St Pauli.&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-g83nTPD0tR4/TqFyYw0CbSI/AAAAAAAABmo/P-VptkJCkP4/s1600/fft5_mf95878.Jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-g83nTPD0tR4/TqFyYw0CbSI/AAAAAAAABmo/P-VptkJCkP4/s320/fft5_mf95878.Jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h1&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;St Pauli’ye gidelim &lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sakallı amca, arkadaşı Freidrich ile 1848’de muhabbet ederken, bir hayal kurmuşlar mıdır acaba?&amp;nbsp; Ya da 21 Şubat 1848’de Manifesto’yu yayımladıklarında da hayal kurdular mı? Hani bir hayaletten bahsedilir ya Avrupa’da dolaşan, onu kast etmiyorum. Bu dediğim ayrı bir düş, hayal veya ütopya. Ütopyalar gerçek olmaz, belki bize öyle gelir. Hani hayalin ötesindedir ya ütopya ne isterseniz vardır orada. O yüzden bu &amp;nbsp;hayatta, bu dünyada herşey dört dörtlük olmaz anlatmak istediğim ütopyalar gerçek dışıdır yani. İki iyiyse üçüncüde bir kötülük çıkabilir karşınıza gerçekte. Ama bence bir yer var. Bu benim fikrim, herkesle de paylaşmak istedim. Hani denir ya futbol hayatın aynısıdır. Hayata çok benzer. Aslında amacım bir futbol takımını anlatmak, değişik bir futbol takımı. Ancak bu takımın bulunduğu semt farklı biraz. Hani ondan merak ettim, sakallı amca yani kısaca Karl ve arkadaşı Freidrich acaba böyle bir semti ve o semtin içinde bulunan &amp;nbsp;böylesine ilginç bir futbol takımını hiç düşündüler mi? Ütopya olarak yazıp, çizdiler mi? Belki bir yerlerde yazıp, çizmişlerdir. Herkesin kendine ait bir özeli vardır. Nerden bilelim yazdılar mı? Biz yazalım onlar kadar iyi yazamasakta, anlatalım bu enteresan yeri.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-MpneWwUySF4/TqFzETCgr4I/AAAAAAAABmw/jFx92tI5Ku8/s1600/3041354.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-MpneWwUySF4/TqFzETCgr4I/AAAAAAAABmw/jFx92tI5Ku8/s320/3041354.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Anlatalım St Pauli’yi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hamburg’un içinde bulunan bu semtin tarihi 17.yüzyıla dayanıyor. Hamburg’u bilirsiniz, bilmeyenlere özet geçecek olursak, Avrupa’nın en büyük liman kentlerinden biridir ve sanayi devriminde dünyanın birçok yerinden bir sürü işçi çalışmak için gelmiştir. Farklı ülkelerden gelen insanlar bir araya gelmiştir. Bu insanların birbirleriyle kaynaşması, anlaşması, yeni işleri derken bir sorun patlak vermiştir. Hamburg’ta veba ve cüzzam hastalığı başlamıştır. Bu durum insan ölümleriyle sonuçlanmaya ve daha kötü sıkıntılara zemin hazırlamak üzeredir. Bir çözüm bulunur, küçük bir semt, köy kurulur. Bu köyün adı da St Pauli olur. Veba ve cüzzamdan uzak durmak için insanlar buraya yerleşir. Yaşam başlar burada da. Burası zamanla bugünün Amsterdam’ı gibi bir yer olmaya başlar. Eğlence, müzik zamanla anarşizm derken farklı bir yer olur çıkar St Pauli. Acaba o bahsedilen hayalet bu olabilir mi? Hani sakallı amcanın söylediği, Freidrich’i unuttum sanmayın, ne de olsa Freidrich ne demişti;” &lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; line-height: 115%;"&gt;Manifesto'ya egemen olan temel düşünce... yalnızca ve tamamıyla Marx'a aittir.” &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; mso-bidi-font-family: Arial; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Aslında Amsterdam gibi dedik de ordan daha ayrı ve marjinal bir bölgedir burası. Mesela The Beatles gibi harika bir grup zamanında burada yaşamış, Almanya’da punk hareketleri ilk kez burada başlamış, Antifaşist pankartlar, yazılar ilk burada yazılmış.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-PCKeiSVUqWA/TqFzauyFayI/AAAAAAAABm4/-ekOBAYlyoY/s1600/Hafenstrasse-St-Pauli-Hamburg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="215" src="http://3.bp.blogspot.com/-PCKeiSVUqWA/TqFzauyFayI/AAAAAAAABm4/-ekOBAYlyoY/s320/Hafenstrasse-St-Pauli-Hamburg.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large; font-weight: bold;"&gt;Futbol ütopyası; St Pauli FC&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; mso-bidi-font-family: Arial; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bir hayal kuralım, ütopya yazalım biraz olsun dışardaki hızlı, yorucu hayattan soyutlayalım kendimizi, ne kaybederiz ki… Öyle bir yer düşününki kimse inançları, milliyeti veya tercihleri yüzünden aşağılanmasın, insanlar nasıl olursa olsunlar&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;birbirlerine saygılı olabilisin. Böyle bir yer mümkün mü? Hayalcilik yapmanın nesi kötü, ama hayalin ötesinde bir yer var ve herşey gerçek. O gerçeğin bir de güzel futbol takımı var. Bahsetmeye çalıştığım güzellik küçük bir semt ve onun futbol takımı. Hamburg şehrinin içinde kendi yağıyla kavrulan, herkesin dostça yaşadığı bir yer. Mevlana’nın zamanında dediği lafın günümüze uyarlanmış hali; “Ne olursan ol, gel!”.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu başlık altında o güzel, küçük semtin futbol takımını araştırmak amaç, dil döndükçe, kalem yazabildikçe. Kulübün resmi kuruluşu 1910 yılıdır. Ancak asıl St Pauli taraftarlarına sorsanız onlar size 1899 derler. 1899 yılında bir grup genç tarafından kurulan kulüp, 1907 yılına kadar maç yapamadı. Daha sonra ise resmi olarak 1910 senesinde faaliyetlerine devam etti.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;15 Mayıs 1910 yılında maçlara, turnuvalara katılmaya başlayan bu küçük semtin takımı, 1942’de savaş sebebiyle durmak zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra toparlanan ve turnuvalara katılan St Pauli FC, 1947 yılında Oberliga Nord’a başladı. İlk yılında ligi ikinci sırada bitirip, iyi bir başlangıç yapan ekip, Almanya Kupası’nda da yarı finalde 1.FC Nuremberg’e 3-2 yenilip elendi. 1950’li yıllarda ise ezeli rakipleri olan Hamburg ile mücadele eden St Pauli, zaman zaman Werder Bremen ve VfL Osnabrück takımlarıyla da rekabet içine girdi. 1963 yılında kurulan Batı Almanya Birinci lig’i yani bugünkü adıyla Bundesliga’ya katılmak için uğraşlar veren St Pauli FC, 1977 yılında 2.Bundesliga’da başarılı olup 1.Bundesliga’ya yükseldi. Ancak takım 1981 ve 1983 yılları arasında ekonomik olarak çıkmaza girdi ve 1984 yılında yeniden 2.Bundesliga’ya düştü.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;O tarihten bu yana 27 senedir asansör takım gibi bir inip bir çıkan St Pauli, 2011-2012 sezonunu 2.Bundesliga'da geçiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0T81-xPfUqY/TqFzu9E-PpI/AAAAAAAABnA/5dac6dn4ubU/s1600/st_PAuli.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="188" src="http://3.bp.blogspot.com/-0T81-xPfUqY/TqFzu9E-PpI/AAAAAAAABnA/5dac6dn4ubU/s320/st_PAuli.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large; font-weight: bold;"&gt;St Pauli FC’nin efsaneleri&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; mso-bidi-font-family: Arial; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Anarşizm’i sürekli zararlı ve öcü gibi gösteren zihniyete karşı sert duran bir kişiyi tanımak müthiş olur. Tanıyamasak da okuduk, öğrendik. 1986’da St Pauli’ye gelen kaleci Volker Ippig, Hafenstrassen’de “Siyah Blok” isimli anarşist grupla birlikte bir “işgal evi”nde kalıyordu. Bu anarşistlerin ayrı bir özelliği ve güzelliği de kulübün kimliğine yakışır davranmalırıydı. Anarşist Doc Mabuse, Millerntor Stadı’na kuru kafalı bayrağı getiren ilk kişi olarak tanınır. Bunun yanında 80’li yıllarda Avrupa’da yükselen sağ akım, holiganizm ve iğrenç ırkçılık faaliyetleri St Pauli’nin stadyumu Millerntor’a girememiştir. Girmeyi bırakın yanına bile yaklaşamamıştır. Millerntor Stadyumu ırkçıların korktuğu en büyük kale olmuştur aslında. Bunun akabinde 1989 yılında “ırkçılığı resmi olarak yasaklayan” ilk futbol kulübü olmuşlardır. Ancak bu olay St Pauli’nin ırkçılık illetine karşı verdiği ilk savaş değildi. 1963 yılında Togolu Guy Acolatse’yi kadrolarına katıp, Almanya’da ilk Afrikalı siyahi oyuncuyu oynatan takım oldular. Günümüze doğru yaklaşırsak, St Pauli’nin bir özelliğini daha öğrenebiliriz. Günümüzde endüstiriyelleşen futbolda, kulüpler sponsorlarını üzmek ve onları rahatsız edecek bir harekette bulunmak istemezler. Ama bu St Pauli için geçerli değil. 2002 yılında toplanan bir bayan taraftar topluluğu, Millerntor’da bulunan erkek dergisi reklamlarını rahatsız oldukları için yaptıkları protestolarla çıkarttırmak istediler. Herkesin görüşüne ve duygularına saygı duyan St Pauli yönetimi ise bu protestolar karşısında tepkisiz kalmayıp, bayan taraftarlarının istediğini kırmadı ve reklamları kaldırdı, sponsorları biraz bile umursamadan. Bir başka efsaneden daha bahsedelim. Çatlak başkan Corny Littman, eşcinsel bir eylemci ve tiyatro aşığı. En çılgın, en unutulmayan anı ise Werder Bremen ile ligde oynanacak kritik maça hazırlanırken Scorpions’un Hamburg’un ünlü Reeperbahn Sokağı’nda çekilen bir klibinde deliler gibi dans etmesiydi. Başkanlarının cinsel tercihini hiçbir zaman eleştirmeyen ve saygısızlık yapmayan St Pauli taraftarlarının tavrı da hep net;”Seksist değiliz, cinsiyet ayrımı yapmıyoruz.” 2001 yılına bir bakalım ve çılgın St Pauli taraftarlarına değinelim. Taraftarlar takım otobüsünü kendi imkanları ile kiraladılar. Simsiyah ve kuru kafa üzerinde “hücum-orta saha-defans” yazıyordu. Otobüsün o hali bir takımdan çok bir rock grubunun otobüsüne benziyordu.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Efsanelerden bahsederken, efsanevi bir maçtan bahsetmeden geçemeyiz. 2002 yılında ekonomik sıkıntılar çeken ve Bundesliga’nın son sırasında yer alan St Pauli, Dünya Kulüpler Şampiyonu Bayern Münih’i 2-1 yenip, büyük sükse yapmıştı. Bu maçın ardından St Pauli taraftarları “Dünyayı yenenler” yazılı tişörtler hazırlayıp, her maç giymeye başladılar. En ilginç anlardan biri 2006 yılında yaşandı. FIFA üyesi olmayan ülkelerin katılmak istediği FIFA Wild Cup’a katılmak isteyen kulüp, “St Pauli Cumhuriyeti”nin kuruluşunu ilan etti. Cebelitarık ve Tibet’i saf dışı bırakarak yarı finale yükselen takım, bu turda Zanzibar’a mağlup oldu. O sene turnuvanın şampiyonu ise KKTC olmuştu. Ama bir efsane olay var ki o sondan bir önce, çünkü en sonuncusu daha özel. Almanya’da sağ görüşlü olarak bilinen Hansa Rostock takımını ağırlayacak olan St Pauli, yöneticilerinin konuk takımın taraftarlarına görüş ayrılığı nedeniyle az bilet vermesi, St Pauli taraftarlarını çok kızdırmıştı. Çünkü onlar ne olursa olsun, tüm haklar için savaşmayı kendilerine bir görev bilmişlerdi. Bu durumu da protesto edip Hansa Rostock taraftarlarının hak ettikleri bilet sayısını almalarını sağladılar. Ve de geldik son efsaneye. St Pauli takımının taraftar grubu olan Ultra Sankt Pauli, tam bir Che hayranıdır. Hatta bu hayranlıkları sadece Che bayrakları sallayıp, Che posterleri asmakla sınırlı kalmamıştır. Orta Amerika’daki insan hakları ayaklanmasında önemli rol oynamışlardır. Bunun yanında da 2004 yılında takım kadrosu fotoğraf çektirirken Kübalı devrimci pozu vermişlerdir. Bu kadar efsaneden bahsettik, anıdan bahsettik fakat bir şampiyonluktan veya bir kupadan bahsetmedik. Çünkü amaç bu güzel oyunu şampiyonluklar için yada kupalar için sevmediğimizi göstermek. Bu oyunun bir oyundan daha fazlası olduğunu, hayatın ta kendisi olduğunu göstermek. Bunun en büyük kanıtı ise zamanında kalecilik de yapmış olan Küba devrimcisi Ernesto Che Guevara’nın sözünde mevcut; “Futbol sadece bir oyun değil, aynı zamanda bir devrim silahıdır.”&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-O33Uyk0i1fo/TqF0DXiaubI/AAAAAAAABnI/lhoFT7u0Wgk/s1600/St-Pauli.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="260" src="http://1.bp.blogspot.com/-O33Uyk0i1fo/TqF0DXiaubI/AAAAAAAABnI/lhoFT7u0Wgk/s320/St-Pauli.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-6411341162377082946?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/6411341162377082946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/dunyann-en-guzel-yerlerinden-st-pauli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6411341162377082946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6411341162377082946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/dunyann-en-guzel-yerlerinden-st-pauli.html' title='Dünya&apos;nın en güzel yerlerinden; St Pauli'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/--I0Wlpsbu5g/TqFyPtCl6rI/AAAAAAAABmg/xHVb66GgdpQ/s72-c/pauli1-maksed-fan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-2101307188527277828</id><published>2011-10-17T16:42:00.002+03:00</published><updated>2011-10-17T16:46:38.958+03:00</updated><title type='text'>Rakip Hırvatistan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-t9eTwNtc2w8/TpwseaYRw-I/AAAAAAAABlQ/DWiEKaX0MDk/s1600/Croatia_football_federation.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-t9eTwNtc2w8/TpwseaYRw-I/AAAAAAAABlQ/DWiEKaX0MDk/s320/Croatia_football_federation.png" width="251" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kafNWpv1ado/TpwtAoYFVdI/AAAAAAAABlY/P1O0D2lu5W0/s1600/Croatia.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="161" src="http://3.bp.blogspot.com/-kafNWpv1ado/TpwtAoYFVdI/AAAAAAAABlY/P1O0D2lu5W0/s320/Croatia.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h4 style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;Hırvatlar kimdir?&lt;/h4&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;Tıpkı öteki Güney Sılavlar gibi Hırvatlar da Balkanlara 7.yüzyılda gelmişler. 9.yüzyılda ise Hristiyan olmuşlar. Tarihlerinde kurulan ilk krallık ise 925 yılında Tomislav öncülüğünde. IV.Petar Kresimir&amp;nbsp; döneminde de en geniş topraklarına ulaşmışlar ancak Macar kralı I. Laszlo hakimiyetlerine son verip, Hırvatları himayesine geçirmiş. 15.yüzyıla kadar da Hırvatlar hep Osmanlı’nın önüne sürülmüş. 1526 yılında Macarlar Mohaç Savaşında Osmanlı Devleti tarafından bozguna uğratılınca Hırvatlar da Osmanlı’ya katıldı. İşte bizim atalarımız yani biz, Hırvatlarla tanışmış olduk. Hırvatlarla vedalaşmamız da &amp;nbsp;II.Viyana kuşatmasının başarısız sonuçlanması nedeniyle gerçekleşti aslında. 17.yüzyıl’da bu bozgunla beraber zayıflamaya başlayan Osmanlı, güçlenen Avusturya’ya engel olamayıp, Hırvat topraklarını kaybetmeye başladı. Bunun yanında Avrupa’da devrimler olmaktaydı. Milliyetçilik duygusu tıpkı bir hastalık gibi yayılıyordu. Bu da eklenince güç kaybeden Osmanlı Devleti, 20.yüzyıla kadar çaresizliğin içine düşmüştü. Konuyu dağıtmadan Hırvatlar’a geçmek gerekirse, Hırvatlar artık Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna katılmak üzereydi. Aynı 9.yüzyılda olduğu gibi yine Macarlarla beraberlerdi, onların çatısı altında toplanmışlardı. Fakat I.Dünya Savaşı sonucu Avusturya-Macaristan tuzla buz olunca, onlarda kendileriyle aynı kaderi taşıyan Sırplar, Slovenler ve Boşnaklarla bir olup, Yugoslav Krallığını kurdular. Buraya kadar ansiklopedik bilgilerle geldik, ama artık dünyada başka bir gerçek daha vardı. Savaşlar, işgaller, fetihler… Dünya tarihi hep böyle geçti. O bu devlete geçti, şu devlet bunu himayesi altına aldı. Fakat yepyeni bir gerçek ortaya çıkmaya başladı bu olayların karşısına dikilmek için; Futbol ! Güçsüzlerin, güçlüleri normal şartlarda yenmesi zordur kabul ama yeşil sahada kimin daha iyi olduğunu kimse bilemez, herkes eşittir. İşte Hırvatlarda bu futbol aşkına 1873 yılında kapılmışlardı. O dönemin bugünkü Amerikası gibi olan İngilizler(Sadece İngiltere’de bulunmuştur futbol. Ada’ya&amp;nbsp; Sanayi Devrimi ile birlikte çalışmak için gelen göçmenler keşfetmiştir bu güzel oyunu)&amp;nbsp; İngiltere’den gelen öğrenciler ilk olarak bugünkü Hırvatistan topraklarında, Rijeka ve Zupanja şehirlerinde futbol oynamaya başlamışlardı. Yerli halk ise oyundan çok etkilenmişti. Yıllarca çeşitli İmpartorların, devletlerin altında himaye altında yaşamış, en son bağımsız olduklarında tarih 7.yüzyılı göstermiş. Anlayacağınız özgürlüğünü kaybetmiş ve onu unutmuş bir insan topluluğu. Ama onlara özgürlüklerini hatırlatan, yeniden öğreten futbolu biliyorlardı artık. Yugoslav Krallığı’na geçtiklerinde bile kendi ayaklarında duramamışlardı. Ama futbol onlara bu imkanı tanımıştı. 1919-1939 yılları arası, Hırvatistan adıyla maçlara çıkmışlar ve seslerini en sonunda duyurabilmişlerdi. Bu maçlar her ne kadar resmi olmasa da, sadece dostluk maçı olsa da, onlara kendi formalarını özgüce giyme, isimlerini özgürce haykırma şansını bu güzel oyun sağlamıştı. 20.yüzyılın henüz başında kendi futbol takımlarını da kurmuşlardı. Bu sırada ise futbol sahası dışına çıkınca II.Dünya Savaşı’nın ortasında kalıyordunuz. Naziler , 1941 yılında Yugoslavya’yı işgal etmişti. Nazi Almanya’sı Bosna Hersek’i&amp;nbsp; de Hırvatistan’a katıp, yeni bir devlet kurmuştu. Ustaşa önderi(II.Dünya Savaşı sırasında pek bir bilinen faşist bir akım) Ante Pavelic tarafından faşist bir devlet ortaya çıkarıldı. Bu faşistler Hırvat topraklarında yaşayan Yahudi, Sırp ve Çingeneleri öldürmüşlerdi. Bu zamana kadar bağımsızlığını arayan, tarih boyunca hep bir devletin himayesi altında kalan Hırvatlar, faşizm yüzünden o günlerini unutmuş gibiydi. Yıkıp, döküyorlardı. Güzel oyun, futbol ise savaş nedeniyle durmuştu. Eğer futbol olsaydı eminim ki bu insanlık dışı eylemlere karşı olan insanlar da seslerini duyurabileceklerdi. Futbol durmuştu o dönem belki ama Joseph Broz Tito gibi büyük bir lider ortaya çıkıp, 1944 yılında yönetimindeki&amp;nbsp; Yugoslavya Komunist Partisi’nin üyesi&amp;nbsp; olan Partizanlar, Sovyetler ile birlikte hareket edip, Ekim 1944’te Belgrad’ın kontorlüne geçtiler. Tito yönetiminde tekrar insanlığı hatırlayan Hırvatlar, o kötü faşist dönemin ardından &amp;nbsp;Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyet’i &amp;nbsp;çatısı altında yaşamaya başladılar. Futbol yeniden sahne almaya başlamıştı savaşların ardından hem de çok güzel bir şekilde. Hırvat futbolcular, Yugoslavya Milli Takımı’nın fomasını giyiyolardı. Yine de kendi takımlarının devam etmesini sağlamak için çabalıyorlardı. Resmi olmayan maçlardı bunlar ama yine de devam ediyorlardı. Hatta resmi olmayan bir teknik direktörleri bile olmuştu. Jozo Jakopic yönetiminde 4 hazırlık maçına çıkmışlardı. İsviçre ve Macaristan ile yapılan maçlar ile futbol sahalarında bağımsızlıklarını sürdürmüşlerdi. Bunun yanında ilk galibiyet ise 1956 yılında gelmişti. Endonezya ve Sırbistan karşısında yaşanan zaferler futbol tarihlerinde önemli bir yer tutmuştu. Bu arada Tito önderliğinde barış içinde yaşayan, etnik grupları ve dinleri bir arada huzur içinde olan bir ülkede yaşıyorlardı Hırvatlar. Bu barış ve huzur ortamı futbol sahasına da yansıdı ve 1956 Olimpiyatlarına katılan Yugoslavya Milli Takımı’nda Hırvat oyuncular da yer aldı. Ayrıca bu tarihten itibaren yetenekli Hırvat futbolcular, Yugoslavya ile hem Avrupa Şampiyonlarında hem de Dünya Kupalarında boy gösterdiler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-size: medium; font-weight: normal; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-y7DWQpQTtNw/TpwtIebzxKI/AAAAAAAABlg/ZV-RoDSA8M8/s1600/Croatian_first_team.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-y7DWQpQTtNw/TpwtIebzxKI/AAAAAAAABlg/ZV-RoDSA8M8/s1600/Croatian_first_team.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-size: medium; font-weight: normal; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;h4 style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;Modern çağlar&lt;/h4&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;Bu başlığın sebebi kesinlikle teknolojinin gelişmesidir. Yoksa başka bir amacım yoktu. Teknolojinin gelişmesi demek endüstiryelleşmenin hızlanması demek, bu da belki de hayatta &amp;nbsp;tek sahip olduğumuz, futbolun da paraya bulanması demek. Konuyu karıştırmadan Hırvatistan’a dönüp, bağımsızlık sürecini ve harika bir futbol takımının ortaya çıkmasından söz etmek istiyorum. &amp;nbsp;Öncelikle bağımsızlığa giden yoldan bahsedelim. 1980’lere kadar lider Tito sayesinde, huzurlu bir ülke olan Yugoslavya, liderinin ölümünden sonra o eski günlerini arar oldu. Barış içinde ve mutlu geçen günler mazide kalmıştı. 1990’ların başında ise SSCB’nin ve Doğu Bloku’nun parçalanması Yugoslavları da etkilemişti. Hırvatistan da bir referandum yaparak Yugoslavya’dan ayrıldığını ilan etti. Bu sırada yeşil sahalarda da gelişmeler vardı. Referandumla kopmaya hazırlanan Hırvatistan, futbolda da ilk resmi maçına çıkmak üzereydi. Amerika ile 17 Ekim 1990 yılında Maksimir Stadı’nda&amp;nbsp; oynanan maç tarihe geçmişti(2-1 Hırvatistan üstünlüğü ile bitti). Beklenen karar gelmiş, Hırvatlar son kez Yugoslavya forması giyiyordu. İsveç ile 16 Mayıs 1991 yılında oynanan maç, Hırvatların son maçı oluyordu. Hırvatistan’ın ilk resmi teknik direktörü de açıklanmıştı bu arada. Drazan Jerkovic, ilk resmi takımın çalıştırıcısı olacaktı. Takımın yeni ve bugünkü formaları da o tarihte düzenlenmişti. Ardından ilk oyuncular ve yöneticilerle birlikte Hırvatistan Milli Takımı FIFA’nın da tanıdığı bir futbol takımı olmuştu. Bu güzel gelişmeler sadece futbolla sınırlıydı ne yazıkki. Bağımsızlığını açıklayan Hırvatistan’a Sırbistan kontrolündeki Yugoslavya savaş açmıştı. Bosna Savaşı’nın da yaşandığı o günlerde,c yani 1992 yılında Hırvatlar, Yugoslavya ile antlaşma imzalamak zorunda kaldı. Bu savaş ortamı dışında Hırvatistan, 22 Mayıs 1992 senesinde &amp;nbsp;Birleşmiş Milletler’e üye oldu. Birleşmiş Milletleri, UEFA VE FIFA üyeliği takip etti. Futbolda da yepyeni bir takım gelmişti yeşil sahalara. Resmi olmayan bir takım, resmi olmayan maçlar yapmaktan kurtulmuştu artık. Oldukça resmi bir takım vardı artık karşımızda.&amp;nbsp; Takımlar arasında da yer edinen Hırvatistan, 125.sıradan dünya sıralamasına giriş yapmıştı. Futbol listelerine ve 1994 Dünya Kupası elemelerine katılmanın mutluluğunu yaşayan ülke, Bosna Hersek’te yaşanan savaşla da uğraşıyordu. Hırvatistan, Sırpların işgaline karşı Bosna-Hırvatistan koalisyonunu destekledi.&amp;nbsp; Gelişen olaylara NATO’nun müdahalesiyle Bosna Hersek devlet başkanı Aliya İzzetbegovic, Hırvatistan devlet başkanı Franjo Tudjman ve Sırbistan devlet başkanı Slobodan Milosevic, 21 Kasım 1995’de Dayton Antlaşmasında uzlaşmaya vardılar. Bir başka imza ise Milli Takım antrenörü için atıldı. EURO 96’ya katılmak için iddialı olması gerektiğini bilen Hırvatistan Futbol Federasyon’u,&amp;nbsp; Miroslav Blazevic ile sözleşme yaptı. İlk resmi zaferini 1994’de Estonya karşısında 2-0 ile alan Hırvatlar, ilk resmi mağubiyetini ise 11 Haziran 1995 yılında Ukrayna karşısında 1-0 ile aldı. Bosna’da savaşın sona ermesi, suların durulması Hırvatistan’ı rahatlatmıştı. Bu derin nefes almanın yanına bir de “Golden Age” eklendi. Altın Çağ isimli futbol takımı, tüm ülkeyi heyecana ve mutluluğa boğmuştu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-size: medium; font-weight: normal; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Z0LwDtQV8k8/TpwtjCvCLWI/AAAAAAAABlo/1eBm_5tarnc/s1600/suker1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="244" src="http://2.bp.blogspot.com/-Z0LwDtQV8k8/TpwtjCvCLWI/AAAAAAAABlo/1eBm_5tarnc/s320/suker1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;h4 style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;98’ Altın Çağ&lt;/h4&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;Ali Ece abinin hep verdiği örnekten yola çıkarsak, ne demiş &amp;nbsp;Arjantinli Jorge Valdano; “futbol yaşadığımız hayatın metaforudur.” Aynen öyle, doğru demiş üstad. Hırvatistan için de bu söz geçerlilik kazandı, 98 Dünya Kupası oynanırken. Yıllardır yaşanan savaşlar, dökülen kanlar, işgaller, antlaşmalar derken yorgun geçen o günlerin acısı 98 yazında çıktı. Belki de Hırvatlar, bir tek Joseph Broz Tito yönetiminde böyle mutlu ve huzurlu günler geçirmişlerdi tarih boyunca. EURO 96’ya da çok iyi bir başlangıç yapıp, Son Avrupa Şampiyonu Danimarka ve Osmanlı döneminden tanıdıkları Türkiye’yi yenen ve çeyrek finale çıkan Hırvatistan, kupayı şampiyon tamamlayacak Almanya’ya elenecekti ancak ilk uluslar arası turnuvasında yaşadığı bu başarı ile futbol gecelerimizi aydınlatacağının müjdesini veriyordu. Hele Hırvat halkının geceleri, aydınlıktan da öteye güzel bir rüyaya dönüşüyordu futbol topu sayesinde. EURO 96’nın tadı damaklarda kalmıştı. Vlaovic’li, Davor Suker’li, Robert Jarni’li, Boban’lı, Asanovic’li, Robert Prosinecki’li, Slaven Bilic’li o harika takım bizi futbola biraz daha aşık ederken, Hırvatistan’da yaşayan insanların güçlerine güç katmalarını sağlıyordu. Gururlanıyordu Hırvatlar, o güzel futbol takımlarını izlerken. Miroslav Blazevic ise bu şahane takımın patronuydu. Artık savaşlar yoktu, ezilenler de ezenlerden hesap sorabiliyordu futbol sayesinde.&amp;nbsp; 98 Dünya Kupası’na gelen Hırvatistan, futbol severlerle Avrupa Şampiyonası’nda tanışmıştı ama sırada tüm dünya vardı. Ülkede beraber yaşayan Hırvatlar, Müslümanlar, Boşnaklar, Hristiyanlar birlik olmuş, takımlarının gururlu mücadelesini destekliyorlardı. Gruplarda;&amp;nbsp; Jamaika, Arjantin ve Japonya ile eşleşen Hırvatistan, sanki Avrupa’dan sonra Dünya’ya da adını ezberleteceğinin haberini veriyodu. Afrika’dan, Güney Amerika’dan ve Asya’dan rakiplerle karşılaşacak Hırvatlar. Jamaika ve Japonya’yı mağlup edip, Arjantin’e yenilmişlerdi. İlk kez katıldıkları Dünya Kupası’nda da tıpkı Avrupa Şampiyonası’nda olduğu gibi bir üst tura yükselmişlerdi. İkinci turda Romanya’yı eleyen “Golden Age”, EURO 96’da elendikleri Almanya ile mücadele edeceklerdi. Yine bir çeyrek final ve yine Almanlar. Turnuva takımı olarak bilinen son Avrupa Şampiyonu Almanya’yı Robert Jarni, Goran Vlaovic ve Davor Suker ile 3-0 yenip, sürklase eden Hırvatistan, yarı finale geçip, tüm Hırvatistan’nın coşkuyla andığı bir takım olmuşlardı. Sıradaki rakip kupanın ev sahibi Fransa idi. İlk yarının golsüz geçmesi ve Fransa’nın Hırvatistan’a büyük saygı duyması şeklinde geçen maçta, ev sahibi olmanın ve tecrübeli bir takım olmanın avantajını kullanan Horozlar 2-1’lik galibiyet alıp, Hırvatistan’ın üçüncülük maçı oynayacağını bildiriyordu. Üçüncülük maçına çıkan Hırvatlar, Hollanda’yı mağlup edip, ilk kez katıldıkları Dünya Kupası’na renk getiriyorlardı. Hırvat efsane Davor Suker ise “Altın Ayakkabı” ödülünün sahibi oluyordu, oynadığı etkili futbol ve gollerle(Belirtmekte yarar var ki, bu takımda bulunan bir çok futbolcu 1987 yılında düzenlenen U-17 Gençler Dünya Şampiyonası’na Yugoslavya forması altında katılmıştı.)&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-size: medium; font-weight: normal; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qF2_I0y_2k4/Tpwt5YW8GkI/AAAAAAAABlw/WpyU7eDHwIE/s1600/croita+98.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="218" src="http://2.bp.blogspot.com/-qF2_I0y_2k4/Tpwt5YW8GkI/AAAAAAAABlw/WpyU7eDHwIE/s320/croita+98.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Günümüz Hırvatistan futbolu ve Türkiye eşleşmesi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; font-weight: normal; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;Türkiye ile Hırvatistan’ın tanışmasının futbol anlamında gerçekleştiği yıl 1996’dır aslında. Vlaovic’in golüyle maçı 1-0 kazanan Hırvatistan, defans oyuncumuz Alpay Özalan’ın da “fair play” bir oyuncu olmasını sağlamıştı. Çünkü golde önünde bomboş koşan Vlaovic’i düşürmeyip, golünü bir anlamda daha rahat attırmıştı Alpay. Bu tanışmadan tam 12 yıl içinde Hırvatistan aslında Türkiye’den daha başarılı bir takım oldu. Resmi olarak kurulduğundan beri 8 turnuvanın tam 6 sına katıldılar. Türkiye ise sadece 4 turnuvada yer alabildi. Ama öyle bir anı var ki Hırvatistan futbol tarihinde, ne Dünya Üçüncülüğü, ne ilk Avrupa Şampiyonası’nda yükseldikleri çeyrek final ne de Davor Suker gibi bir golcü. Tek unutamayacakları an, EURO 2008 çeyrek finalindeki Türkiye maçı. Mucizevi&amp;nbsp; İsviçre ve Çek Cumhuriyet’i galibiyetleriyle tur atlayan Milli Takımımız ile gruptaki oynadığı 3 maçın 3 ünü de kazanan, güçlü kadrosu ile Hırvatistan, Viyana’da karşılaşacaktı. Son 8 maçında, yüz yıllar önce Viyana bozgununa uğrayan Türkler ve bu bozgunun sonrası güç kaybeden Osmanlı’dan kopma zemini bulan Hırvatlar, 21. Yüzyılda bir Avrupa Şampiyonası’nda karşılaşıyorlardı. &amp;nbsp;90 dakikası 0-0 biten maçta Türkiye, Hırvatistan’a karşı iyi mücadele ediyordu. Uzatmalara giden maçta da dengeli bir mücadele vardı. Ancak maçın 119.dakikasında kaleci Rüştü’nün hatasını affetmeyen Hırvatlar, Kalinic ile 1-0 öne geçmişlerdi. Turnuvaya yaptığı şarkıyla gelen teknik patron Slaven Bilic, sevinçten havalara uçuyordu. Uçuşunu tam tamamlayıp, yere inmişken, Semih Şentürk’ün gol sevincini gördü. Top Hırvatistan filelerindeydi. Dönemin formda kalecilerinden Pletikosa ne olduğunu anlamamıştı. Penaltılara büyük moral bozukluğu ile başlayan Hırvatistan, elenmişti. Tam yarı finale çıktık derken elenen takım kabus görüyordu adeta. Bu maç 3.5 sene önce oynandı. Ama ne o takımın oyuncuları ne de teknik direktör Bilic o maçı unutmadı. Hatta arada 2010 Dünya Kupası’na bile katılamadılar. Ama Türkiye’yi hiç unutmadılar. Eşleşmeden sonra açıklamalar yapan Slaven Bilic; “ 3 senedir o maçı rüyalarımda görüyorum, bu eşleşme bizim için rövanş.”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-size: medium;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-size: medium; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_WD3G2xOPms/TpwuUsgi-4I/AAAAAAAABl4/VSZ6GMFSvxY/s1600/20-haziran-2008-h%25C4%25B1rvatistan-t%25C3%25BCrkiye-ma%25C3%25A7%25C4%25B1_30255.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/-_WD3G2xOPms/TpwuUsgi-4I/AAAAAAAABl4/VSZ6GMFSvxY/s320/20-haziran-2008-h%25C4%25B1rvatistan-t%25C3%25BCrkiye-ma%25C3%25A7%25C4%25B1_30255.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;h4 style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;Hırvatistan Futbol Takımı&lt;/h4&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;EURO 2012 elemelerine F grubunda, Yunanistan, İsrail, Letonya, Gürcistan ve Malta ile eşleşerek başlayan Hırvatistan, 10 maçta 7 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet alarak, 22 puanda kaldı ve ikinci oldu. Lider Yunanistan’ın 2 puan gerisinde kalan Hırvatlar, yazın oynanacak &amp;nbsp;Ukrayna-Polonya’nın ortaklaşa düzenlediği turnuvada yer alabilmek için Türkiye ile play-offlarda karşılaşacak. İlk maç deplasmanda , ikinci maç ise Zagreb’de olacak. Son 5 deplasman &amp;nbsp;maçında 2 mağlubiyet 3 galibiyet alan Bilic’in takımı, son 5 iç saha maçında da 4 galibiyet alıp, sadece lider Yunanistan ile golsüz berabere kaldı. Takım kadrosunda oldukça önemli isimler bulunuyor. Kale ve defans konusunda biraz sıkıntıları olan Hırvatistan’ın en güçlü mevkisi orta sahası. Gol bölgesinde ise deneyimli ve iyi forvetlere sahip takımın teknik direktörü Slaven Bilic, tam 4 senedir takımının başında. Tottenham’lı Kranjcar ile Zagreb-Split polemiğine giren Bilic, bu durum yüzünden epey eleştiri almıştı. Bunun yanı sıra 2010 Dünya Kupası’na katılamama ve eleme grubunda Yunanistan’ın gerisinde kalma da ülke basınında büyük eleştiriler almasına sebep oldu. Hırvatistan teknik direktörünün &amp;nbsp;önünde şimdi bu eleştirileri yıkmak adına büyük bir şans var. Hem EURO 2008’in rövanşı niteliğinde hem de EURO 2012’ye katılma adına son adım olma açısından, Türkiye maçı çok önemli.&lt;/div&gt;&lt;h1 style="font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Takım Kadrosu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Balk3Char"&gt;Kaleciler:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Balk3Char"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Stipe Pletikosa(Rostov), Vedran Runje, Ivan Keleva(Dinamo Zagreb)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Defans: Josip Simunic(Dinamo Zagreb), Dejan Lovren(Lyon), Ivan Strinic(Dnipro), Gordon Schildenfeld(Eintracht Frankfurt), Vedran Corluka(Tottenham),&amp;nbsp; Danijel Pranjic(Bayern Munich), &amp;nbsp;Sime Vrsalijko(Dinamo Zagreb)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;h3 style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Orta Saha:&amp;nbsp; Drijo Srna-Kaptan (Shaktar Donetsk), Luka Modric(Tottenham), Ivan Rakitic(Sevilla), Ognjen Vukojevic(Dinamo Kiev),&amp;nbsp; Niko Kranjcar (Tottenham), Tomislav Dujmovic (Dinamo Moskova), Ivan Perisic( Borussia Dortmund), Mato Jajalo( FC Köln), Milan Badelj(Dinamo Zagreb),&amp;nbsp; Ivo Ilicevic (Hamburg)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 style="font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h3&gt;&lt;h3 style="font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Forvet: Ivica Olic (Bayern Munich), Mladen Petric (Hamburg),&amp;nbsp; Srdan Lakic(Wolfsburg), Nikica Jelavic(Rangers), Mario Mandzukic(Wolfsburg), Eduardo(Shaktar Donetsk), Ivan Klasnic(Bolton Wanderers), Nikola Kalinic(Dnipro)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h4 style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;İlginç Notlar;&lt;/h4&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;-Türkiye teknik direktörü Guus Hiddink ile Hırvatistan teknik direktörü Slaven Bilic, tam 13 yıl önce Fransa’da karşılaşmışlardı. Hırvatistan kaptanı Bilic ile Hollanda teknik direktörü Hiddink’in üçüncülük maçını kazanan taraf Bilic olmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;-Türkiye ve Hırvatistan, toplamda(özel ve resmi olarak) 4 maç oynadılar. 2 maç berabere biterken, her iki takım da birer galibiyet aldılar. (EURO 96-Hırvatistan 1-0 Türkiye, 1997 Özel maç - Türkiye 1-1 Hırvatistan, 2004 Özel maç - Türkiye 2-2 Hırvatistan, EURO 2008 Hırvatistan 2-4 Türkiye(penaltılarla) )&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;-Hırvatistan teknik direktörü Slaven Bilic’in yardımcılarından Marijan Mrmic, 1996-98 yılları arasında Beşiktaş’ın kalesini korumuştu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;-Hırvatistan kadrosunda milli forma altında en çok gol atan isim çıktığı 42 maçta 22 gol atan Shaktar Donetsk’li Eduardo. Türkiye’de ise en çok gol atan milli oyuncu 49 maçta 12 gol atan Atletico Madrid’li Arda Turan.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;-Türk Milli takımında şu an kadroda bulunan oyuncular arasında en çok milli formayı giyen isim 79 maçta şans bulan kaptan Emre Belözoğlu, Hırvatistan’da bu isim 90 kere ile Josip Simunic.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;-Hırvatistan maçlarını genellikle Zagreb şehrinde bulunan Stadion Maksimir’de oynuyor(38.923), Türkiye ise maçlarını İstanbul’da oynuyor. Son dönemlerde Türk Telekom Arena’yı(52.695) tercih ediyor milli takım.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;-Hırvatistan’ın en zayıf bölgesi, kalesi. Kaleciler Pletikosa ve Runje istedikleri form düzeyine bir türlü ulaşamıyorlar ve istikrarsızlar. Ayrıca defans bölgesinde de sıkıntılar var. Sol bek Stirinic ve takımın stoperleri Simunic ile Lovren ağır kalıyorlar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-size: medium; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fg051zTSl2w/Tpwu0wPcEuI/AAAAAAAABmA/uuAGzUeH8qA/s1600/1407853_full-lnd.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="173" src="http://1.bp.blogspot.com/-fg051zTSl2w/Tpwu0wPcEuI/AAAAAAAABmA/uuAGzUeH8qA/s320/1407853_full-lnd.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-size: medium; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-2101307188527277828?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/2101307188527277828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/rakip-hrvatistan.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/2101307188527277828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/2101307188527277828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/rakip-hrvatistan.html' title='Rakip Hırvatistan'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-t9eTwNtc2w8/TpwseaYRw-I/AAAAAAAABlQ/DWiEKaX0MDk/s72-c/Croatia_football_federation.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8565051428150521793</id><published>2011-10-12T20:30:00.000+03:00</published><updated>2011-10-12T20:30:50.053+03:00</updated><title type='text'>EURO 2012 elemelerinin en güzel hatırası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/WuFL4SWropo/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/WuFL4SWropo&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/WuFL4SWropo&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8565051428150521793?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8565051428150521793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/euro-2012-elemelerinin-en-guzel-hatras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8565051428150521793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8565051428150521793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/euro-2012-elemelerinin-en-guzel-hatras.html' title='EURO 2012 elemelerinin en güzel hatırası'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-6873942430940051305</id><published>2011-10-12T20:25:00.003+03:00</published><updated>2011-10-12T20:27:09.564+03:00</updated><title type='text'>Türkiye "play-off" hazırlığında</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #ebeae8; color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ycQue6B9VV0/TpXN4UFdaGI/AAAAAAAABlI/BL7cpXJyQ8E/s1600/beltur2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://2.bp.blogspot.com/-ycQue6B9VV0/TpXN4UFdaGI/AAAAAAAABlI/BL7cpXJyQ8E/s320/beltur2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Zorlu ve sıkıntılı geçen eleme grubunu, kazandığı 17 puanla, Almanya'nın 10 puan gerisinde ikinci tamamlayıp, play-off oynama hakkı kazanan Türkiye, rakibini bekliyor. Gruptaki son maçında Türk Telekom Arena'da Azerbaycan'ı ağırlayan millilerimiz, Burak Yılmaz'ın attığı gol ile 1-0'lık bir galibiyet elde etti ve bu stres dolu eleme aşamasını noktaladı. Eleme grubu belli olduğunda, rakiplerden Almanya favoriydi ve birinci sırada olacağına kesin gözle bakılıyordu. Tahminler tuttu ve oynadığı 10 maçın 10'nu da kazanan Panzerler, 27 puanla EURO 2012'ye gitmeyi rahat bir şekilde garantilediler. İkincilik için Türkiye ile birlikte şanslı gözüken takımlar ise Belçika ile Avusturya'ydı. Bu tahmin de tuttu ve ikincilik yarışı bu üç takım arasında geçti. Daha sonra Türkiye ve Belçika'nın mücadelesine dönen ikincilik iddasında gülen taraf biz olduk. Play-offlara katılacak Türkiye, ikinci torbadan kuraya girecek. Muhtemel rakipler arasında Portekiz, Hırvatistan, İrlanda ve Çek Cumhuriyeti gibi dört önemli takım var.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/turkiye-avusturya.jpg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 300px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 450px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;EURO 2012 elemelerine A grubundan başlayan Türkiye, son Dünya Kupası üçüncüsü Almanya, futbolda yükselişe geçen Belçika, son Avrupa Şampiyonası'nın evsahiplerinden Avusturya, kardeş ülke Azerbaycan ve kolay rakip Kazakistan ile eşleşti. İlk maçına Kazakistan deplasmanında çıkan A Milli Takım, 3-0'lık bir galibiyet ve çok güzel bir gol ile ülkeye mutlu döndü. Hamit Altıntop'un maçı 1-0'a getirdiği gol, futbolun bir sanat olduğunu kanıtlar nitelikteydi. İkinci maç ise gruptaki kaderimizi belirlemesi açısından son derece kritikti. İkincilik için yarışmamız beklenen en ciddi rakip Belçika'yı Kadiköy'de ağırladık. Zorlu ama zevkli geçen maçı 3-2'lik skorla kazanan millilerimiz, gruba 2 de 2'lik bir giriş yaparak, EURO 2012 yolunda iddasını arttırarak devam etti. 2010 Dünya Kupası'na katılamamanın hayal kırıklığını yaşayan ve Guus Hiddink ile yepyeni bir yola çıkan takım için elemelere böylesine önemli 2 galibiyetle giriş yapmak, çok başarılı bir süreç oldu. Ancak 1 ay sonra çıkılan 2 deplasman ve alınan 2 mağlubiyet tabloyu tersine çevirdi. Güçlü ve favori Almanya önünde oynanan kötü futbol ve yenen 3 gol moralleri oldukça bozmuştu. Bunun üstüne bir de kardeş Azerbaycan karşısında gelen yenilgi eklenince moral bozukluğunun yanına ümitsizlik de eklenmişti. Yine bir büyük turnuvayı kaçırmanın korkusu başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/1c4e2fb9380c4219889f893d4793582c.jpg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 300px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 450px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Gelen iki mağlubiyet aslında önemli bir ders verdi. Yaşlanan ve zamanını dolduran kadronun artık yenilenmesi gerekliliği ortaya çıktı. Gençleşme hazırlığında olan Guus Hiddink ve ekibi için aslında iyi bir fırsattı bu süreç. Mart ayına kadar eleme maçlarının olmayacak olması da kadroyu yeniden düzenleme konusunda bir adım atılması için bir şans olabilirdi. Başarılı çalıştırıcı Hiddink bunu yaptı ve Hollanda ile Kasım 2010'da Amsterdam'da oynanacak hazırlık maçına bambaşka bir milli takım çıkardı. Dünya ikincisi Hollanda ile oynanan maç ve kadroya genç isimlerin milli formayla tanışması, ilk bakışta şaşırtıcı gelse de(kimse böyle hızlı bir değişim beklemiyordu) maçta oynanan futbol ilerisi için umut vermişti. Portakallar'ın 1-0'lık üstünlüğüyle biten maça rağmen Türkiye'nin oynadığı istekli ve güzel futbol beğeni toplamıştı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Arial; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: red; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;HOLLANDA: 1 - TÜRKİYE: 0&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;STAT:&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Amsterdam Arena&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;HAKEM:&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Viktor Kassai&lt;br /&gt;&lt;br style="font-weight: bold;" /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;HOLLANDA:&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Stekelenburg, Van der Wiel, Heitinga, Mathijsen (Dk. 46 Wisgerhorf), Pieters, Maduro (Dk. 87 Schaars), Lens (Dk. 46 Van Persie), Van der Vaart (Dk. 80 Drenthe), Huntelaar (Dk. 87 Babel) Sneijder (Dk. 46 Janssen), Afellay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;TÜRKİYE:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Volkan, Gökhan, Serdar, Servet, İsmail, Burak (Dk. 62 Mehmet), Nuri, Selçuk (Dk 90+1 Yiğit), Sabri (Dk. 76 Engin), Hamit (Dk. 83 Yekta), Umut (Dk. 62 Kazım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;GOL:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Dk. 51 Huntelaar(Hollanda)&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: bold;" /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-size: 12px; font-weight: bold; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;SARI KART:&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Dk. 87 Selçuk(Türkiye)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/euro-2012-hollanda-turkiye-1-0-mac-sonucu.jpg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 311px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 450px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Hollanda maçında değişen ve gençleşen kadronun verdiği ümit, 2011 başında Türkiye'de oynananan Güney Kore maçında görülememişti. 0-0 biten maç hiç kimseyi tatmin etmemişti. Mart ayında oynanacak Avusturya maçı öncesi milli takımın daha iyi olması bekleniyordu. Ama değişim devam ediyor, Almanya, Hollanda, İngiltere, Belçika gibi önemli futbol ülkelerinde yetişmiş, orada oynayan "gurbetçi" isimler Milli Takımlara kazandırılıyordu. Mehmet Ekici, Gökhan Töre, Tunay Torun, Nadir Çiftçi, Kadir Bekmez gibi yeni ve geleceğe dönük futbolcular Türkiye'yi seçiyorlardı.(Mesut Özil ve Serdar Taşçı kayıplarına bir de İlkay Gündoğan eklenmişti bu dönemde) Bu değişim ve yenilikler içinde Avusturya maçına çıkan A milli takım, Kadiköy'de Arda Turan ve Gökhan Gönül'ün golleriyle 2-0'lık galibiyet elde edip, ikincilik hedefini sürdürmüştü. En kritik maç Haziran ayında Belçika deplasmanında olacaktı. Türkiye'de ise sezonu Fenerbahçe şampiyon bitirmiş, Trabzonspor da 2.sırayı almıştı. Zevkli ve son düdüğe kadar mücadeleli bir şampiyonluk yarışı geçmişti Türkiye'de. Bu durum da Milli takım adına önemliydi. Çünkü Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Umut Bulut, Egemen Korkmaz(Trabzonspor), Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül, Volkan Demirel, Semih Şentürk(Fenerbahçe) gibi takımın iskeletini oluşturan oyuncuların moralli ve formda olması takımın performansını doğrudan etkileyecekti. Ayrıca Türkiye Kupası'nı kazanan Beşiktaş ile Fatih Terim gibi önemli bir ismin Galatasaray ile anlaşmasının ardından bu takımlarda bulunan Arda Turan, Gökhan Zan, Servet Çetin, Hakan Balta (Galatasaray) ve İsmail Köybaşı(Beşiktaş) gibi isimlerin de motive açısından moralsiz olmayacak durumda bulunmaları, takımı pozitif yansıyacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/Burak%20Y%C4%B1lmaz%20-%20T%C3%BCrkiye%20(2).jpg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 300px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 231px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;İkincilik için en önemli rakibimiz olan Belçika ile deplasmanda karşı karşıya geleceğimiz maç öncesi, teknik direktör Guus Hiddink'in; "buradan 1 puan ile dönmek, bizim için iyi olacaktır" açıklaması, biraz tepki görse de, Hollandalı hocanın dedikleri çok doğruydu. Zor bir deplasmandan, iyi bir rakipten beraberlik almak grup aşamasında başarı sayılabilirdi. Ama asıl tepki maç sonrası geldi. İstediğimiz gibi 1 puanı almıştık Belçika deplasmanından fakat oynanan futbol, Belçika'nın kaçırdığı penaltı, kimseyi memnun etmemişti. Bazılarına göre bu oyunun böyle olması, Türkiye'nin EURO 2012'ye gidemeyeceğinin göstergesiydi. Herşeye rağmen Türkiye istediği puanı almış ve ikincilik yoluna iddalı bir şekilde devam ediyordu. Futbolda yaz dönemi Türkiye'de beklenmedik olaylarla geçmişti. Futbolda şike operasyonu tüm ülke futbolunu olumsuz etkilemişti. Ligin şampiyonu, kupa sahibi, Şampiyonlar Ligi'ne katılacak takımlar, kısacası herşey belirsizdi. Ülkede futbol adına işler hiç iyi gitmiyordu. Bu Milli takım antrenörü Hiddink'in de canını sıkmıştı. Hollandalı'nın tek isteği, Ağustos ayında oynanacak Kazakistan ve Avusturya maçlarına kadar bu ciddi futbol sorununun sona ermesiydi. Ancak istenen olmadı ve kaos ortamı giderek büyüdü. Bu ortamda Kazakistan maçına Türk Telekom Arena'da çıkan Türkiye, beklenen skoru ve oyunu ortaya koyamasa da, 3 puanı son dakikada Arda'nın frikikten attığı gol ile kazanmıştı. İkincilik için adım adım ilerleyen Milliler, Avusturya deplasmanına tıpkı Belçika maçında olduğu gibi "1 puan iyidir" parolası ile gidiyordu. Bu düşünce kimsenin hoşuna gitmiyordu bir kişi hariç; Guus Hiddink için bu ortamda, iki maçta alınacak 4 puan çok iyi olurdu. Yine istenen 1 puan alındı. Türkiye, Avusturya deplasmanından 0-0 ile döndü. Maçta son dakikada Arda'nın ayağından penaltı da kaçıran takımımız, 3 puana çok yaklaşmıştı. Ama Hiddink'in maç sonrası dediği gibi; "maçta oynadığımız oyunun hakkı mağlubiyet bile olabilirdi, bir puan kazandık."&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/news_manset_resim_fm_Arda_uzgun001.jpg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 350px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 530px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Azerbaycan'ın Belçika'dan puan alması, bize avantaj sağlamıştı. Son iki maça daha şanslı çıkacak taraf Türkiye olmuştu. Mililler son 2 maçı evinde Almanya ve Azerbaycan ile oynayacaktı. Belçika ise Kazakistan ile içeride, Almanya ile dışarıda karşılaşacaktı. Bizim alacağımız 4 puan, play offlara gitmemizi sağlayacaktı. Ancak istediğimiz gibi gitmedi işler Almanya maçında. Maç öncesi beraberliği yine bir sonuç olarak gören Guus Hiddink bu kez istediğini alamadı ve A Milliler Türk Telekom Arena'da 3-1'lik bir mağlubiyet yaşadı. Belçika da Kazakistan karşısında rahat bir maç çıkarınca, son maçlara Belçika ikinci sırada giriyordu ancak onların son maçı Almanya ile deplasmandaydı. Biz ise kendi sahamızda Azerbaycan'ı konuk edecektik. Beklentiler Almanya'nın Belçika'yı yeneceği, bizim de Azerbaycan'ı mağlup edeceğimiz şeklindeydi. Mesut Özil'in güzel futbolu ve katkılarıyla Belçika'yı 3-1 geçen Almanlar, Türkiye'ye play-off yolunda yardımcı olmuşlardı. Azerbaycan karşısında Burak Yılmaz'ın golüyle 1-0 gülen Millilerimiz ise play-off'a kalıp, rakiplerini beklemeye başladı EURO 2012 yolunda.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/20111011_214432_IST615_1682608_RYOTY.jpg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 349px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 500px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-6873942430940051305?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/6873942430940051305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/turkiye-play-off-hazrlgnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6873942430940051305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6873942430940051305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/10/turkiye-play-off-hazrlgnda.html' title='Türkiye &quot;play-off&quot; hazırlığında'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ycQue6B9VV0/TpXN4UFdaGI/AAAAAAAABlI/BL7cpXJyQ8E/s72-c/beltur2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-4939106737379592433</id><published>2011-09-16T14:54:00.003+03:00</published><updated>2011-09-16T14:55:08.947+03:00</updated><title type='text'>Göztepe-Karşıyaka efsanesi geri döndü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wDhBttfu2r8/TnMv-9nWMyI/AAAAAAAABkQ/pQPVe2Fa844/s1600/e65cfUntitled.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://3.bp.blogspot.com/-wDhBttfu2r8/TnMv-9nWMyI/AAAAAAAABkQ/pQPVe2Fa844/s320/e65cfUntitled.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tam 35 mi yoksa 35 1\2 mi? Bu soru ezeli rekabetin temelini oluşuturuyor. İzmir'in iki büyük takımı, karşılıklı iki sahilin takımı Göztepe ve Karşıyaka, en son 2004 yılında karşılaşmıştı. Tam 7 sene sonra bu iki ezeli rakip, tekrar sahaya çıkacak. Bu heyecanlı derbi, 17 Eylül 2011'de İzmir Atatürk Stadı'nda oynanacak. Bank Asya Birinci Ligi'ne bu sene yükselen Göztepe, sezona Denizlispor deplasmanında aldığı mağlubiyetle başladı. Rakip Karşıyaka ise Adanaspor'a kendi sahasında, Alsancak Stadyum'uda 2-0 yenildi ve tıpkı ezeli rakibi gibi kötü bir giriş yaptı yeni sezona. Her iki takım lige nasıl başlarsa başlasın, bu maç resmi maç olsun olmasın çok farklı bir maç ve Türkiye'nin en ateşli derbilerinden hatta abartmadan söyleyebiliriz ki Avrupa'nın en ateşli derbilerinden. Nasıl ateşli olduğunu 1981 yılında kırılan seyirci rekorundan anlayabiliriz. Bir İkinci Lig maçında 80.000 taraftarın stadyumu doldurması kırılması zor bir rekor. Bu rekoru kırsa kırsa yine Göztepe-Karşıyaka maçı kırar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vxKH800Uz6M/TnMv3G8LlrI/AAAAAAAABkM/dKXAS0RJjz4/s1600/17934_429871870453_17755780453_10707489_6337819_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="197" src="http://1.bp.blogspot.com/-vxKH800Uz6M/TnMv3G8LlrI/AAAAAAAABkM/dKXAS0RJjz4/s320/17934_429871870453_17755780453_10707489_6337819_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tabii geçmişe dönüp baktığımızda akla gelen ilk maç 16 Mayıs 1981 yılında, İkinci Lig'de oynanan ve 0-0 biten maç. Resmi kayıtlarda 80.000, taraftar kayıtlarına göre 100.000 seyircinin önünde oynanan ve Dünya rekoru kırılan karşılaşma, rekabetin unutlmazlarındandır. Ayrıca bu rekabet, footballderbies.com sitesine göre Dünya'nın en büyük 29., Türkiye'nin ise en büyük 4. derbisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-LNTMODt2mJI/TnMyIPu0pvI/AAAAAAAABkU/yYhn3hUVeKY/s1600/goztepe-ksk.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-LNTMODt2mJI/TnMyIPu0pvI/AAAAAAAABkU/yYhn3hUVeKY/s320/goztepe-ksk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İki takım arasında oynanan son maç ise 2003-04 sezonundaydı. 8 Şubat 2004'te oynanan maçı Karşyaka 5-2'lik skorla kazanmıştı. Ezeli rekabetteki maçların toplamaına bakarsak, Karşıyaka'nın üstünlüğü bulunuyor. Bu zamana kadar 39 kez oynanan derbide Karşıyaka 15 kez, Göztepe de 14 kez galip geldi. 10 maç ise beraberlikle sona erdi. Derbide bir ilginç not ise Eylül-Ekim ayları arasında oynanan maçlarda Göztepe'nin kazanması; &lt;b&gt;21 Eylül 1991-1-0, 2 Ekim 1996-5-4(p), 3 Eylül 2000-1-0, 7 Eylül 2003-1-0&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımların son durumuna bakarsak, iki takım da lige mağlubiyetle başladı. Göztepe, 7 yıl sonra geldiği Bank Asya'ya 3-1'lik Denizlispor deplasmanında aldığı yenilgiyle giriş yaptı. Karşıyaka ise İzmir Alsancak Stadı'nda Adanaspor'a 2-0 yenildi. Bir diğer not ise takımların eksik isimleri; Göztepe'de geçen sezondan cezası devam eden Şamil Ünal ve sakatlığı bulunan Türker Demirhan dışında eksik yok. Karşıyaka'da da Adanaspor maçında kırmızı kart gören Ahmet Burak Solakel kadroda yer almıyor. Göztepe teknik direktörü Özcan da Kızıltan ve Karşıyaka teknik patronu Reha Kapsal da bu maçtan galip ayrılıp, hem lige kötü başlangıcı telafi etmek hem de böylesine prestijli bir derbide zafer kazanıp, taraftarların gözünde yerlerini garantilemek istiyorlar. Sezon başında Aydın Karabulut, Gürhan Gürsoy gibi büyük takımlarda bulunmuş &amp;nbsp;ve potansiyeli olan futbolcuları transfer eden Göztepe ile, Milan'dan Gana'lı Dominic Adiyiah'ı transfer ederek dikkat çeken Karşıyaka'nın tek amacı var bu sezon Süper Lig'e yükselmek. İzmir şehrinin iki büyük takımının ezeli rekabetinde 40. maç aslında her iki takım için de lige asıl başlangıç maçı olacak.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XD7U7v6J7U0/TnM2-9BjHPI/AAAAAAAABkY/NcycZ4a0Hp8/s1600/goztepe-karsiyaka-maci-oncesi-iki-teknik-direktorden-dostluk-mesaji_2011_1130231-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-XD7U7v6J7U0/TnM2-9BjHPI/AAAAAAAABkY/NcycZ4a0Hp8/s320/goztepe-karsiyaka-maci-oncesi-iki-teknik-direktorden-dostluk-mesaji_2011_1130231-1.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tribün Şehitleri Ölmez&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu iki büyük takımdan ve onların heyecanlı derbisinden bahsetmişken, 2008 yılında &amp;nbsp;Banvitspor-Pınar Karşıyaka maçına giderken, Balıkesir girişinde bir benzin istasyonunda çıkan kavgada pompalı tüfekle vurulup, vefat eden Karşıyaka'lı Özgür Soylu'yu unutmak, onu anmamak ayıp olur. Sevdiği takımı uğruna kar, kış, soğuk, yağmur, çamur, uzak, yakın demeden aşık olduğu renklerin peşine düşen her taraftar büyüktür. Takımını karşılıksız seven her taraftar büyüktür ve ölümsüzdür. Özgür Soylu'da büyük ihtimalle yarınki derbiyi izleyenlerin arasında olacaktır. Ayrıca zamanında Göztepe'lilerin de kayıtsız kalmayıp, Özgür'e sahip çıkması bu derbinin değerini ve önemini bir kez daha herkese göstermiştir. Ezeli rekabet, ebedi dostluğu göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3sLGHJTuhjs/TnM4izWurNI/AAAAAAAABkg/9kA-IckoNQI/s1600/pankart.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="243" src="http://4.bp.blogspot.com/-3sLGHJTuhjs/TnM4izWurNI/AAAAAAAABkg/9kA-IckoNQI/s320/pankart.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-i0ShhiTbWr0/TnM41khFAxI/AAAAAAAABkk/KC5aiqjXyJs/s1600/2647_1108998641832_1132821448_341142_5987384_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="185" src="http://1.bp.blogspot.com/-i0ShhiTbWr0/TnM41khFAxI/AAAAAAAABkk/KC5aiqjXyJs/s320/2647_1108998641832_1132821448_341142_5987384_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-4939106737379592433?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/4939106737379592433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/09/goztepe-karsyaka-efsanesi-geri-dondu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4939106737379592433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4939106737379592433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/09/goztepe-karsyaka-efsanesi-geri-dondu.html' title='Göztepe-Karşıyaka efsanesi geri döndü'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wDhBttfu2r8/TnMv-9nWMyI/AAAAAAAABkQ/pQPVe2Fa844/s72-c/e65cfUntitled.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-1008427416189270767</id><published>2011-08-24T18:07:00.002+03:00</published><updated>2011-08-24T19:16:47.172+03:00</updated><title type='text'>Eski güzel günler</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/oKupVfytm9o/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/oKupVfytm9o&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/oKupVfytm9o&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-1008427416189270767?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/1008427416189270767/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/08/sampiyonlar-ligi-baslarken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1008427416189270767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1008427416189270767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/08/sampiyonlar-ligi-baslarken.html' title='Eski güzel günler'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8342948871411960579</id><published>2011-08-14T00:06:00.001+03:00</published><updated>2011-08-14T00:09:49.994+03:00</updated><title type='text'>Uzakdoğu Futbolu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7qqkZO1iAQk/TkbQ5DDps6I/AAAAAAAABjw/DzwwTn0crPc/s1600/Japan%252Bv%252BSouth%252BKorea%252BEast%252BAsian%252BFootball%252BChampionship%252BpuJf4SR7QFgl.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-7qqkZO1iAQk/TkbQ5DDps6I/AAAAAAAABjw/DzwwTn0crPc/s1600/Japan%252Bv%252BSouth%252BKorea%252BEast%252BAsian%252BFootball%252BChampionship%252BpuJf4SR7QFgl.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Güney Kore ve Japonya'nın 2002 Dünya Kupasını başarılı bir şekilde ortaklaşa organize etmeleriyle beraber bu iki ülke futbolunun ve futbolcularının son 10 senedir bir çıkış içerisinde oldukları malum. Avrupa liglerinde oynayan Uzakdoğu'lu oyunculardan bu belli. Bu çıkıştaki katkılarından dolayı Uzakdığu futbolunun iki kişiye özellikle teşekkür etmesi gerek dersek yanlış olmaz. Guus Hiddink ve Arthur Zico gibi iki büyük futbol adamı hem Güney Kore'nin hem de Japonya'nın futboluna çok şey kattılar. Guus Hiddink yönetiminde resmen futbol öğrenen ve organize ettiği 2002 Dünya Kupası'nda Dördüncülük kazanan Güney Kore, artık herkesin saygı duyduğu bir futbol takımı. Japonya ise efsane Brezilyalı Zico ile 2004 Asya Kupasını kazandı ve 2006 Dünya Kupası'nda mücadele etti. Güney Koreliler hizmeterinden dolayı Hiddink için bir müze açtılar; "Guuseum". Japonya ise Zico'nun anısına ve yaşattıklarına hürmeten heykellerini dikmişlerdir. Bu iki futbol adamının Uzakdoğu'ya katkılarının ardından Uzakdoğu'lu futbolcular Avrupa'ya daha çok transfer olmaya ve eskiye nazaran daha başarılı sonuçlar almaya başladılar. İstikrarlı bir şekilde Avrupa liglerinde yer bulan ve önemli adımlar atan çekik gözlü futbolcular her geçen sezon sayılarını arttırıyorlar ve başarılı bir görüntü çiziyorlar. FC Seoul ile başarı yakalayan ve döneminde Park Chu-Young ve Lee Chung-Young'u Avrupa'ya gönderen Güney Koreliler, Şenol Güneş'e de teşekkür etmeliler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Avrupa'da başarılı olmuş ve bu sezon başarı arayan Japon ve Güney Kore'li futbolcular&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-u8RXkEtiAzo/TkbTx-K_UFI/AAAAAAAABj0/TRoMFxKOah4/s1600/hidetoshi_nakata_japon.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-u8RXkEtiAzo/TkbTx-K_UFI/AAAAAAAABj0/TRoMFxKOah4/s320/hidetoshi_nakata_japon.jpg" width="217" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;1-Hidetoshi Nakata: &lt;/i&gt;Avrupa futbolunda başarılı olan Uzakdoğuluların başında geliyor. Japonya'nın da efsane isimlerinden. Özellikle İtalya'da yakaladığı istikrar ve oyunla ün yaptı. Futbola profesyonel olarak 1995 yılında ülkesi Japonya'nın takımlarından Hiratsuka ile başlayan Nakata, 3 yıl sonra İtalya'ya transfer oldu. Perugia ile anlaşan yetenekli orta saha oyuncusu, 2 yıl sonra Roma'ya transfer edildi. Başkente giden Nakata, bir sezon boyunca 30 maça çıkıp 5 gol kaydetti. 2001-2002 sezonu başında Parma'ya geçen ve Hakan Şükür'ün de takım arkadaşı olan Japon futbolcu, 3 sezon oynadığı Sarı Lacivertli takımda 67&amp;nbsp;maçta 5 gol attı. Bir dönem Bologna'ya kiralık giden Nakata, 2004 yılında Floransa'ya gidip, Fiorentina ile sözleşme yaptı. Son olarak ise Avrupa kariyerini İngiltere ile tamamladı. 2005-2006 sezonunu Bolton'da kiralık geçiren Japon orta saha, hem Avrupa'ya hem de futbola veda etti. Nakata'nın milli takım macerası da 1991 yılında U17 takımında forma giymesiyle başladı ve 15 yıl boyunca milli takımın tüm kategorilerinde toplamda 107 maça çıktı ve 22 gol attı. 98,2002 ve 2006 Dünya Kupası'nda forma giyen, 2004 Asya Kupası'nda şampiyonluk yaşayan Nakata, Avrupa'da en çok başarılı olan ve en istikrarlı olan Uzakdoğulu futbolcuların birincisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-B-QEoZ3uJgE/TkbXPZ-R88I/AAAAAAAABj4/O90NiLY75rc/s1600/South%252BKorea%252Bv%252BUnited%252BArab%252BEmirates%252B2010%252BWorld%252BC0kucSVUHz7l.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-B-QEoZ3uJgE/TkbXPZ-R88I/AAAAAAAABj4/O90NiLY75rc/s320/South%252BKorea%252Bv%252BUnited%252BArab%252BEmirates%252B2010%252BWorld%252BC0kucSVUHz7l.jpg" width="231" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;2-Park Ji-Sung: &lt;/i&gt;Manchester United'ın istikrarlı oyuncularından Park Ji-Sung, Avrupa macerasına Guus Hiddink ile başladı. Hollandalı çalıştırıcının yönetiminde 2002 Dünya Kupası'nda Dördüncülük kazanan Güney Kore milli takımının önemli isimlerindendi. Avrupa'ya transferi de bu başarılı oyunu sayesinde geldi. Güney Kore'den ayrılıp, ülkesine döndü ve PSV'nin başına geçen Hiddink ile birlikte Hollanda'ya, Eindoven'a geldi. Futbola 2000 yılında ülkesinde Kyoto Purple Sanga takımı ile başlayan kanat oyuncusu, 2 yıl boyunca 76 maçta 11 gol attı. Dünya Kupası'nın ardından Avrupa'ya açıldı ve yükselen futbolunu devam ettirdi. 3 yıl PSV formasıyla 64 maçta yer alan Ji-Sung, 13 gol kaydetti. Ayrıca 2 Hollanda Ligi ve 1 Hollanda Lig Kupası kazandı. Bu başarılarıyla beraber Alex Ferguson tarafından Manchester United'a transfer oldu. Kariyerinin en önemli adımlarını, tecrübelerini ve kupalarını Manchester şehrinde kazandı. 2005 yılından beri Manchester United formasını 117 kez giyen ve bir çok üst düzey başarı kazanan Ji-Sung Park. Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan ilk Güney Kore'li futbolcu oldu. Milli Takımda da son derece önemli bir isim olan Park, 1999 yılından bu yana hem U23 takımında hem de A takımda 123 maça çıktı ve 16 gol attı. 2002 Dünya Dördünclüğü ve Guus Hiddink, Avrupa'ya açılmasını sağlayan kapının anahtarlarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cPrWEJfruB4/TkbaOL5XdpI/AAAAAAAABj8/vZOkj1sE8rQ/s1600/NAKAMURA-05.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-cPrWEJfruB4/TkbaOL5XdpI/AAAAAAAABj8/vZOkj1sE8rQ/s320/NAKAMURA-05.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;3-Shunsuke Nakamura: &lt;/i&gt;Nakata'dan sonra Japonya futbolunun son yıllardaki en önemli futbolcusu. Kullandığı frikiklerle de ün yapan Nakamura, Avrupa futbolunda özellikle Celtic formasıyla çıktığı maçlarla bilinir. Aslında Nakata'ya bir başka benzer yönü de mevkiii dışında, ilk Avrupa macerası. Kıta'ya başlangıcı İtalya ile yapan Nakamura, 1997-2002 arası ülkesinde Yokohoma Marinos'ta oynadıktan sonra İtalya'nın Reggina ekibine dahil oldu. 3 yıl boyunca Çizme'de kalan Japon yıldız, 2005 yılında İskoçya'ya transfer oldu. Avrupa'da en başarılı zamanlarını Glasgow şehrinde Celtic forması ile geçiren Nakamura, 4 yıl boyunca 128 maça çıktı ve 29 gol kaydetti. Özellikle 2007 yılında son derece etkili oldu. İskoçya'da yılın futbolcusu ve Celtic'de yılında futbolcusu ödüllerini aldı. Celtic ile birlikte de 3 Lig Şampiyonluğu kazandı ve 2 İskoçya Kupası'na uzandı. 2009 yılında İspanya'ya Espanyol takımına giden yetenekli orta saha, Avrupa kariyerine burada nokta koyup, ülkesine döndü. Kariyerine başladığı Yokohoma Marinos ile anlaştı. Milli takım kariyeri de iyi geçen Nakamura, özellikle 2002-2006 yılları arası Zico yönetiminde kendini oldukça geliştirdi. 2004 Asya Kupası'nda gelen şampiyonlukta önemli bir paya sahipti. Japonya Milli &amp;nbsp;formasını 1996 senesinden beri U20, U23 ve A takımlar olmak üzere toplamda 127 kez giyip, 33 gol attı. Hem Japonya Ligi'nde geçirdiği başarılı yıllar hem de Zico'dan öğrendikleri ona Avrupa'da kısacası Celtic'de etkili bir görüntü çizmesini sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BPHk29mIEcM/Tkbc1p2nmMI/AAAAAAAABkA/-B0XHflSfnw/s1600/South%252BKorea%252Bv%252BNorth%252BKorea%252B2010%252BFIFA%252BWorld%252By3tBID2LkmSl.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="243" src="http://3.bp.blogspot.com/-BPHk29mIEcM/Tkbc1p2nmMI/AAAAAAAABkA/-B0XHflSfnw/s320/South%252BKorea%252Bv%252BNorth%252BKorea%252B2010%252BFIFA%252BWorld%252By3tBID2LkmSl.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;4-Park Chu-Young: &lt;/i&gt;Güney Kore'nin bir başka önemli lejyoneri Park Chu-Young ise bu sıralar Avrupa'da biraz kederli. Çünkü Fransa'nın köklü takımlarından AS Monaco ile birlikte küme düşme üzüntüsü yaşadı. 2008 yılından beri Avrupa'da, Fransa Ligue 1'de oynayan Chu-Young bu sezon Ligue 2'de olacak. 26 yaşındaki forvet oyuncusu, kullandığı etkili frikiklerle de dikkat çekiyor. Profesyonel futbola 2005 yılında ülkesinin önemli takımlarından FC Seoul ile başlayan yıldız oyuncu, 2006 yılında da Şenol Güneş ile tanıştı. 2006 yılında FC Seoul'un başına geçen Şenol Güneş ile 2 yıl çalışan Park Chu-Young, 3 yıl formasını giydiği takımında 69 maça çıkıp, 23 gol attı. 2006 yılında Güney Kore'de lig şampiyonluğu da yaşayan Chu-Young, Avrupa'da ise bir türlü beklediği patlamayı yapamadı. Ülkesinde oynarken geleceğin büyük yıldızı olarak bilinen ve herkesin gelecek vaad eden oyuncu olarak gördüğü Güney Koreli forvet, 3 senedir AS Monaco ile 91 maçta, 25 gol kaydetti. Geçen sezon ise AS Monaco ile küme düşüp, hayal kırıklığı yaşadı. 2003 yılından bu yana genç milli takımlar olmak üzere toplam 96 maça çıkan Park Chu-Young, 42 gole imzasını koydu. 2010 Dünya Kupası'nda da oynadı. Henüz vatandaşı Park Ji Sung kadar etkili olamayan Park Chu-Young, Avrupa macerasını sessiz sedasız geçiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-GcUjJYGnEns/TkbfB0tJ2pI/AAAAAAAABkE/NNLCCup4dRE/s1600/Denmark-v-Japan-Keisuke-Honda-celeb-point_2470002.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-GcUjJYGnEns/TkbfB0tJ2pI/AAAAAAAABkE/NNLCCup4dRE/s1600/Denmark-v-Japan-Keisuke-Honda-celeb-point_2470002.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;5-Keisuke Honda: &lt;/i&gt;Nakata ve Nakamura'dan sonra son 2-3 sezondur Japonya futbolunun yıldızı olan Keisuke Honda ise Avrupa macerasını Rusya'da geçiriyor. CSKA Moskova forması altında mücadele veren Japon orta saha, teknik futbolu, şık golleri ve frikikleri ile dikkatleri toplamaya başladı. 2010 Dünya Kupası'nda da beğeni toplayan Honda, Avrupa'nın büyük liglerine transfer olabilir önümüzdeki sezonlarda. 25 yaşındaki yıldız futbolcu Avrupa'ya açılmadan önce, 2005 yılında ülkesi Nagoya Grampus Eight takımında forma giyiyordu. 2 yıl bu takımla 90 maçta forma giyen ve 11 gol atan Honda, diğer Japon yıldızlar Nakata ve Nakamura'nın aksine İtalya'ya değil Hollanda'ya transfer oldu. VVV-Venlo formasıyla Avrupa'ya adım atan yetenekli futbolcu, 2008-2009 sezonunda gösterdiği performans ve istikrarlı futbolla tüm futbolseverlerin ilgisini topladı. 2010 Dünya Kupası öncesi de Rusya'nın önemli ekiplerinden CSKA Moskova takımına imza attı. 44 maçtır Rusya'da olan ve 10 gol kaydeden Honda, istikrarını ve formunu devam ettirirse daha iyi bir lige geçiş yapabilir. 2008 yılından bu yana Japonya A Milli takımıyla 31 maça çıkıp, 8 gol attı. Özellikle Güney Afrika'da, 3-1'lik Danimarka galibiyetinin baş mimarıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-UQRRfkcVZSo/Tkbgx2kwMeI/AAAAAAAABkI/8cdzSyHu4Tk/s1600/article-1200852-05C667C3000005DC-478_468x517.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-UQRRfkcVZSo/Tkbgx2kwMeI/AAAAAAAABkI/8cdzSyHu4Tk/s320/article-1200852-05C667C3000005DC-478_468x517.jpg" width="289" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;6-Lee Chung-Yong: &lt;/i&gt;Park Chu-Young'a benzer bir kariyere sahip Lee Chung-Yong, Park'a göre daha istikrarlı ve etkili denebilir. İngiltere Premier Lig'de oynaması en büyük avantajı bu konuda. 2006 yılında Şenol Güneş yönetimindeki FC Seoul'un A takımına yükselen başarılı kanat oyuncusu, 3 yıl Güney Kore Ligi'nde mücadele edip, şampiyonluk kazandıktan sonra Avrupa'ya açıldı. 55 kez FC Seoul forması giyip, 11 gol atan Lee Chung-Yong, 2009 yılında Bolton Wanderers ile anlaştı. Daha çok asist yapma özelliği ile öne çıkan Güney Koreli oyuncu, 2 sezondur 65 Bolton maçında 7 gol kaydetti ve 14 asist yaptı. Güney Kore Milli Takımı'nın da önemli elemanlarından olan Lee, 2008 yılından bu yana 40 maça 5 gol sığdırdı. 2010 Dünya Kupası kadrosunda da yer alan başarılı oyuncu, Avrupa'da istikrarlı bir şekilde yer almaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;2011-2012 sezonunda Avrupa'da forma giyecek isimler&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Shinji Kagawa- Borussia Dortmund (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Shinji Okazaki- Sttutgart (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Son Heung-Min- Hamburger SV (Güney Kore)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Yuto Nagatomo- Inter (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Cha Du-Ri- Celtic (Güney Kore)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Kin Sung-Yueng- Celtic (Güney Kore)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Atsuto Uchida- Schalke 04 (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Ji Dong-Won- Sunderland (Güney Kore)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Takashi Usami- Bayern Munich (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Koo Ja-Cheol- Wolfsburg (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Eiji Kawashima- Lierse (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Park Joo-Ho- Basel(Güney Kore)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Jung Jo-Gook- Auxerre (Güney Kore)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Suk Hyun-Jun- Groningen (Güney Kore)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Hajime Hosogai- Augsburg (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Makoto Hasebe- Wolfsburg (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Maya Yoshida- VVV-Venlo (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;-Daisuke Matsui- Dijon (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;-Ryo Miyiachi- Arsenal (Japonya)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/ZkTMhQV6yDc/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ZkTMhQV6yDc&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/ZkTMhQV6yDc&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/TUYuNIpygdc/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TUYuNIpygdc&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/TUYuNIpygdc&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8342948871411960579?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8342948871411960579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/08/uzakdogu-futbolu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8342948871411960579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8342948871411960579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/08/uzakdogu-futbolu.html' title='Uzakdoğu Futbolu'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-7qqkZO1iAQk/TkbQ5DDps6I/AAAAAAAABjw/DzwwTn0crPc/s72-c/Japan%252Bv%252BSouth%252BKorea%252BEast%252BAsian%252BFootball%252BChampionship%252BpuJf4SR7QFgl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8572447440722098213</id><published>2011-08-03T17:02:00.000+03:00</published><updated>2011-08-03T17:02:32.501+03:00</updated><title type='text'>Road to World Cup 14'</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_Lo2u3_uAAs/Tjk-Zu8CPdI/AAAAAAAABjc/dwYflzCigsw/s1600/2014+d%25C3%25BCnya+kupas%25C4%25B1.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-_Lo2u3_uAAs/Tjk-Zu8CPdI/AAAAAAAABjc/dwYflzCigsw/s1600/2014+d%25C3%25BCnya+kupas%25C4%25B1.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;EURO 2012 hesapları yapan Milli Takımın, 2014 Dünya Kupası eleme grubu rakipleri de belli oldu. Brezilya'nın evsahipliği yapacağı 2014 Dünya Kupası elemeleri kura çekimi Brezilya'da Rio De Janeiro'da yapıldı. D grubunda Hollanda, Romanya, Macaristan, Andorra ve Estonya ile eşleşen Türkiye'nin rakiplerine bir göz atmak lazım. Hollanda ile 98 Dünya Kupası elemlerinde de karşılaşan ve 2 maçta da mağlup olmayan, en son Kasım 2010'da özel maçta karşılan Türkiye, Macaristan ile EURO 2008 elemelerinde, Estonya ile de 2010 Dünya Kupası elemelerinde aynı grupta yer almıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tVSo_iQ2Q_0/Tjk-csXdEaI/AAAAAAAABjg/G9r2BFOjWk4/s1600/news_manset_resim_ix_grup.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://3.bp.blogspot.com/-tVSo_iQ2Q_0/Tjk-csXdEaI/AAAAAAAABjg/G9r2BFOjWk4/s320/news_manset_resim_ix_grup.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;D grubunun favorisi Hollanda olacak. 2010 Dünya Kupası'nda ikincilik elde eden, EURO 2012 elemlerinde de 6 da 6 ile başarısını sürdüren Portakallar'ın teknik patronu Bert Van Marwijk'e göre, "&lt;b&gt;Zor bir kura çektik ancak kurayı değiştiremezsiniz bu yüzden tüm rakiplerimizi yenmeliyiz&lt;/b&gt;." Şu an EURO 2012 eleme grubuna konsantre olmak zorunda olduklarını da belirten tecrübeli teknik adam, " &lt;b&gt;EURO 2012 elemelerinin ortasındayız. O nedenle burada olmam tuhaf. EURO 2012 bittiğinde düşünmek için vaktim olacak&lt;/b&gt;." şeklinde konuştu. EURO 2012 elemeleri E grubunda da Macaristan ile mücadele eden Hollanda, ayrıca İsveç, Finlandiya, Moldova ve San Marino gibi rakiplerin önünde çıktığı 6 maçta 6 galibiyet alarak 18 puanla lider durumda ve grubun açık ara en büyük favorisi. EURO 2012'de de şampiyonluk adaylarından olacak Portakallar'ın bu çıkışında Bert Van Marwijk'in etkisi yüksek. "Total Futbol" u ortaya çıkaran Hollanda'nın şu sıralar tam tersi bir anlayışla yola devam ettiklerini söylemek mümkün. 2010 Dünya Kupası'nda finale kadar çıktılar ve oynadıkları kontrollü futbolla, alışılmış Hollanda'nın dışında bir Hollanda izlettiler. Güney Afrika'da çıktıkları 7 maçın hiçbirinde mağlup olmadılar.(90 dakika içerisinde) Sadece finalde İspanya'ya uzatmalarda yedikleri golle mağlup olup, ikincilik madalyasıyla yetindiler. Bu ilk olmamıştı Hollanda için. 1974 ve 1978 Dünya Kupalarında oynadıkları "Total Futbol" ile büyük beğeni toplayan takım, iki kez final oynayıp, ikisinde de evsahibi takımlara kaybetmişlerdi.(1974'te Almanya'ya, 1978'de Arjantin'e) Oynadıkları güzel futbolun hakkını ancak EURO 88'de alabilmişlerdi. Finalde Sovyetler Birliği'ni mağlup edip, "Total Futbol" un en sonunda kazanmasını sağlamışlardı milli takımlar bazında.(Ajax'ın Avrupa başarıları ve Cruyff ile Barcelona'nın başarıları "Total Futbol" un sayesinde gelmişti.) EURO 88'de ki şampiyonluğun ardından başarıyı yarı finalin ötesine çıkaramamıştı Hollanda(1998 Dünya Kupası, EURO 2000, EURO 2004) Hatta 2002 Dünya Kupası'nda İrlanda'nın gerisinde kalıp, Dünya Kupası'nı da kaçırmışlardı. Bert Van Marwijk, &amp;nbsp;EURO 2008'de Van Basten yönetiminde çeyrek final oynayan Hollanda'yı devraldı ve adeta namağlup bir takıma dönüştürdü. Sadece 2 kez yenilen Portakallar (2009-İskoçya ve 2010-İspanya) Van Marwijk yönetiminde 38 maçta 27 galibiyet 9 beraberlik aldı, Dünya ikinciliği kazandı. Johan Cruyff, Johan Neeskens, Johnny Rep, Arie Haan, Ruud Krol, Ruud Gullit, Marco Van Basten, Frank Rijkaard, Denis Bergkamp, Edwin Van der Sar gibi tarihi oyuncuların oynadığı Hollanda kadrosunda şimdilerde de birçok üst düzey oyuncu bulunuyor. Wesley Sneijder, Rafael Van der Vaart, Arjen Robben, Robin van Persie, Dirk Kuyt, Mark Van Bommel, Gregory van der Wiel, Maarten Stekelenburg gibi isimler Bert Van Marwijk'in önemli kozları. Daha önce Fransa 98 için katıldığımız eleme grubunda Hollanda ile iki maç yapmış, ikisinde de mağlup olmamıştık. 2 Nisan 1997'de oynanan maçı Hakan Şükür'ün golü ile 1-0 kazanıp, 11 Ekim 1997'de oynanan maçta da 0-0 berabere kalmıştık. Son olarak 17 Kasım 2010'da Amsterdam'da oynadığımız özel maçta Klaas-Jan Huntelaar'ın golüyle 1-0 mağlup olmuştuk.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5oEna4FIh50/TjlFg4Q_RJI/AAAAAAAABjk/k-4HPeBLiec/s1600/Netherlands-National-Football-Team-Euro-2012-Photos.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-5oEna4FIh50/TjlFg4Q_RJI/AAAAAAAABjk/k-4HPeBLiec/s320/Netherlands-National-Football-Team-Euro-2012-Photos.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Eleme grubunda ikincilik için mücadele etmemiz beklenen rakiplerden Romanya ise geçmişini arıyor. Hagi'li, Popescu'lu, Filipescu'lu, Petrescu'lu dönemde yaşadıkları başarılarla hala övünmeye çalışsalar da artık yeni başarılara ihtiyaç duyuyorlar. En son EURO 2008'de yer alan fakat başarısız olan Romanya, EURO 2012 elemelerinde D grubunda, &amp;nbsp;Fransa, Belarus, Bosna Hersek, Arnavutluk ve Lüksemburg ile mücadele ediyor. 6 maçta 2 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 mağlubiyetle 8 puana ulaşabildiler ve 4.sırada bulunuyorlar. Şansları hala devam etse de istedikleri noktada değiller. Victor Piturca ile 3.kez çalışan Romanya, EURO 2008'e taşıyan hocalarına güveniyor. Hagi'li, Popescu'lu, Dumitrescu'lu, İlie'li, Iordanescu'lu, Filipescu'lu, Moldovan'lı, Petrescu'lu kadro Amerika'da düzenlenen 94 Dünya Kupası'nda oynadığı çeyrek finalle, büyük sükse yapmıştı. Ancak bir sonraki büyük turnuva olan EURO 96'da sıfır çekmeleri de aynı şekilde hayalkırıklığı yaratmıştı. Bu başarısız sonuca rağmen 98 Dünya Kupası'nda da etkili bir performans gösteren Romanya, İngiltere maçını kazanarak grubunu lider tamamlayıp, 7 puanla tur atlamıştı. İkinci turda ise turnuvanın etkili takımlarından Hırvatistan'a 1-0 mağlup olarak, elenmişti. EURO 96'yı unutan Romanya'da hedef bu kez EURO 2000'de başarı sağlamaktı. Üst üste iki Dünya Kupası'nda etkili olan Romanya, Avrupa Şampiyonası'nda da başarı istiyordu. A grubunda yer alan takım, turnuvanın en zor grubuna düşmüştü. Her büyük turnuvada söylenen "ölüm grubu" Portekiz, Romanya, Almanya ve İngiltere'den oluşuyordu. Yeni jenerasyonuyla 2000'lere damga vurması beklenen Portekiz, turnuva takımı Almanya ve sürekli 1966 Dünya Şampiyonluğu ve ligiyle övünen İngiltere. Romanya çok zor rakiplerin arasından ikinci olarak sıyrılmış ve çeyrek finale yükselmişti. Almanya ile berabere kalan, 98 Dünya Kupası'nda olduğu gibi İngiltere'yi yenen Romanya, grup lideri Portekiz'e mağlup olmuştu. Son 8'de final oynayacak İtalya'ya 2-0 kaybedip elenen Romanya'nın son başarısıydı bu çeyrek final. Hagi, Petresucu, Iordanescu, Popescu gibi efsane isimlerin futbola vedası, ülkenin ümit bağladığı Mutu'nun bekleneni verememesi derken son 10 yılda tek tesellileri EURO 2008'e katılmak oldu. Orada da istenilen sonuç gelmedi ve başarı hasreti devam etti. En son Mircea Lucescu'nun oğlu Razvan Lucescu ile de yapamayan Romanya'da son umut takımı daha önce 2 kez çalıştıran ve EURO 2008'e götüren Victor Piturca. Kadrosunda her ne kadar bekleneni bir türlü veremesede Adrian Mutu, Razvan Rat, Banel Nicolita, Gabriel Tamas, Bogdan Stancu gibi isimler bulunuyor. Türkiye'nin Romanya ile futbol sahnesinde tanışması &amp;nbsp;ilginç. Futbol tarihinde ilk maçını Romanya ile oynayan Türkiye, müsabakadan 2-2'lik beraberlikle ayrılmıştı. Son olarak hazırlık maçında karşılan Türkiye ve Romanya'nın mücadelesinde gülen taraf, 2-0 ile Türkiye olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-T6sNOo_sr_s/TjlNTDRyTLI/AAAAAAAABjo/Lr3Bp7STa00/s1600/Romania-National_football_team_Wallpaper_pkapq.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-T6sNOo_sr_s/TjlNTDRyTLI/AAAAAAAABjo/Lr3Bp7STa00/s320/Romania-National_football_team_Wallpaper_pkapq.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İkincilik için bizi zorlaması muhtemel bir diğer rakip ise, Macaristan. Onların geçmişi Romanya'nın geçmişinden daha büyük ve zaferlerle dolu. Özellikle Dünya Futboluna sundukları isimlerin hepsi "efsane" mertebesine erişmiş ve futbolun tarihi sayfalarında yer etmiştir. Şu an EURO 2012 elemlerinde Hollanda ile E grubunda mücadele eden Macarlar, 6 puanla dördüncü sırada yer alıyorlar ve şu an ki hedefleri tamamen 2014 Dünya Kupası ve eleme grubu. EURO 2012 eleme grubunu bir hazırlık süreci olarak yaşayıp, 2014 için uğraşacaklar. Zaten Macaristan teknik direktörü Sandor Egervari bu yönde bir açıklamada bulundu, "&lt;b&gt;Mükemmel bir gruba düştük diyemem, ancak daha kötüsüne de düşebilirdik. Hollanda grubun favorisi. Daha sonra Türkiye, Romanya ve biz ikincilik için mücadelede bulunacağız&lt;/b&gt;." Eski Macaristan'dan söz etmek gerekirse, namağlup bir takımdır herkesin bildiği. 14 Mayıs 1950 yılında 5-2'lik Polonya galibiyeti ile başlayıp, 4 Temmuz 1954 tarihinde oynanan Dünya Kupası finaline kadar yenilgi yüzü görmemişlerdir.(31 maçta 3 beraberlik, 28 galibiyet) Bu yenilmezlik serisinin arasına 1952 Olimpiyat Şampiyonluğu'da ekleyen Macaristan, 4 Temmuz 1954'de Almanya'ya, ilk yarıyı 2-0 önde kapamalarına rağmen ikinci yarı 3 gol yiyerek, 3-2 mağlup olup, seriyi sürdürememişlerdir. Daha önce 1938 Dünya Kupası'nda da ikincilik elde eden Macarlar yine finalde kaybetmişlerdi. 10 yıl sonra İspanya'nın düzenlediği ve şampiyon olduğu 1964 Avrupa Şampiyonası'nda da üçüncülük kazanıp, tarihi son başarısına ulaşmıştı. Ferenc Puskas, Sandor Kocsis, Nandor Hidegkuti, Karoly Sandor, Gyula Grosics gibi isimler&amp;nbsp;ve namağlup Macaristan,&amp;nbsp;birer efsane olarak &amp;nbsp;anlatılır tüm futbol sohbetlerinde. Şimdilerde yeniden ayağa kalkmak isteyen Macarlar'ın kadrosunda, Balazs Dzsudzsak, Tamas Hajnal, Krisztian Nemeth, Zoltan Gera gibi oyuncular bulunmakta. Türkiye ile Macaristan ilk olarak Macarların o efsane, yenilmeyen takımı ile 1952 Olimpiyatlarında karşılaşmıştı. 7-1 ile sahadan zaferle ayrılan takım Macaristan olmuştu. Son olarak EURO 2008 elemelerinde karşılaşan iki ekipin mücadelelerinde 1-0 ve 3-0'lık sonuçlarla kazanan taraf Türkiye olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CgMjLZEXfZk/TjlU72n5zbI/AAAAAAAABjs/QPiT5iVk5-A/s1600/hungary.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-CgMjLZEXfZk/TjlU72n5zbI/AAAAAAAABjs/QPiT5iVk5-A/s320/hungary.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8572447440722098213?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8572447440722098213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/08/road-to-world-cup-14.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8572447440722098213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8572447440722098213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/08/road-to-world-cup-14.html' title='Road to World Cup 14&apos;'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_Lo2u3_uAAs/Tjk-Zu8CPdI/AAAAAAAABjc/dwYflzCigsw/s72-c/2014+d%25C3%25BCnya+kupas%25C4%25B1.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-1603581642308191924</id><published>2011-07-08T02:14:00.000+03:00</published><updated>2011-07-08T02:14:53.861+03:00</updated><title type='text'>"Kocaman" bir sevgi bizimki</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/-popARtNW3c/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/-popARtNW3c&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/-popARtNW3c&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;Olanları anlatmak zor, yaşamak daha zor. Anlayıp, kavramak da zor. Bugünlerde her şey çok zor. İçinden çıkılmaz gibi. Sonu olmayan, karanlık bir yola girmiş gibi. Ama her gecenin gündüzü var. Karanlıkların sonunda her zaman güneş gözükür. Şu an Fenerbahçeliler olarak sıkıntılı bir dönemdeyiz. Aramızda zaman zaman bu kötü durumu fırsata çevirip, korkakça vurup kaçan "içimizdeki düşmanlar" da yok değil ancak sonuna kadar kenetlendik. "En kötü gün bugünse, bugün de Fenerbahçe" dedik, birbirimize bağlandık. Pazar günü de bunun en güzel örneği. Önce Düzce'ye takıma moral vermeye ardından Bağdat Caddesi'nde aşkımızı anlatmaya. Tıpkı her Fenerbahçe maçında asılan pankart gibi "Aşkımızı anlatmaya geldik." 3 Temmuz Pazar günü, canımız yandı. 10 Temmuz Pazar günü, tam 1 hafta sonra yaraları sarmak için uğraşacağız. Olaylara girmek istemiyorum, herkes konuşuyor, herkesin bir yorumu var. O nedenle girmek istemiyorum. Olanlar oluyor, yeterki yıkılmayalım, hep dik olalım. En zor anda bile "Sarı Lacivert Çubuklu" formaya sarılmak önemli. Empati kuramayan, bu durumu fırsat bilip, alçakça saldıran, sözde bir çok futbolsever var etrafta. Düşene tekmek atmak adet midir nedir bilemem fakat bugünlerde bazı insanlığını unutmuş fırsatçılar, bizimle uğraşmaya çalışsalarda, istediklerini elde edemezler, etmemeliler. 34 hafta boyunca emek harcayan, mücadele eden futbolcuların, teknik heyetin ve Aykut Kocaman'ın haklarını savunmak gerek. Bütün bir sene uğraşıp, didinip kazandıkları şampiyonluğu yedirmemek gerek. O nedenle "Sevgi Eylem Gerektirir" ve bizim sevgimiz her zaman "Karşılıksız, Ölesiye". Zaman gelecek, güzel günler yeniden gelecek. Hani bir şarkı sözünde olduğu gibi "Sana söz yine baharlar gelecek, sana söz ışık hiç sönmeyecek." Bunun için "Koy Yüreğini Ortaya". Ayrıca büyük Fenerbahçeli, rahmetli İslam Çupi'nin de dediği gibi "Bu abluka dağıtılacak". Güzel günler göreceğiz, güneşli günler şarkısını söylemek gerek büyük bir umutla bugün. "KOCAMAN" bir umudumuz da var. "Sarı Lacivert Çubuklu" formanın peşinden ölene kadar...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/rP0XY6NXTuY/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/rP0XY6NXTuY&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/rP0XY6NXTuY&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-1603581642308191924?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/1603581642308191924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/07/kocaman-bir-sevgi-bizimki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1603581642308191924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1603581642308191924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/07/kocaman-bir-sevgi-bizimki.html' title='&quot;Kocaman&quot; bir sevgi bizimki'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8593237915516699095</id><published>2011-06-29T14:47:00.000+03:00</published><updated>2011-06-29T14:47:15.938+03:00</updated><title type='text'>Arjantin'de vedalar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BqdfNhLNkmw/TgsDi2r-SII/AAAAAAAABis/wzEpfvazTl8/s1600/610x+%252816%2529_CE0NV.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="216" src="http://2.bp.blogspot.com/-BqdfNhLNkmw/TgsDi2r-SII/AAAAAAAABis/wzEpfvazTl8/s320/610x+%252816%2529_CE0NV.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Arjantin'in iki büyük ezeli rakibi, Dünya'nın iki büyük ezeli rakiplerinden, Güney Amerika'nın mihenk taşlarından ikisi, tüm ülkerlerde, kıtalarda, şehirlerde taraftarları olan iki kulüp... Boca Juniors ve River Plate'den bahsetmeye çalışıyorum. Onların bu sıralar canları biraz sıkkın. Elimden geldiğince üzüntülerini, matemlerini anlatmaya çalışacağım. Boca Juniors'un matemi River Plate'in kederinin yanında sönük kalır belki ama her üzüntünün yine de verdiği bir acı var. Her acı farklıdır sonuçta. Özetle vedalar, bu iki büyük takımı matemli yapan. Biri efsane futbolcusunun vedasını izledi. Biri tarihinde ilk kez küme düştü. Biz futbolseverler ise "El Superclasico" ya veda ettik. "Futbol fena halde hayata benzer" sözünü, hem Martin Palermo'nun gözyaşları hem de River Plate taraftarlarının isyanı doğruluyor. O gözyaşları, isyanlar sanki hayata karşıydı. Çünkü bazılarının hor gördüğü futbol, bizim gibilerin en büyük umut ve mutluluk kaynağı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ub3g19L-1lQ/TgsFDmxBV9I/AAAAAAAABiw/hUair9Bv2ts/s1600/Martin-Palermo-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-ub3g19L-1lQ/TgsFDmxBV9I/AAAAAAAABiw/hUair9Bv2ts/s320/Martin-Palermo-1.jpg" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Önce biraz daha hafif olandan başlayayım. Gerçi üzüntünün, ayrılığın büyüğü, küçüğü, hafifi diye bir şey yoktur bana göre. Her sıkıntı kendince acı verir ve kötüdür. Boca Juniors'un efsane golcülerinden Martin Palermo'nun vedası da gözyaşları içinde geçti. Futbolu bıraktığını açıklayan Palermo, hem ağladı hem de stadyumda bulunan Boca Juniors taraftarlarını ağlattı. Arjantin'de futbolla yatıp futbolla kalkanlar için bu tip vedalar, insanı derinden etkiliyor. 1992 yılında futbol hayatına Estudiantes'te başlayan Arjantinli yıldız, 5 sene sonra efsane olacağı, taraftarların idolü olacağı takıma yani Boca Juniors'a transfer oldu. 1997-2000 arası oynadığı 102 maçta 81 gol atarak, adından bir hayli söz ettiren, Avrupa'nın dikkatini çeken Palermo, Arjantin Ligi'nde elde ettiği şampiyonluklar, hele hele Real Madrid'i devirip Kıtalararası Kupa'yı kazanmasıyla ününe ün kattı. Bu başarıları performansın ardından Arjantin Milli takım kapıları da sonuna kadar açıldı golcü futbolcu için. İlk olarak 1999 yılında Arjantin forması giyen golcü oyuncu, Paraguay'da düzenlenen 1999 Copa Amerika'da yer aldı. İlk milli maçına da bu turnuvada Kolombiya karşısında çıktı. Ve bu ilk milli maç onun tarihi maçı oldu. Maç içinde arka arkaya 3 penaltı atışını da Kolombiya kalecisi Miguel Calero kurtardı. Hem başarılarıyla hem de bu tip bir olayla iyiden iyiye tanınmış biriydi artık. Avrupa'ya transferi ise kaçınılmaz olmuştu. Güney Amerika'lı futbolcuların çok sevdiği İspanya'ya transfer oldu Palermo. 2001 yılında Villareal ile anlaşan yıldız futbolcu, beklenen başarıyı sağlayamadı. 2 yıl boyunca Sarı denizaltılılarda 70 maça çıkıp 13 gol kaydedebildi. Şüphesiz bu başarısız performansın ardında yaşadığı sakatlığın etkisi vardı. Kasım 2002'de yaşadığı sakatlık onun önünü tıkamıştı. 2003 yılında ikinci denemesini yapıp Real Betis ile sözleşme yaptı. İlk başarısız deneyimin ardından ikinci maceranın nasıl geçeceği merak konusuydu. 2003-2004 sezonu da hiç iyi gitmedi ve sadece 11 maça çıkıp 1 gol attı. Son şans olarak kısa bir süre Alaves'de oynadı ama yine istenen olmadı. Palermo artık Avrupa defterini kapamalı ve tekrar eski yuvasına dönmeliydi. Yeniden ayağa kalkması ve gerçek kalitesini göstermesi gerekiyordu. 2004 yılında Boca Juniors'a geri dönen Martin Palermo 2011'e kadar 216 maça çıktı 113 gol attı. Avrupa'daki başarısızlığı O'nu milli takımından da etmişti. 2008 yılında geri döndü. Hatta 2010 Güney Afrika'da Diego Maradona tarafından Dünya Kupası kadrosuna da alındı. Boca Juniors, Palermo'yu yeninden güçlendirmişti. Taraftarlar da golcü oyuncuyu çok seviyordu. Attığı goller, oynadığı futbol, kazandığı kupalarla tam bir efsane olmuştu La Bombonera'da. Fakat yaşı artık 37 olmuştu. Eski gücünde değildi. Çok uzatmadan veda etmesi gerekiyordu. 12 Haziran 2011'de de futbola, Boca Juniors formasına, La Bombonera çimlerine, tribünlere veda etti. Gözyaşları içinde ayrılan Martin Palermo, futbol gecelerimizi aydınlatan, en sıkıldığımız anlara attığı gollere renk katan, River-Boca derbilerinde klasikleşen... Kısaca Güney Amerika efsanelerindendi. Her zaman da öyle kalacak. Elveda Martin Palermo...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tKZdPuDVHwg/TgsKAO14eJI/AAAAAAAABi8/xxG1VWDZYEg/s1600/martin_palermo_aglatti_9fe35_400.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="246" src="http://2.bp.blogspot.com/-tKZdPuDVHwg/TgsKAO14eJI/AAAAAAAABi8/xxG1VWDZYEg/s320/martin_palermo_aglatti_9fe35_400.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aslında şimdi bahsetmeye çalışacağım veda biraz daha buruk ve derin. Her derdin kendine göre bir yarası ve acısı var evet ama kabul etmek gerekir ki River Plate gerçekten bir yıkım yaşadı. Düşmemek için çıktığı Belgrano maçlarından mağlup ayrılan Kırmızı Beyazlılar, tarihinde ilk kez küme düştü. Burada Belgrano'nun tarihi zaferini gölgelemek kimsenin haddine değil. Belgrano yükseldi, River Plate düştü. Belgrano bileğinin hakkıyla kazandı. Ancak yıllardır tıpkı Martin Palermo gibi futbol gecelerimizi ışıl ışıl aydınlatan, bizlere oynadığı futbol, taraftarlarının tribün şovları ile futbolu sevdiren bir kulüptü River Plate. El Superclasico ile futbola biraz daha bağlanmamazı sağlayan, futbolun hayata benzer olduğunu gösteren meşhur ezeli rekabetin başrol oyuncularındandı. River Plate gibi bir kulübü anlatmak tabi ki çok zor fakat denemesi bile bir gurur verici. 1901 yılında kurulan takım, özellikle 1930'lu yıllardan sonra Buenos Aires'in zengin bir banliyösüne taşınması ve pahalı oyuncuları transfer etmesiyle "Milyonerler" olarak bilinmeye başladı. Aynı şehrin diğer takımı Boca Juniors'un da fakir bir bölgede bulunması ile aralarında büyük bir rekabet başladı. El Superclasico adı ile anılan bu derbi, ölmeden önce yapılacaklar listesinde yer alıyor tüm dünyada. River Plate her zaman güçlü, hucümcu bir takım olarak tanındı. Ayrıca külüp tarihine geçen futbolcuları ile de her zaman sevildi. 1940'larda La Maquiana(Makine) adıyla tanınan River'ın tarihinde, Omar Sivori, Mario Kempes, Alfredo di Stefano gibi isimlerin yanına günümüzde Hernan Crespo, Javier Saviola, Matias Almeyda, Ariel Ortega gibi futbolcular eklendi. Ama asıl kadro 1986 yılında geldi. O zamana kadar Libertadores'i hiç kazanamayan takım, Norberto Alonso, Juan Gilberto Funes ve büyük Uruguay'lı efsane Enzo Francescoli ile Kolombiya'nın America Cali takımını yenerek bu zaferi El Monumental'e yaşattı. Bunun yanında River'ın değişik bir özelliği daha var. sonu 6 ile biten yıllarda ya final oynamış ya da kupa kazanmış. 1966 ve 1976 yılında Libertadores'te final, 1986 yılında da şampiyonluk kazanan River Plate, 1996 yılında yine American Cali'yi yenerek ikinci kez Libertadores'i müzesine götürdü. Bu seri 2006 yılında bozuldu. Ama keşke bozulan seri o 2006 yılında bozulan seri gibi olsaydı. 25 Haziran 2011 günü öylesine bir seri bozuldu ki... River Plate tarihinin belki de en kara gecesi olarak tarihteki yerini alacak. Ligde kalmak için play off oynayacak olması bile acı verirken, Belgrano'ya elenip, veda etmesi iyice çekilmez oldu. Hem El Superclasico rekabeti sekteye uğradı hem de büyük bir tarihin başarısızlığına şahit olduk. Belgrano'nun hakkı tabi ki de teslim edilmeli, fakat River Plate'in büyüklüğü de es geçilmemeli ve görmezden gelinmemeli.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2-Ccd0lYz-o/TgsPFnjWHAI/AAAAAAAABjA/dYGR5S4p0eQ/s1600/610x+%25289%2529_XOS22.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://3.bp.blogspot.com/-2-Ccd0lYz-o/TgsPFnjWHAI/AAAAAAAABjA/dYGR5S4p0eQ/s320/610x+%25289%2529_XOS22.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8593237915516699095?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8593237915516699095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/arjantinde-vedalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8593237915516699095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8593237915516699095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/arjantinde-vedalar.html' title='Arjantin&apos;de vedalar'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-BqdfNhLNkmw/TgsDi2r-SII/AAAAAAAABis/wzEpfvazTl8/s72-c/610x+%252816%2529_CE0NV.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-3689022472642746466</id><published>2011-06-24T18:00:00.000+03:00</published><updated>2011-06-24T18:00:22.730+03:00</updated><title type='text'>Yeni nesil teknik direktör: Andre Villas-Boas</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Soa-4_xG_HQ/TgSXdYIw00I/AAAAAAAABhw/bP4S1T0W5Bo/s1600/andre_villasboas.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="209" src="http://3.bp.blogspot.com/-Soa-4_xG_HQ/TgSXdYIw00I/AAAAAAAABhw/bP4S1T0W5Bo/s320/andre_villasboas.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Futbol dünyasında son dönemin belki de en popüler ismi Porto ile başarılar kazanan Andre Villas-Boas. Bu başarıların yanına bir de transfer haberleri eklenince iyice trend bir futbol ismi oldu Portekizli. Kimilerine göre yeni Jose Mourinho diye bilinen, kimilerine göre farklı bir futbol adamı olan Boas, yeni sezonda İngiltere'de Chelsea'nin başında olacak. Çoğunluğun dediği gibi Jose Mourinho benzetmelerine katılmasam da bazı benzerlikleri yok değil. Ancak Boas'ın gelişim ve teknik direktörlüğe başlangıç öyküsü biraz daha farklı. Sonuçta Mourinho, Boas kadar genç bir yaşta başlamadı bu göreve, ayrıca da Jose'nin az da olsa bir futbolculuk kariyeri ve geçmişi var. Bunun dışında Boas'ın daha farklı ve ilginç hikayeleri var. Boas, British Virgin Islands Milli Takımında bile teknik adamlık yapmış biri hem de 21 yaşında. Ama en önemli ayrım Andre, henüz 16 yaşında Porto'ya katılmış bir isim. Yani Mourinho'nun Porto geçmişinden daha fazla &amp;nbsp;mazisi var Boas'ın bu takımda. Elimden geldiğince Andre Villas-Boas'ı anlatmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sN3dW3sDFII/TgSX1XKN4MI/AAAAAAAABh0/oIzJOkrXb74/s1600/villas-boas-mourinho.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="152" src="http://4.bp.blogspot.com/-sN3dW3sDFII/TgSX1XKN4MI/AAAAAAAABh0/oIzJOkrXb74/s320/villas-boas-mourinho.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Villas-Boas'ı yazarken illa ki birçok Mourinho benzerliğinden bahsetmek gerekiyor. Bu doğrultuda ilk olarak İngiliz futbol adamı Bobby Robson'a değinmek gerek. Buradaki aynılık farklı aslında, çünkü Mourinho ve Robson, Lizbon'da tanıştılar. Yani İngiliz teknik direktör Sporting'i çalıştırırken. Mourinho'nun çok iyi bildiği İngilizcesi sayesinde Robson'ın ekibinde kendine yer bulmuştu. Villas-Boas ve Sir Bobby Robson tanışması ise Porto zamanı gerçekleşti. Aynı apartmanda oturan iki komşu bir gün futbol sohbeti sayesinde bir araya geldi. Dönemin Porto'lu oyuncusu Domingos Paciencia'yı - bugünün UEFA Avrupa Ligi finalisti Braga'nın teknik direktörü- daha çok oynatması yönünde tavsiyelerde bulunuordu.&amp;nbsp;Villas-Boas'ta tıpkı Jose gibi çok iyi İngilizce biliyordu. Robson'la sık sık futbol sohbetleri yapan Villas-Boas, komşusu sayesinde hem Porto altyapı teknik direktörlerinin ekibinde yer bulmuştu hem de çok iyi kullandığı İngilizcesi ile UEFA teknik direktörlük C lisansını almıştı. Daha 17 yaşında İskoçya'dan teknik direktörlük lisanslı ile dönen Boas, tam 4 yıl sonra da değişik bir maceraya atılmıştı. Puerto Rico'nun komşusu olan bir adaya teknik direktörlüğe gitmişti. 21 yaşında böyle bir tecrübe yaşayan ve British Virgin Islands(Birleşik Krallık Virgin Adaları) Milli Takımını çalıştıran Andre Villas-Boas, kısa süreliğine de olsa böyle bir deneyim yaşamasıyla kendini geliştirmişti. Koyu bir Porto taraftarı olan Andre Villas Boas, bu maceradan dönüşte de Porto teknik ekibinde yer almaya başladı. Ama bu kez Robson'ın bir başka öğrencisi, onun yeni danışmanı Mourinho'nun ekibinde. Jose Mourinho önderliğinde başarıdan başarıya koşan, UEFA Kupası, Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu kazanan Porto'nun teknik kadrosundaydı. 2004-05 sezonunda Chelsea'ye transfer olan Jose Mourinho, ekibini bozmadan Londra'ya gitmişti ve bu kadroda Villas-Boas'ta bulunmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TJzyU3ZpxSU/TgScsL_069I/AAAAAAAABh4/lTewgcQnpSQ/s1600/boas04.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="206" src="http://1.bp.blogspot.com/-TJzyU3ZpxSU/TgScsL_069I/AAAAAAAABh4/lTewgcQnpSQ/s320/boas04.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Chelsea ile de başarılara devam eden bu Portekizliler, Şampiyonlar Ligi'nde istedikleri kupayı bir türlü kazanamamışlardı ve 2007-08 sezonunda o meşhur Rosenborg maçı ve o dönem Abramovich'in yakın arkadaşı Avram Grant'ın sportif direktör olması, bunların yanında bir de Abramovich'in tek forvetli takım yerine daha çok hucüm oynayan bir takım izlemek istemesi ve bu doğrultuda Mourinho ve arkadaşlarına sormadan Andriy Shevchenko'yu transfer etmesi derken ayrılık vakti gelmişti. Portekizliler Chelsea'den ayrılmış ve o sezon hiç bir takımda görev almamşılardı. Porto ve Chelsea gibi takımlarda Mourinho'nun yanından ayrılmayan ve sürekli kendini geliştiren Boas, sessiz sedasız çalışmalarını sürdürmekteydi. 2008-09 sezonu başında İtalya'dan İnter ile anlaşan Mourinho, çalışma ekibine yeniden Boas'ı çağırmıştı. Boas bu kez değişik bir takımda, farklı bir ligde Mourinho ile birlikte yer alacak ve tecrübe edinmeye devam edecekti. İtalya Ligi'nde de başarılı olan Portekizliler de yine ayrılma vakti görünmüştü. Fakat bu defa kendi içlerinde bir ayrılma. Andre Villas-Boas 16 yaşından beri kendini geliştirmekte ve futbol bilgisine güvenmekteydi. Bu nedenle artık kendi ayakları üstünde durmalıydı. Mourinho ile karşılıklı anlaşarak ayrılıp, ülkesinin yolunu tuttu. 2009-2010 sezonu başında Portekiz'in Academica takımı ile anlaşıp, Virgin Adaları Milli Takımı'nı saymazsak ilk ciddi teknik direktörlük görevine başlıyordu. Ekim 2009'da Portekiz Ligi'nin son sırasında, galibiyetsiz bir takım alan 31 yaşındaki genç teknik adam, sezon bitiminde ligi 10. sırada bitiren ve son haftaları rahat geçen bir takım bırakmıştı. Bu genç yaşına rağmen sanki çok tecrübeli bir teknik adamın ustalığıyla son sıradaki takımı alıp, rahat bir takım konumuna getirmişti. Bu etkileyici performansı kısa sürede fark edildi ve ülkesinin en büyük takımlarından ve küçüklüğünden beri taraftarı olduğu Porto'dan teklif almıştı. Bu teklifi kabul edip, ikinci Mourinho-Boas benzerliği ile karşı karşıya bırakmıştı bizi. Tıpkı Mourinho gibi önce Porto teknik ekibinde yer almış sonra orta sıra bir Portekiz takımını çalıştırmış, en sonunda da Porto ile anlaşmıştı. Yanlız buradaki diğer benzerlikleri de atlamayalım. Örneğin Mourinho, Louis Van Gaal'in teknik kadrosunda yer almış ve Barcelona gibi Avrupa'nın güçlü bir takımında çalışmıştı. Boas'da tıpkı Jose gibi Chelsea ve Inter gibi iki önemli Avrupa takımında bulunmuştu hem de Jose'nin yardımcısı olarak. Ayrıca Mourinho Robson'ın yardımcısı olarak Porto'da da görev almıştı nasıl Boas aynı Mourinho'nun yardımcısı olarak Porto'da yer aldıysa. Bu benzerlikleri bir kenara bırakıp, Boas ve Porto günlerini anlatmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BTVhwI8up9o/TgSgJja4hMI/AAAAAAAABh8/5JtLA5XXILc/s1600/villasboas_605064s.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="308" src="http://2.bp.blogspot.com/-BTVhwI8up9o/TgSgJja4hMI/AAAAAAAABh8/5JtLA5XXILc/s320/villasboas_605064s.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Boas'ın Porto kariyerini anlatırken de aklımıza hep Mourinho gelebilir. Çünkü bazı geliştirmeler dışında hep aynı başarılar var. Keyif veren bir takım, yarıştığı kulvarların hepsinde başarılı olmuş bir takım ve yeniden zirveye çıkan, istatistik anlamda da fark yaratan bir takım. Tabi ki Boas daha genç olmasının avantajıyla bu başarıları biraz geliştirdi ve kendi lehine çevirdi. Ve şimdi de bu başarılardan bahsedelim. Jesualdo Ferreira'nın Porto'dan ayrılmasının ardından göreve gelen Boas, 4 Haziran 2010 günü sözleşme imzaladı. İlk başarısı da çok gecikmeden geldi. 7 Ağustos 2010 tarihinde son lig şampiyonu Benfica'yı Portekiz Süper Kupası finalinde 2-0 ile geçip ilk kupasını kazanmıştı teknik direktörlük kariyerinde. 32 yaşındaki bu genç teknik adam ligde de iyi sonuçlar almasının yanı sıra UEFA Avrupa Ligi'nde de son derece başarılı maçlar çıkarıyordu. Bu üst üste gelen ses getirici sonuçlar, takımın oynadığı iyi futbol derken herkes 2002-2003 sezonunda göreve gelir gelmez başarılar kazanan Mourinho'dan söz etmeye başlamıştı. Jose Mourinho benzetmeleri hemen başlayıvermişti. 2010-2011 sezonu sonunda Porto, ligde oynadığı 30 maçta aldığı 27 galibiyet ve 3 beraberlikle namağlup şampiyon bitirmesi ve UEFA Avrupa Ligi finalinde tam 17 sene önce Robson'a oynatması gerektiğini söylediği Domingos Paciencia'nın takımı Braga'yı 1-0 ile geçip, kupayı kazanması, bu genç teknik adamı Dünya futbolunun 1 numarasına taşımaya yetmişti. Mourinho ile sürekli benzetilse de herkes tarafından büyük beğeni toplamıştı. Ancak bu benzerliği yapanlar bazı durumları atlıyorlardı. Şöyle ki Mourinho zamanı Porto'sundan, Boas zamanı Porto'su daha başarılı olmuştu. Sonuçlar aynı ama diyecek olursanız da istatistik devreye girer. İşte bu istatistik;&lt;br /&gt;-36 resmi maç yenilmemezlik rekoru.&lt;br /&gt;-Bir Portekiz kulübün Avrupa Kupalarında bir sezon boyunca elde ettiği üst üste maç kazanma rekoru -14-&lt;br /&gt;-30 maçlı Portekiz Ligi'nde bir sezon en çok puan toplayan takım -84-&lt;br /&gt;-Portekiz Ligi'nde bir sezonda alınan en uzun galibiyet serisi -16-&lt;br /&gt;-Lig ikincisine atılan en büyük puan farkı -21-&lt;br /&gt;Kısaca Boas'ın Porto'su Mourinho'dan daha başarılı olmuştur dememizde bir yanlışlık yok. Ayrıca daha 33 yaşında olan bir teknik adamın bu yaşta elde ettiği başarıların daha büyük bir kulüpte nasıl daha büyük başarılara ulaşacağı da malum. O sebepten Chelsea, Villas Boas ile anlaşarak son derece önemli bir iş çıkardı. İşte bir başka Mourinho benzerliği daha. Boas kabul etmiyor ve kendi gelişimi için böyle bir transfer yaptığının altını çiziyor. Gerçekten de haklı olabilir. Chelsea patronu Abramovic'in o çok istediği Şampiyonlar Ligi kupasını bir de Londra'ya getirirse işte gerçekten Mourinho'dan farklı olduğunu tüm dünyaya gösterir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kw0Z6lGRoDs/TgSkewvTEBI/AAAAAAAABiA/OaaLBoIcV4k/s1600/33-yasinda-uefa-kupasi-var.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-kw0Z6lGRoDs/TgSkewvTEBI/AAAAAAAABiA/OaaLBoIcV4k/s320/33-yasinda-uefa-kupasi-var.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-3689022472642746466?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/3689022472642746466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yeni-nesil-teknik-direktor-andre-villas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/3689022472642746466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/3689022472642746466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yeni-nesil-teknik-direktor-andre-villas.html' title='Yeni nesil teknik direktör: Andre Villas-Boas'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Soa-4_xG_HQ/TgSXdYIw00I/AAAAAAAABhw/bP4S1T0W5Bo/s72-c/andre_villasboas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-343738766205088128</id><published>2011-06-19T19:18:00.000+03:00</published><updated>2011-06-19T19:18:40.597+03:00</updated><title type='text'>9 sene oldu bu maç(lar) biteli</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Y-EXoGkprYo/Tf4TJh-I1_I/AAAAAAAABhk/Y8hnom6lwDI/s1600/t%25C3%25BCrkiye+2002.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="217" src="http://2.bp.blogspot.com/-Y-EXoGkprYo/Tf4TJh-I1_I/AAAAAAAABhk/Y8hnom6lwDI/s320/t%25C3%25BCrkiye+2002.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son Dünya Kupası macerasını 1954 yılında yaşayan Türkiye, tam 48 sene sonra 2002 yılında yeniden katılmıştı bu büyük turnuvaya. Dünya'nın bu en büyük şölenine yıllarca uzak kalan Ay Yıldızlı takımımızın, neler yapacağı herkesin merak konusuydu. Play off elemelerinde Avusturya'yı 1-0 ve 5-0 yenip eleyen Türkiye, Güney Kore-Japonya işbirliğinde düzenlenen Dünya Kupası'nda C grubuna düşmüştü. Grup mücadelesinde ise rakipler, Fransa 98'in finalisti Brezilya, Orta Amerika ülkesi Kosta Rika, Bora Milutinovic'in takımı Çin olmuştu. 48 yıl sonra ilk Dünya Kupası maçına da 3 Haziran 2002 günü Brezilya karşısında çıkmıştı Ayyıldızlı takım, ilk yarıyı Hasan Şaş'ın golü ile 1-0 önde kapatmamıza rağmen, ikinci yarıda Ronaldo'nun golü, daha sonrada Güney Kore'li hakemin büyük hatasıyla ceza sahasının dışında yapılan faule içerde deyip, penaltı vermesi ve Rivaldo'nun atışı gole çevirmesiyle 2-1 mağlup olmuştu. Bu maçta çok iyi mücadele eden Milli Takım'da, kaleci Rüştü Reçber'in olağanüstü performansı bütün Dünya'nın dikkatini çekmişti. Ayrıca Yıldıray, Hasan Şaş ve Emre Belözoğlu gibi isimlerin oynadıkları futbol da beğeni toplamıştı. Ancak hakemin hataları sonucu gelen 2-1'lik yenilgi ve Alpay ile Hakan Ünsal'ın kırmızı kartları, kupaya puansız başlamamıza neden olmuştu. Gruptaki diğer ekipler Kosta Rika ve Çin arasında oynanan maç ise 2-0'lık skorla Orta Amerika ülkesinin üstünlüğü ile sona ermişti. 3'er puanlı Brezilya ve Kosta Rika ilk iki sırayı alırken, Türkiye ile Çin grubun puansız ekipleri olmuşlardı. İkinci maçlar oldukça kritikti. Puansız Türkiye ile ilk maçını galip bitiren Kosta Rika'nın maçı grubun kaderini belirleyen maç olarak göze çarpıyordu. Brezilya ise kolay rakip Çin karşısında favoriydi. Zaten 4-0'lık skorla favoriliğini gösteren ve 6 puana ulaşan Sambacılar, gruptan çıkmayı garantilemişlerdi. Asıl maç Milli Takımımız ile Kosta Rika'nın mücadelesi olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/_Y1d6Gs43Ck/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_Y1d6Gs43Ck&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/_Y1d6Gs43Ck&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;9 Haziran 2002'de kritik maça çıkan A Milli Takımımız, Kosta Rika karşısında mutlak galip gelmeliydi, bir beraberlik umutları son maça taşırdı ama avantaj Kosta Rika'nın olurdu. Mağlubiyet ise erken veda anlamına gelecekti. Bunun yanında kadro olarak daha üstün bir takım olan Türkiye'nin Kosta Rika'ya elenmesi büyük başarısızlık olacaktı. İlk yarısı 0-0 biten ve Kosta Rika'nın istediği gibi sıkıcı geçen maçın ikinci yarının başında, 56.dakikada Türkiye, Emre Belözoğlu'nun attığı gol ile 1-0 öne geçmişti. Bu dakikadan sonra avantaj Türkiye'nindi. Çünkü maç böyle bittiği takdirde son maçı Çin ile oynayacak takımımız galibiyete yakın taraftı. Kosta Rika ise turu garantilemesine rağmen güçlü Brezilya karşısında olacaktı. Ancak maçın büyük bölümünde istediğimiz oyunu oynayamadığımız mücadelenin son dakikalarında Manchester City'li Paulo Wanchope'dan yediğimiz gol bütün umutları yıkmıştı. Gruptaki şansımızın son maça kalmasına rağmen, avantaj karşı tarafa geçmişti. Türkiye'nin son maçı Çin ile, Kosta Rika'nın ise Brezilya ile olacaktı. Tek umut Brezilya'daydı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/cv2vc0JrM_Y/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/cv2vc0JrM_Y&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/cv2vc0JrM_Y&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;Bütün ümitler son maçtaydı. Kosta Rika karşısında oynanan futbol ve beraberliğe rağmen hala şansımızın olması az da olsa umut taşımamıza olanak sağlamıştı. Ne de olsa yarıştığımız rakibimiz, Brezilya gibi güçlü bir takımla oynayacaktı, biz de elenen, son sırada yer alan Çin ile oynayacaktık ve maçın açık ara favorisiydik. Nitekim öyle de oldu. Maça gollerle başlayan taraf olduk. Hasan Şaş ve Bülent Korkmaz'ın arka arkaya attığı goller ve kaçırdığımız birçok gol pozisyonu ile ilk yarıyı 2-0 önde kapatmıştık. Brezilya ise istediğimiz haberi bize ulaştırmış, Ronaldo'nun 2 ve Edmilson'un harika röveşatısı ile ilk devreyi 3-1 galip tamamlamıştı. Kosta Rika'nın tek cevabını bizim maçta olduğu gibi Paulo Wanchope vermişti. İkinci yarılara başlarken, avantajlı takım biz olmuştuk. +1 gol averajı ile Türkiye ikinci sıradayken, 0 averajla Kosta Rika üçüncü sırada kalıp, eleniyordu.Fakat ikinci devrelerin başında Kosta Rika, Ronald Gomez ile farkı 1'e indirmişti. Averajlar eşitlenmişti, atılan gollerin sayısı eşitlenmişti ancak bizim yediğimiz gol 3, Kosta Rika'nın ise 4 olduğundan elenecek takım yine Orta Amerikalılar olacaktı. Turu atlayan takım hala Türkiye'ydi. Tam stres yapmaya başlamıştık ki, Brezilya'dan bir güzel haber daha geldi. İlk maçta yaptığı tiyatro ile hakemi kandıran ve Hakan Ünsal'ın kırmızı kart görmesine neden olan Rivaldo atmıştı 4.golü ve bizi rahatlatmıştı yeniden. Maçın son anlarına avantajlı giren Türkiye, ileriki turlarda kahraman olacak İlhan Mansız'ın ortasında golü atan son Mohikan Ümit Davala ile farkı 3'e çıkarıp, herkesi mutlu etmişti. Brezilya ise gol sayısını Junior ile 5'e çıkarıp, Kosta Rika'nın erken veda ettiğini müjdeliyordu. Brezilya'nın 5 gollü galibiyeti, Türkiye'nin 3-0'lık Çin zaferi C grubundan ikinci tura çıkan takımları belirlemişti; Brezilya ve Türkiye.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/d8Gc93_k0ng/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/d8Gc93_k0ng&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/d8Gc93_k0ng&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/hqqr-S4eJbo/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/hqqr-S4eJbo&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/hqqr-S4eJbo&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;İkinci turda ki rakip evsahiplerinden Japonya olmuştu. Herkesin aklına EURO 2000 gelmişti. Çünkü orada grupların son maçında evsahibi Belçika'yı 2-0 mağlup edip, elemiştik. Şimdi yine büyük bir turnuva ve rakip yine bir evsahibiydi. Bunun yanında bu eşleşmenin galibi, Senegal-İsveç maçının kazananıyla eşleşecekti çeyrek finalde. Inamoto'lu, H.Nakata'lı Japonya'yı Fransız teknik adam Philippe Troussier yönetiyordu. Maçın henüz 12.dakikasında Ergün Penbe'nin kullandığı kornerde ön direkte yükselip, iyi bir kafa vuruşu yapan Ümit Davala ile 1-0 öne geçmiştik. Maçın sonuna kadar skoru koruyan, zaman zaman karşı kalede tehlikeler bulan, ama kalesinde fazla açık vermeyen Türkiye, Japonya'nın Brezilya asıllı oyuncusu Alex'in frikikten kazandığı ve direkle sonuçlanan pozisyonun dışında kalesini gole iyi kapatmıştı. Rüştü Reçber'in turnuva başından beri gösterdiği üstün performans artarak devam ediyordu. Ayrıca Hasan Şaş, Yıldıray, Ümit Davala, Emre Belözoğlu gibi isimler dikkat çekmeye devam ediyordu. Takımın büyük gol umudu Hakan Şükür ise kupada geçen dört maçta da gol atamamıştı. Türk Futbol tarhinin en büyük başarısını elde edip, çeyrek finale kalan Türkiye, son 8'de, 2002 Dünya Kupası elemelerinde karşılaştığı İsveç ile Dünya Kupası'nın süprizi Senegal'in galibini beklemeye başlamıştı. Kamerun ve Nijerya'da sonra üstün başarı yakalayan üçüncü Afrika ülkesi olmuştu Senegal, aldığı 2-1'lik galibiyet ve çeyrek final başarısı ile.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/icA-Q7LkZmE/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/icA-Q7LkZmE&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/icA-Q7LkZmE&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;Çeyrek finale yükselerek süpriz yapan iki takım Türkiye ve Senegal'in karşılaşması, son 8'in en ilginç maçlarından biri olmaya adaydı. İsveç gibi bir takımı eleyen, Danimarka, Uruguay ve Fransa gibi ciddi rakiplerle karşılaştığı grup mücadelesinden zaferle çıkan Bruno Metsu'nun öğrencilerinde oynadıkları futbolla, Fadiga, Bouba Diop, El Hadji Diouf, Henri Camara gibi isimler dikkat çekiyordu. Türkiye ise maçın favorisiyidi. Oldukça iyi bir oyunla maça başlayan Türkiye birçok önemli gol pozisyonundan yararlanamamıştı. Özellikle Hakan Şükür'ün gol bölgesindeki etkisiz oyunu ve kaçırdığı yüzde yüzlük gol maçın uzamasına neden olmuştu. Hızlı futbol oynayan Senegal ise zaman zaman yaptığı çıkışlarla kalemizde tehlike yaratmaya çalışmıştı. Sonradan oyuna giren İlhan Mansız ile rakip kaleyi iyice baskı altına alan A Milli Takım, uzatmalarda İlhan'ın attığı harika vuruşla maçı altın gol ile 1-0 kazanıp, yarı finale yükselmişti. Bu tarihi zafer Türk Futbolunun gelmiş geçmiş en büyük başarısı olmuştu. 48 yıl sonra Dünya Kupası'na katılan Türkiye, yarı finale kadar gelerek büyük bir süprize ve başarıya imza atmıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/w2laOLMuihE/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/w2laOLMuihE&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/w2laOLMuihE&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;Grup mücadelelerinin ilkinde karşılaştığı, son maçta yardımıyla ikinci tura çıktığı takımla oynayacaktı Türkiye son 4'te. Brezilya ile yarı finalde eşleşen Türkiye, umutluydu. Buraya kadar gelmişken ilerisi neden olmasın diye düşünüyordu herkes. Özellikle Kosta Rika maçından sonra performansımızın yükselmesi ve son 3 maçta hiç gol yemememiz bizi daha da umutlandırıyordu. Maçın favorisi Brezilya, oyuna hakim olan taraftı. Ama kalesinde devleşen Rüştü, yine Brezilya'ya meydan okuyordu. Maçın bazı anlarında rakip kaleye gitmek için uğraşan Türkiye'nin birkaç duran top ve Alpay'ın kafası dışında bir tehlikesi yoktu. İlk yarı 0-0 sona ermiş, final umudu ikinci devreye taşınmıştı. Ancak henüz 51.dakikada Ronaldo sahneye çıkmış ve Futsal döneminde yaptığı vuruşların bir benzeri vuruşla Rüştü'yü mağlup etmişti. Brezilya gibi bir rakip karşısında 1-0 geri düşmesine rağmen mücadeleyi bırakmayan Türkiye, Hakan Şükür'le maçın son anlarında net bir pozisyon yakalasa da sonuç alamayınca mağlup olup, final umudunu yitirmişti. Her şeye rağmen oynanan oyun, verilen mücadele, yarı finale kadar gelme başarısı herkesi çok mutlu etmişt,. Türkiye, Almanya'ya elenen diğer ev sahibi Güney Kore ile üçüncülük dördüncülük maçı oynayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/g6thCa-IXNQ/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/g6thCa-IXNQ&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/g6thCa-IXNQ&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;Üçüncülük dördüncülük maçında rakip yine bir ev sahibiydi. Bu zamana kadar turnuvalarda ev sahiplerine karşı aldığı başarılı sonuçlarla dikkat çeken Türkiye, Guus Hiddink'in takımı Güney Kore karşısında tarihi bir golle 1-0 öne geçmişti. Hakan Şükür'ün 11.saniyede attığı gol hem kupa tarihinin en erken golü hem de turnuva öncesi büyük gol umudu olan yıldız golcünün 6 maç sonra attığı ilk gol olmuştu. Ardından arka arkaya gelen goller, İlhan Mansız'ın popülaritesini arttımaya devam etmesi derken, son derece dostane bir maç olmuştu. Skor 3-1 iken dönemin Trabzonspor'lu oyuncusu Lee Young'ın attığı frikik golü ile maç 3-2'ye gelmişti. Son dakikalar karşılıklı ataklarla geçmiş ve maçı 3-2 kazanan Ay yıldızlı takım Dünya Üçüncüsü olmuştu. 1954'den sonra ilk kez bir Dünya Kupası'nda yer alan Türkiye, yakaladığı bu başarı ile tüm Dünya'nın dikkatini çekmişti. Bununla birlikte İlhan Mansız, Hasan Şaş, Rüştü Reçber, Ümit Davala, Yıldıray Baştürk, Emre Belözoğlu gibi isimler herkesin sevdiği futbolcular haline gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/Ejg5rmABV5c/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Ejg5rmABV5c&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/Ejg5rmABV5c&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-343738766205088128?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/343738766205088128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/9-sene-oldu-bu-maclar-biteli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/343738766205088128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/343738766205088128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/9-sene-oldu-bu-maclar-biteli.html' title='9 sene oldu bu maç(lar) biteli'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Y-EXoGkprYo/Tf4TJh-I1_I/AAAAAAAABhk/Y8hnom6lwDI/s72-c/t%25C3%25BCrkiye+2002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8564652283966745223</id><published>2011-06-17T15:29:00.000+03:00</published><updated>2011-06-17T15:29:27.801+03:00</updated><title type='text'>"Anadolu Güneşi" 46 yaşında</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9rmz64O_ZiA/TfsvxZtdMpI/AAAAAAAABhI/a0O8uA9bvNc/s1600/368600px-Sakaryaspor_Logosusvg.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-9rmz64O_ZiA/TfsvxZtdMpI/AAAAAAAABhI/a0O8uA9bvNc/s320/368600px-Sakaryaspor_Logosusvg.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;7.4'lük deprem bütün Adapazarı'nı vurmuştu. Şehir yıkılmış, binlerce ölü, enkaz altında yaşam mücadelesi veren insanlar, sevdiklerini kaybedenlerin gözyaşları, belki kurtulur ümidi taşıyan geride kalanların çaresiz ama bir o kadar umutlu bekleyişleri, şehirde bir kasvet, asrın felaketi desek abartmamış oluruz. Sakarya sanki kıyamet anını yaşıyordu. Gecenin karanlığında vurmuştu Marmara depremi Yeşil Siyah güzel memlektimi. Hani bir laf varya Sakarya için söylenen "Biz bu şehri Tribününden sevdik" diye, benimde aklıma ne zaman Sakarya gelse gözümde Yeşil Siyah renkler belirir. Deprem gecesi de aynen böyle olmuştu. Radyo canlı yayınla her Sakarya'ya bağlandığında Yeşil Siyahlar geçiyordu gözümün önünden. İstanbul'da yaşadığım için pek içinde değildim Sakarya'nın. Elbette orada yaşayan biri gibi hissedemezdim. Ama içim buruktu. Enkazlar, ölümler, acılar... En az enkazın altında vücudunun üstünde beton duran biri gibi acıdı canım, en az sevdiğini kaybetmiş üzüntülü yaşlı amca kadar üzüldüm derinden, en az umutla evladının enkaz altından sağ salim çıkmasını bekleyen bir anne gibi umut bağladım. Bir anda bedenim İstanbul'da olmasına rağmen kalbim Sakarya'ya gitmişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PtrzvHQcwhE/Tfsv1WEMC2I/AAAAAAAABhM/lfCn-ySph9Q/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-PtrzvHQcwhE/Tfsv1WEMC2I/AAAAAAAABhM/lfCn-ySph9Q/s1600/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Futbolla ilk tanıştığım zamanlarda merak etmiştim memleketimin takımını da. Tanışmak istemiştim Sakaryaspor'la. İlk tanıştığım andan itibaren de yeri hep farklı oldu benim için. Hemen herşeyini öğrenmek istedim. Okumayı söker sökmezde başladım araştırmaya. Bilmek istedim renklerini, büyüklüğünü, başarılarını. Aslında başarıların ne önemi vardıki. Başarılar veya kupalar için mi sevecektim? Karşılık beklemeden, içimden geldiği için sevmek istedim bu Yeşil Siyah'lı şehrimin takımını. Pek fazla görüp, bilmesem de şehri, sanki yıllardır orda yaşıyormuşum gibi hissetirdi bu sevgi bana. İlk okuduklarımdan, öğrendiklerimden bahsedecek olursam. 17 Haziran 1965'te kurulmuş bu tutku, şehrin o dönemki bazı takımları Adagücü,İdmanyurdu ve Güneşspor'un birleşmesiyle. İl merkezi Adapazarı'nda kurulan kulüp, ismini o güzel Sakarya Nehri'nden almış. Sakaryaspor ismini veren ve kuran dönemin yöneticileri Necmi Uzuntürk, Necdet Güven ve Ethem Boran'a tek tek selam ve teşekkürler olsun. Böylesine bir tutku ve sevgiyi bizlere armağan ettikleri için. Sakaryaspor'un hemen faaliyete geçmesi için hazırlıklar da başlamış ve zamanın Spor Bakanı Kamil Ocak'ın da yardımlarıyla başlayan "profesyonel lig projesi" kapsamında ikinci ligde boy göstermiştir Sakaryaspor. İlk kez katıldığı ikinci ligde sezonu ilk dörtte tamamlayan Yeşil Siyah'lı takım büyük beğeni toplamıştır. Aynı yıl Türkiye Kupası'nda da mücadele eden Adapazarı'nın gururu o dönemin güçlü İstanbul takımı Beykozspor'u 2-1 ile eleyerek başlangıç yapmıştır. Üst üste alınan bu başarılardan sonra Spor Bakanı Kamil Ocak Sakaryaspor'u tebrik etmiş ve takdir etmiştir. Ocak:" Bu sonuç çok önemlidir. Sakaryaspor gibi pek çok takım yakın gelecekte büyük başarılara imza atacaktır ve güneş gibi doğacaktır." açıklamalarıyla birlikte bütün heryerde Sakaryaspor'un adı "Anadolu Güneşi" olarak anılmaya ve herkesin sevdiği, saydığı bir takım olarak bilinmeye başladı. Kupa'daki sonuç, ilk dört derken Birinci Lig umudunu taşımaya başlayan şehir, Adapazarı Atatürk Stadyumu'nda Mersin İdman Yurdu ile 1-1 berabere kalarak biraz burukluk yaşasa da üzülmedi. Takımlarından eminlerdi ve daha ilk yıllarında elde ettikleri sonuçlar ve deneyimler onlara umut aşılamaya devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6_o1-fxOwAk/Tfszde6oggI/AAAAAAAABhQ/gFBWsXPJDaI/s1600/sakaryaspor_ilk_mac.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-6_o1-fxOwAk/Tfszde6oggI/AAAAAAAABhQ/gFBWsXPJDaI/s1600/sakaryaspor_ilk_mac.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İlk kazanılan başarılar ve tecrübelerin ardından ikinci büyük heyecan rahmetli başkan Behçet Deryaoğlu zamanında yaşandı. 1973-74 sezonuna güçlü bir kadro kurarak giren Sakaryaspor, Birinci Lig'e çıkmak için uğraşlar verdi. Ancak karşısında bir başka güçlü takım Trabzonspor vardı. Karadeniz takımı ile çekişmeli bir şampiyonluk mücadelesi veren Yeşil Siyah'lı takım sezon sonunda şampiyonluğu Bordo Mavi'li takıma kaptırınca Birinci Lig hasretini dindiremedi. Zaman zaman finansal açıdan sıkıntı yaşansa da 1980-81 sezonuna kadar yılmadan, usanmadan mücadele eden bir Sakaryaspor vardı. O sezonu şampiyon tamamlayan takım, Birinci Lig'e yükselip bütün şehri sevince boğdu. Çıkar çıkmaz Birinci Lig'in de korkulur takımlarından olan Sakarya'nın gururu, gerçektende bir güneş gibi parıldıyordu. Birinci Lig'deki ilk sezonunda yani 1981-82 sezonunda ilk 5 takım arasında yer bulan Yeşil Siyahlılar, Fenerbahçe'yi deplasmanda 1-0, Galatasaray'ı deplasmanda 2-0, Beşiktaş'la deplasmanda 1-1 berabere kalıp, İstanbul büyüklerine göz dağı vermişti. 5 yıl Birinc Lig'de yer alan Sakaryaspor, 1985-86 sezonunda lige veda etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-E00Q2FmpKDY/Tfs1bnmjCPI/AAAAAAAABhU/vGWB8nLRFr0/s1600/images+%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-E00Q2FmpKDY/Tfs1bnmjCPI/AAAAAAAABhU/vGWB8nLRFr0/s1600/images+%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu zamana kadar saydığım ilk 20 yıllık dönemde, üç önemli efsane vardır Sakaryaspor için yer etmiş. Kaleci Fiko( Fikret Aldinç), Sarı İhsan (İhsan Özbek) ve Altınkafa Muammer (Muammer Adatepe). Ayrıca Pıçır İsmet(İsmet Kahyalı) ve Musa Çetiner'de Yeşil Siyah'lı tarihin tozlu sayfalarından hatırı sayılır isimlerdir. Bunların yanında Aykut Yiğit'in 1984-85 sezonu 20 golle kazandığı gol krallığı da onu efsaneler arasına, Sakaryaspor'lu gönüllerinde bir numarasına oturtmuştur. 1985'te tekrar İkinci Lig'e düşen Sakaryaspor'un Birinci Lig' yeniden çıkışı uzun sürmedi. Bir sezon sonra Konyaspor'u eleyip, ait olduğu yere geri döndü. Ve işte unutulmaz yıllarda böyle başladı. 1987-88 sezonunda Coşkun Demirbakan, Nezihi Tosunucuk, Kral Aykut(Aykut Yiğit), Tuna Güneysu gibi isimlerin yanında Aykut Kocaman, Oğuz Çetin, Engin İpekoğlu, Rahim Zafer, Turhan Sofuoğlu, Kemal Yıldırım gibi genç oyuncularda bulunuyordu. Bu geri dönüş mükemmel bir geri dönüştü. Lig'de aldığı istikrarlı sonuçların yanında Türkiye Kupası'nda da fırtına gibi esen bir Sakaryaspor vardı. Önce Fenerbahçe'yi 5-1, daha sonra Beşiktaş'ı 4-0 gibi sürklase eden skorlara ezip, finale adını yazdıran takım finalde de dönemin güçlü takımlarından Samsunspor'u geçip tarihindeki en büyük başarıyı kazanıyordu. Türkiye Kupası'nı kazanmasının yanında Avrupa'ya da açılıyordu. Anadolu'nun Güneş'i bu kez Avrupa'da parıldayacaktı. Ülkesini, Anadolusunu, şehirini yurtdışında temsil edecekti. Bu çok büyük bir gurur ve mutluluktu. Belki o kadar güçlü değillerdi, iddialı olamazlardı ama ülkelerinin adını Avrupa'da taşıyacaklardı. Şehir mutluydu. Gönül verdikleri Sakaryaspor'un Avrupa'da olacak olması onları çok mutlu etmişti. Güneş gibi parıldayan, aydınlatan bir takıma aşık oldukları için kendileriyle ne kadar övünseler az kalırdı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-X4i1Wop3VGw/Tfs4XPQUHHI/AAAAAAAABhY/MDXuhCOZa2s/s1600/120605.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://4.bp.blogspot.com/-X4i1Wop3VGw/Tfs4XPQUHHI/AAAAAAAABhY/MDXuhCOZa2s/s320/120605.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir dönem efsane Eskişehirspor'un kadrosunda top koşturmuş Nihat Atacan vardı takımın teknik direktörlük koltuğunda. Onun önderliğinde Avrupa Kupaları'nda mücadele eden Sakaryaspor, ilk turda Macar temsilcisi Spartakus takımı ile eşleşti. İlk maçı Adapazarı'nda oynayan Yeşil Siyahlılar, Dusan Pesic ve Yücel Çolak'ın golleriyle maçı 2-0 galip bitirip, rövanş maçı öncesi avantaj yakalamışlardı. İkinci maçta 1-0 yenilgi gelmesine rağmen bir üst tura yükselen takım Sakaryaspor olmuştu. Bu büyük bir başarıydı. 23 yıllık kulüp tarihinde en az Türkiye Kupası şampiyonluğu, en az Birinci Lig'de ilk 5 sırayı almak kadar önemliydi bu galibiyet ve tur atlama. İkinci turda rakip Alman Eintracht Frankfurt oldu. E.Frankfurt tecrübeli ve güçlü bir takımdı Sakaryaspor'a göre. Nitekim sonuçlarda da Alman temsilcisi 3-1 ve 3-0'lık skorlarla yoluna devam eden taraf olmuştu. Erken vedaya rağmen Sakaryaspor yaşattığı heyecanla, aldığı galibiyetle ülkesini, şehrini ve güneş gibi aydınlattığı Anadolu'yu başarılı bir şekilde temsil etmişti. 1989-90 sezonunda takımın belkemiği olan Aykut Kocaman, Oğuz Çetin, Engin İpekoğlu, Turhan Sofuoğlu gibi isimlerin ayrılmasıyla beraber bir düşüş yaşanmıştı. Teknik direktörlük koltuğuna da Necdet Niş geçmişti. Aynı sezon ligi son sırada bitirip küme düşen takım, tam 7 sene Birinci Lig hasreti çekmiştir. Birinci Lig'e ancak 1997-98 sezonunda elemelerde sırasıyla Marmarisspor'u, Erzincanspor'u ve İstanbul Büyükşehir Belediye Spor'u yenerek gelmişlerdir. Fakat bu geri dönüş fazla uzun sürmemiş ve Sakaryaspor hayalkırıklığı yaşayarak tekrar İkinci Lig'e düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9jJWd3FG8Jg/Tfs7UoK8yeI/AAAAAAAABhc/uwe38b_Jtkw/s1600/images+%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-9jJWd3FG8Jg/Tfs7UoK8yeI/AAAAAAAABhc/uwe38b_Jtkw/s1600/images+%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Asrın felaketi, büyük yara ne derseniz deyin bu acının bir tarifi yok... 7.4 şiddetindeki Marmara Deprem'i Sakarya-Adapazarı'nı vurmuştu. Binlerce insan ölmüş, evler yıkılmış, birçok insan sakat kalmış, sevdiklerini kaybedenler, geride kalanlar, hayata tutunmak için bir neden arayanlar ama bulamayanlar. Depremin faturası çok ağır olmuştu. Şehir'in kalbi kapanmaz bir yara almıştı. Herkesin tutunmak için bir dal aradığı günlerdi. Bu acı hiçbir zaman unutlmayacaktı. Ölenler hep kalplerdeydi ve yaşayacaklardı. Bu acı olaylar şehrin takımını da etkiledi ve Sakaryaspor ligden çekilmek zorunda kaldı. 1 yıllık aradan sonra 2.Lig A Kategorisi'nde mücadele etmeye başlayan takım, 2002-2003 sezonu başında, 7 Eylül 2002 tarihinde Sivasspor ile deplasmanda oynayacakları maç için yola çıkmışlardı. Deprem yaralarını daha yeni yeni sarmaya çalışan takımın genel menejeri eski efsane Aykut Yiğit'ti. Depremden sonra takımı toparlayan, acıları unutturmaya çalışan, takıma abilik yapan, eski günlere dönüş için uğraşan Kral Aykut Yiğit'in başını çektiği kafile, Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesi yakınlarından yolunda kaygan olması nedeniyle şarampole yuvarlandı. Oysa Sivas'a giderken ne kadar neşeliydi takım. Yaralar sarılmış, deprem şehitleri için mücadele ediyordu takım. And içmişti başarılı olmaya, depremde kaybettikleri kardeşleri, abileri, ablaları, amcaları, teyzeleir, eşleri için oynamaya. Kral Aykut Yiğit toparlamıştı takımı. Sivas'a giderken radyoda çalan türkü, "Sivas ellerinde ömrüm çalınır"... Sanki malum olmuştu. Ama kimsenin aklına gelir miydi böyle bir kaza. Gelmedi de zaten, muhabbetlerin konusu başarıya odaklanmış futbolcuların planları ve hedefleriydi. Herkes genel menejer Aykut Yiğit'e maça nasıl hazırlandığını anlatıyordu. " Aykut Abi ben böyle yağmurlu maçların adamıyım." Diğer yandan " Aykut Abi yarın uğurlu formamı giyeceğim." Arada bir şoföre; " Kaç kilometre kaldı Selami?" Bazen de Kral Aykut takımın teknik direktörü Hüseyin Hamamcı'ya dönüp, "Sivas'ta baya iyi topçular var hocam" diyordu. Hoca da ona karşılık " Az kaldı Aykut indiğimizde birkaç şey göstereceğim" dedi ve yola bakıp derin bir iç çektikten sonra; "Ne kasvetli hava var yahu.". Aradan 10 dakika geçmedi ve o talihsiz kaza yaşandı. Acı haber futbolcu eşlerine, ailelerine ulaşmıştı. Televizyonlar kaza görüntülerini yayınlıyordu. Bir anda haberlerde babasını gören kız sadece ekrana baktı ama sadece baktı. Kral Aykut'un ölüm haberiydi. Sakaryaspor efsanesi Kral Aykut Yiğit, kazada hayatını kaybetmişti. 11 yaşındaki küçük Gökçe'nin babası Aykut Yiğit'ti bu veda eden hayata. Sadece orda değil bütün ailelerde, evlerde, kahvelerde derin bir matem havası vardı. Herkes şok içinde, konuşmadan, susarak anlamaya çalışıyordu olanı biteni. Daha 3 sene önce depremden kalma yaraları sarmaya çalışan Sakarya, evlatlarının kaza haberiyle yine derin bir darbe almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #38761d;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;Y&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;eşil-Siyah giyerek "Cennete Yolculuk" yapan adamlar...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;Vefat Edenler:&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Aykut Yiğit (kral, genel menajer)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Fırat Öndil (futbolcu)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Cüneyt Çukur (masör)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Fevzi Ergünoğlu (nam-ı diğer Orji, malzemeci)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Selami Uludağ (şoför)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Fethi Gültekin (yönetici)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;Yaralananlar:&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Hüseyin Hamamcı (teknik direktör)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Adem Beşli (kaleci antrenörü)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Fatih Güngördü (malzemeci)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Necmettin SERT ve Bilal ŞAR (antrenörler)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;Futbolcular:&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Abdulkadir ŞAKŞAK&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Ferhat BÖLÜKBAŞI&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Alpaslan TİCE&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Taner GÜLLERİ&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Mahmut TAŞDEMİR&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Sefer Hakan OLGUN&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Mahmut Hanefi ERDOĞDU&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Mesut ÜNAL&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Hasan TUNÇEL&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Erkan ERGÜN&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Teoman Koray CİNEL&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Murat YAVAŞGÜL&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Gürçay BULUT&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Berkay ÖZGÜR&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Taner SAVUT&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Aykut Cemil İBİŞ&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;- Veysel&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Helvetica, sans-serif;"&gt;Beşik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4rdlQywSDl4/TftBYDFXZpI/AAAAAAAABhg/bLcdWYDu9cI/s1600/bycan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="248" src="http://4.bp.blogspot.com/-4rdlQywSDl4/TftBYDFXZpI/AAAAAAAABhg/bLcdWYDu9cI/s320/bycan.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;99 Depremi, 2002 kazası derken bu acılar, yaralar nasıl kapanacaktı? Geride kalanlar, gidenlerin arkasından nasıl devam edecekti? Bütün bu sorular insanın aklını kemiriyordu. Ama "Tatangalar" vardı. Onların aşkı, sevgisi, sadakati şehri de, takımı da ayağa kaldırmaya yeterdi. Kimin vardı böyle büyük taraftarı? Kim kime &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;böyle aşık olur? Onların aşkı karşılıksızdı. Hiçbir beklentileri olmadan, karşılık beklemeden aşıklardı Yeşil Siyah renklere. Onların derdi ne kupaydı ne şampiyonluktu, onların tek derdi inançları uğruna mücadele etmekti Sakaryaspor 46.yılını kutluyor. Anadolu Güneşi artık 46 yaşında. Bank Asya'da mücadele edecek takım tekrar Süper Lig' gelecek ve yine hepimizin Güneş'i olup içimizi aydınlatacak. Ne de olsa Tatangalar'ın dediği gibi; "&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #38761d;"&gt;Biz bu şehri Tribünden sevdik.&lt;/span&gt;&lt;i&gt;"&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/7dZywk_dSNA/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/7dZywk_dSNA&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/7dZywk_dSNA&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8564652283966745223?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8564652283966745223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/anadolu-gunesi-46-yasnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8564652283966745223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8564652283966745223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/anadolu-gunesi-46-yasnda.html' title='&quot;Anadolu Güneşi&quot; 46 yaşında'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9rmz64O_ZiA/TfsvxZtdMpI/AAAAAAAABhI/a0O8uA9bvNc/s72-c/368600px-Sakaryaspor_Logosusvg.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8281783603624077968</id><published>2011-06-15T21:38:00.002+03:00</published><updated>2011-06-15T21:38:18.230+03:00</updated><title type='text'>Yılın en iyi maçı-İspanya-</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/c8rB5_T232c/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/c8rB5_T232c&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/c8rB5_T232c&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8281783603624077968?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8281783603624077968/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yln-en-iyi-mac-ispanya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8281783603624077968'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8281783603624077968'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yln-en-iyi-mac-ispanya.html' title='Yılın en iyi maçı-İspanya-'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-1126641846172369999</id><published>2011-06-15T21:35:00.000+03:00</published><updated>2011-06-15T21:35:19.877+03:00</updated><title type='text'>Yılın en iyi maçı-İngiltere-</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/5hD6R7un15s/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/5hD6R7un15s&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/5hD6R7un15s&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-1126641846172369999?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/1126641846172369999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yln-en-iyi-mac-ingiltere.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1126641846172369999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1126641846172369999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yln-en-iyi-mac-ingiltere.html' title='Yılın en iyi maçı-İngiltere-'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-4706722347542917305</id><published>2011-06-15T15:34:00.001+03:00</published><updated>2011-06-15T15:35:39.702+03:00</updated><title type='text'>Geçmiş zaman: Mateja Kezman, Arthur Zico ve Penaltı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-OLEoWrvHf18/TfiXsxWvz7I/AAAAAAAABg4/QnKnhkDrcvE/s1600/szic0cf7d6f70ceb5259by.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-OLEoWrvHf18/TfiXsxWvz7I/AAAAAAAABg4/QnKnhkDrcvE/s1600/szic0cf7d6f70ceb5259by.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Anlatacağım benzerlik, 2006-2008 yılları arasında Fenerbahçe'de bulunmuş antrenör ve oyuncunun başından geçen bir penaltı. 2005-06 sezonunda kaçan son dakika şampiyonluğunun ardından dönemin teknik patronu Christoph Daum ile yollar ayrılmıştı. 2006-07 sezonunda yani Fenerbahçe'nin 100. yılında takımın başında kimin olacağı merak konusuydu. Yönetim önce Brezilya'yı 2002 Dünya Kupası'nda şampiyonluğa taşımış, Portekiz ile başarılar yakalmış Scolari ile anlaşmak istedi. Ancak beklenen transfer gerçekleşmeyince bir başka isim gündeme geldi. Scolari ile görüşmelerin uzaması, o sezon(2006) Dünya Kupası'nın olması nedeniyle bir türlü teknik direktör konusunda netlik sağlanamamıştı. Ama en sonunda karar verilmiş ve 2006 Dünya Kupası'nda Japonya'yı çalıştıran Brezilya efsanesi Zico ile anlaşma sağlanmıştı. 100.yılda hedef mutlak şampiyonluktu ve bu doğrultuda yeni hoca transfer çalışmalarına başlamıştı. Yerli transferler Uğur Boral ve Tümer Metin'den sonra transferde pek fazla yol alamayan Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Ön Elemesinde gelen Dinamo Kiev başarısızlığınından sonra transfer döneminin bitmesine az bir süre kala Lugano, Edu, Deivid ve Mateja Kezman'ı transfer etmişti. Bu transferler arasında en çok dikkat çeken isim ise Mateja Kezman olmuştu. Avrupa'da özellikle PSV forması altında gösterdiği performansla dikkatleri çekmiş, daha sonra Jose Mourinho'nun takımı Chelsea'de oynamış olan Kezman taraftarların merak konusu olmuştu. İlk sezonda Zico yönetiminde 100.yıl şampiyonluğunu kazanan Fenerbahçe'de, Mateja Kezman &amp;nbsp;beklenen etkiyi gösteremese de önemli maçlarda attığı kritik gollerle şampiyonluk yolunda takımına destek olmuştu. Özellikle o sezon Fenerbahçe ile şampiyonluk mücadelesinde bulunan Beşiktaş'a deplasmanda attığı galibiyet golü ile taraftarın gönlünü kazanmıştı. Ertesi sezon ise Fenerbahçe, yine Kezman'ın golü ile Beşiktaş'ı yenip Süper Kupa'ya uzanmıştı. Lige istediği gibi başlayamayan Sarı Lacivertliler, daha sonra toparlanıp ligin sonlarına doğru liderliği kazanmıştı. Şampiyonlar Ligin'de de Roberto Carlos'lu kadrosuyla çeyrek finale kadar çıkan ve Chelsea'ye elenen Fenerbahçe, yarı finalin kapısında dönmüştü. Son iki sezonda Zico ile oldukça başarılı günler yaşayan Sarı Lacivertli takım, bir anda tepe takla olmuştu. Şampiyonlar Ligi'nde herkese kendini hayran bırakan, Lig'de oynadığı futbolla keyif veren o takım bir penaltı ile dağılma noktasına gelmişti. Nitekim sezon sonunda da önce Zico gitmişti sonra da Kezman yollanmıştı. 22 yıl önce futbolcuyken bir penaltı ile üzülen Zico, 22 yıl sonra teknik direktör olarak yine bir penaltıya yenilmişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-TMbz49DgQxY/TfiXwyRJtyI/AAAAAAAABg8/aZOdZLn4Jnw/s1600/2008-03-03_ttbasintoplantisi288.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-TMbz49DgQxY/TfiXwyRJtyI/AAAAAAAABg8/aZOdZLn4Jnw/s1600/2008-03-03_ttbasintoplantisi288.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Bu iki isim aslında bir penaltı yüzünden gitti. İşte bu benzerlik ve hikayeleri; Önce Kezman ile başlayalım. Fenerbahçe, şampiyon unvanı ile oynadığı ligde son haftalara lider girmişti. Ayrıca Şampiyonlar Ligin'de de çeyrek finale kadar yükselen Sarı Lacivertliler, rüya gibi bir sezon yaşamaktaydılar. Chelsea'ye Londra'da 2-0 yenilip elenen Fenerbahçe, ligin 30.haftasında da Ankaraspor deplasmanındaydı. 2 hafta sonra Ali Sami Yen'de şampiyonluktaki rakibi Galatasaray ile karşılaşacak Sarı Lacivertliler, şampiyonluk yolunda puan kaybetmemeliydi. 32.haftada oynanacak ligin final maçına kadar kayıpsız gitmeliydi. Bu düşünceyle Ankaraspor deplasmanına çıkan Fenerbahçe, zorlu giden mücadelenin son dakikasına 2-1 önde girmişti. Yediği baskıya rağmen zaman zaman ileride gol de arıyordu Fenerbahçe. Yine öyle bir pozisyonda 90+2'de penaltı kazanıldı. Eğer penaltı gol ile sonuçlanırsa maç 3-1 olacaktı ve galibiyet kesinleşecekti. Bu galibiyet demek Ali Sami Yen'e giden yolda bir haftanın daha hatasız geçilmesi ve lider olarak devam edilmesi anlamına geliyordu. Takımın penaltıcısı Alex topu almış penaltı noktasına dikecekken, bir anda Mateja Kezman penaltıyı atmak istemişti. Kenarda teknik patron Zico'nun da izninin alınmasının ardından penaltının başına Kezman geçmişti. Geçen sezon İnönü'de attığı golle şampiyonluk yolunu açan Kezman, bu kez Ankara'da kritik bir anı daha yaşıyordu. Hakemin işareti ile atışı kullanan Sırp golcü, herkesi şaşkına çevirmiş ve topu dışarı yollamıştı. Bunun verdiği moral bozukluğu, rakibin baskısı derken penaltı pozisyonun hemen sonrasında Ankaraspor beraberliği yakalamıştı. Tam kazanıp, şampiyonluk yolunda Galatasaray maçından önceki tek zor engeli aştık diyen Fenerbahçeliler bir anda şok olmuşlardı. 32.haftada oynanacak maça puan puana girecekti Sarı Lacivertliler ve deplasmana çıkacaklardı. İşler zora girmişti. Çünkü bu maçın son dakikada kaçması akıllara 2 sezon önce Denizli'de yaşanan son dakika golünü getirmiş ve herkesin morali bozulmuştu. Maçtan sonra oyuncusunu savunan Zico, tüm sorumluluğun kendisinde olduğunu belirtmişti. Belki de 86 Dünya Kupası Çeyrek Finali'nde Fransa'ya karşı kaçırdığı penaltı aklına gelmişti.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İşte Kezman'ın kaçırdığı penaltı&lt;/b&gt;:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&amp;amp;hid=36936"&gt;http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&amp;amp;hid=36936&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kezman'a penaltıyı atmasına izin veren Zico, futbolculuk döneminde benzer bir olay yaşamıştı. Brezilya futbolunun süperstarı Zico, 82 Dünya Kupası'nda arkadaşları ile beraber harika bir futbol oynamış ve şampiyon olamamasına rağmen gönülleri kazanmıştı. Meksika'da düzenlenen 86 Dünya Kupası'nda sakatlığı nedeniyle tam olarak forma şansı bulamayan Zico, çeyrek final mücadelesine yedek başlamıştı. Fransa ile oynanan maç 1-1 sürerken oyuna dahil olan Zico, büyük beklenti yaratmıştı. Hatta oyuna girerken bütün stadda tezaruhatlar, alkışlar başlamış, Zico için sevgi gösterilerinde bulunmuştu taraftarlar. Tam bu sırada Branco koşusuyla ceza sahasına girmiş ve kaleci Joel Bats tarafından yere düşürülmüştür. Skor 1-1'dir ve Brezilya yarı finale çıkma adına önemli bir penaltı kazanmıştır. Artık gol çok yakında durmaktadır. Takımın penaltıcısı Socrates topu eline alıp, penaltı hazırlığı yapmak üzereyken, taraftarların yoğun tezaruhatı ve baskısı gelince penaltı atıcısı değişmiştir. Hemen oyuna yeni dahil olan Zico topun gerisine gelen isim oldu. 82 Dünya Kupası'nda oynadığı futbolla şampiyonluk kazanamayan Brezilya, 86 Dünya Kupası'nda yarı finale çok yaklaşmıştı. Ancak herkesi şaşkına çeviren an olmuştu o penaltı, Zico penaltıyı kaçırmış ve Brezilya maçın sonunda gelen penaltı atışları sonunda Fransa'ya yenilip, elenmişti. O güzel futbol takımı bir kez daha şanssızlığın kurbanı olmuştu. işte yıllar sonra teknik direktörlük yaparken o senelere gitmişti Zico, bundan 3 sezon önce. Oyuncusu Kezman bu kez penaltı atışını, takımın penaltıcısından alıp kullanmış ve kaçırmış, şampiyonluktan etmişti takımını. İşte bu benzerlik, Zico ve Kezman'ın sezon sonu ayrılmasına neden olmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-6bb0a3f3bb374118" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v4.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6bb0a3f3bb374118%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331344141%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7945B5630A95F3CC51E8B5BE3B661F30FD5F8909.3EC851C02D7DC11C99B0C7AD62BAC76463CC5FFC%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6bb0a3f3bb374118%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DyOXsenB9ofsm0dUQM0fJKwj6rF8&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v4.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6bb0a3f3bb374118%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331344141%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7945B5630A95F3CC51E8B5BE3B661F30FD5F8909.3EC851C02D7DC11C99B0C7AD62BAC76463CC5FFC%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6bb0a3f3bb374118%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DyOXsenB9ofsm0dUQM0fJKwj6rF8&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-4706722347542917305?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/4706722347542917305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/gecmis-zaman-mateja-kezman-arthur-zico.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4706722347542917305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4706722347542917305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/gecmis-zaman-mateja-kezman-arthur-zico.html' title='Geçmiş zaman: Mateja Kezman, Arthur Zico ve Penaltı'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-OLEoWrvHf18/TfiXsxWvz7I/AAAAAAAABg4/QnKnhkDrcvE/s72-c/szic0cf7d6f70ceb5259by.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-6148062168129756244</id><published>2011-06-08T14:19:00.000+03:00</published><updated>2011-06-08T14:19:45.593+03:00</updated><title type='text'>Sağlam bir gelecek</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8_SEXlXI6S0/Te9VJOOO7kI/AAAAAAAABgw/FyVnwB6e97I/s1600/728004-8652221-317-238.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-8_SEXlXI6S0/Te9VJOOO7kI/AAAAAAAABgw/FyVnwB6e97I/s1600/728004-8652221-317-238.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son günlerde transfer haberleri bütün spor programlarında en popüler konu. Türkiye'de, Avrupa'da birçok takım transferler yapıp, yeni oyuncular kadrosuna katıyor. Özellikle Türkiye'de(Avrupa basınında durum çok farklı değil biz de biraz daha fazla) büyük yıldızlar takımlarımızla anlaşıyor, her gün yeni bir isim Türkiye'ye geliyor. Ama benim en çok dikkatimi çeken transfer Guus Hiddink ile birlikte A Milli Takım'a yükselen Chelsea'de forma giyen Gökhan Töre oldu. Almanya'nın Hamburg takımına transfer olan Gökhan Töre'den sonra aklıma gelen ilk isim Mehmet Ekici oldu. Mesut Özil'e benzettim bir an. Mesut'u elden kaçırmıştık ama Mehmet Ekici'yi elde tutabildik. Hatta 10 numaralı formayı da giyiyor A Milli Takımda. Bayern Münich altyapısından yetişip, geçen sezon kiralık olarak Nurnberg'de oynayan Mehmet, sezon bitimi Werder Bremen'e transfer oldu. Mehmet Ekici, Gökhan Töre derken Nadir Çiftçi'yi düşündüm geçtiğimiz sezon Portsmouth formasını giyen. Son 2 sezondur gurbetçi oyunculara yönelen Kayserispor ile anlaştı. Şimdi herkes diğer örneklerle karşılaştırıp bir eleştiride bulunabilir ancak Nadir'in transfer olduğu takım son yıllarda iyi bir yapılanma içinde olan, Şota gibi futbolu çok iyi bilen bir teknik direktörün çalıştırdığı Kayserispor'a transfer olarak daha fazla forma şansı bulup, güzel bir deneyim edinebilir. Ayrıca bu isimlerden bir 5-6 ay kadar önce de E.Frankfurt altyapısından yetişmiş Cenk Tosun, iyi bir yapılanma içerisinde olan Tolunay Kafkas'ın takımı Gaziantepspor'a transfer olarak, gösterdiği performansla Almanya Milli Takım'ı tarafından da çok istenmiş ancak o Türkiye'yi tercih etmişti. Bu genç ve gelecek için ümit veren Milli oyuncularımızı saydıktan sonra Nuri Şahin'i atlamak büyük hata olur. Borussia Dortmund ile yaşadığı şampiyonluk ve bu şampiyonluk kazanılırken orta sahada göstermiş olduğu üstün performans sonucu hem A Milli Takım'ın önemli bir silahı oldu hem de Almanya'da Borussia Dortmund taraftarlarının vazgeçilmezi oldu. Bu başarılı dönemin ardından Jose Mourinho tarafından Real Madrid'e transfer edilerek, Mesut Özil Türkiye'yi seçseydi İspanya'ya transfer olamazdı saçmalığına son verdi, hepimizi mutlu etti. Şu an genç isimleri saymaktayız ancak bir başka Real Madrid'e transfer olmuş Hamit Altıntop'u atlarsak saygısızlık ederiz. O da yeniden yapılanma içerisindeki Milli Takımımızın önemli ve tecrübeli isimlerinden. Genç isimler Hamit, Arda, Gökhan Gönül gibi deneyimli isimler sayesinde Milli Takım formasına adapte olabilirler kolayca.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-joRLQeWQ_Ng/Te9VaErxgSI/AAAAAAAABg0/KHH2NI_fVi8/s1600/u19millitakimsevnc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://1.bp.blogspot.com/-joRLQeWQ_Ng/Te9VaErxgSI/AAAAAAAABg0/KHH2NI_fVi8/s320/u19millitakimsevnc.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gelecek için umut verici bir diğer gerçek ise sağlam bir genç Milli takıma sahip oluşumuz. Geçtiğimiz Pazar Almanya'yı Muhammet Demir'in golü ile 1-0 mağlup eden Türkiye U19 Milli Takımı ilerisi için ümit verdi. Kemal Özdeş yönetimindeki U19 takımımız, bu skorla Avrupa Şampiyonası'na katılmaya hak kazandı. Kadro'da şu isimler yer alıyor; kaleciler, E.Frankfurt'lu Aykut Özer ve Bucaspor'da forma giyen Ömer Kahveci oynuyor. Ömer Kahveci genellikle birinci tercih oluyor. Savunma bölgesinde, Fenerbahçe ile adını duyuran sağ bek Okan Alkan, altyapıyı İngiltere'de Millwall ve Fulham'da almış Kamil Ahmet Çörekçi, Beşiktaş altyapısından yetişen ve bu sezonu kiralık olarak Çaykur Rizespor'da geçiren yerli yeni Cannavaro Sezer Özmen, hem U18 hem U19 takımda forma giyen ve son zamanlarda Tayfur Havutçu tarafından Beşiktaş A takımında da oynatılan Atınç Nukan, yine Beşiktaş altyapısından yetişmiş Furkan Şeker ve Çorumspor'lu Sefa Akın Başıbüyük var. Orta sahada, Aykut Kocaman ile Fenerbahçe A takımında ciddi bir şekilde forma şansı bulan Gökay İravul, Beşiktaş altyapısından yetişip, Gaziantepspor'a gönderilen ve Tolunay Kafkas ile iyi bir çıkış yakalayan Orhan Gülle, Konyaspor ile Süper Lig maçlarından tanınan ve umut veren Ali Dere, Bursaspor'da sözleşme uzatmadığı için kadro dışı kalan ancak yetenekleri ve oynadığı futbolla büyük beğeni toplayan Muhammet Demir(forvet bölgesinde oynuyor genellikle), Fransa'nın Metz takımında oynayan Marsilya'dan yetişme Şervan Taştan gibi isimler bulunuyor. Gol bölgesinde de Porto altyapısında bulunan ve sezon başında Nadir Çiftçi gibi Kayserispor'a transfer olan Engin Bekdemir, biraz öncede söylediğimiz gibi Kayserispor tarafından İngiltere'nin Portsmouth takımından alınan Nadir Çiftçi(zaman zaman A2 Milli Takımına da seçiliyor), Trabzonspor altyapısından yetişen Ahmet Sarı bulunmakta. UEFA U19 Elit Tur 7.grupta karşılaştığı Makedonya, Macaristan ve Almanya'yı mağlup ederek, Avrupa Şampiyonası'na giden U19 Milli Takımımız, gelecek için son derece iyi bir jenerasyon.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/sp1UOm3bKQg/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/sp1UOm3bKQg&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/sp1UOm3bKQg&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-6148062168129756244?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/6148062168129756244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/saglam-bir-gelecek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6148062168129756244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6148062168129756244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/saglam-bir-gelecek.html' title='Sağlam bir gelecek'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-8_SEXlXI6S0/Te9VJOOO7kI/AAAAAAAABgw/FyVnwB6e97I/s72-c/728004-8652221-317-238.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-3392750856041642711</id><published>2011-06-05T15:03:00.001+03:00</published><updated>2011-06-05T15:07:47.752+03:00</updated><title type='text'>Uche ve Yobo</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-k3BZ7CRisfI/Tetr-a6Y2II/AAAAAAAABgA/ztDeLz8Uu9E/s1600/13310.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="191" src="http://1.bp.blogspot.com/-k3BZ7CRisfI/Tetr-a6Y2II/AAAAAAAABgA/ztDeLz8Uu9E/s320/13310.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uche sevgisi bambaşkadır, 9 yıl giymiştir çubukluyu. O 9 yıl içinde o kadar çok güzel anı biriktirmiştirki kelimeler yetmez yaşattığı mutlulukları anlatmaya. 9 yılda sadece 2 şampiyonluk kazanması az gibi görünse de gerçek sevenler için Fenerbahçe sevgisi ne kupalarla ölçülür ne de şampiyonluklarla, bazen öyle anlar vardır ki kupalardan da, şampiyonluklardan da değerlidir. İnönü'de son dakikada Beşiktaş'a attığı gol, Trabzonspor'a lig tarihinin 2000.golünü atması, Old Trafford zaferinde ilk 11'de olması, 0-3'den 4-3'e gelen tarihi Gaziantepspor maçında attığı harika kafa golü, bunun dışında temiz futbol, rakibe saygılı tavrı, çubuklu formanın hakkını vermesi, gösterdiği mücadele, Högh ile birlikte defansta kurduğu uyum.. Say say bitmez Uche'nin güzellikleri, kalbinin güzelliği, yüreğinin cesaretidir onu bu kadar çok sevdiren. Hatta o sevgi öyledir ki 1998-99 sezonunda Kadiköy'de oynanan Beşiktaş maçında bacağı kırıldığında sanki kendi bacağı kırılmış gibi hissetmiştir tüm Fenerbahçeliler. O anda Fenerbahçe'nin Beşiktaş'a mağlup olması, o sezon şampiyonluğun kaçması kimsenin umrunda değildir, tek sorun Uche'nin durumudur. Bir an önce sağlığına kavuşması ve ayağa kalkmasıdır beklenti, istek. Bacağının kırıldığı 1999 yılından sonra diğer büyük üzüntü 2002-03 sezonunun başında yaşandı. Kızılyıldızla Kadiköy'de oynanacak açılış maçında. Her iki büyük Uche üzüntüsünü de Kadiköy'de yaşadı Fenerbahçe aşıkları. Yapılan anonsta Uche'ye yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür edilip, plaket sunuluyordu. Yeni sezonda İstanbulspor'la anlaştığı da söylenmişti. Veda vaktiydi Uche için, Fenerbahçe tarihinin açık ara en iyi yabancı oyuncusuydu belki de o zamana kadar. Şimdi ayrılıyordu çok sevdiği Fenerbahçesi'nden. İstanbulspor'da da istikrarlı ve temiz futboluna devam eden Uche, Türk vatandaşlığına geçtikten sonra aldığı adıyla Deniz Uygar, 2003-04 sezonu ligin açılış maçında tekrar Kadiköy'e çıkıyordu İstanbulspor formasıyla. İlk kez rakip olarak gelmişti Şükrü Saraçoğlu'na. Üçüncü üzüntü biraz değişikti. Yine Kadiköy'de yaşanmıştı ancak öbürlerinden farklıydı. Uche'nin kaptan çıktığı maçta takımın başında da Aykut Kocaman vardı. İki efsane Fenerbahçe'yi 3-0 mağlup etmişlerdi. Aslında taraftarlar buruktu, sonuçta çok kötü geçen bir 2002-03 sezonunun ardından yeni umutlarla başlanmıştı 2003-04 sezonuna. Ama yine şok bir yenilgi alınmıştı. Ama kaybettiğimiz isimlerin başında Uche geliyordu. Alkışlamak, onu tebrik etmek gerekirdi. Fakat Uche sadece işini yapmış, formasını taşıdığı kulübe en iyi şekilde hizmet ederek görevini tamamlamıştı. 90 dakikanın bitiş düdüğü çaldığında da sevinmemişti ve Fenerbahçe taraftarlarını selamlamıştı, hem tebrikleri kabul etmiş hem de Sarı Lacivertlilerin üzüntüsüne ortak olmuştu. Uche artık futbolu bıraktı ve Fenerbahçelilerin anılarında çok önemli bir yere sahip. Uche'den sonra Luciano gibi Edu gibi Lugano gibi sevilesi birçok isim geldi ancak Uche etkisini yaratamadı hiçbiri. 2010-11 sezonu başında da Aykut Kocaman, İngiltere Premier Lig'inden Uche'nin vatandaşını getirdi defansı düzeltmesi için. Sezon başında hem Şampiyonlar Ligi'nden hem de UEFA Avrupa Ligi'nden elenen Fenerbahçe, savunmada sıkıntı yaşıyordu. Bilica gibi bir oyuncuya hem saha içinde hem saha dışında tahammül etmek zorunda kalıyordu son iki sezondur. Bu problemi çözmek adına Nijerya Milli Takım kaptanı Yobo, kiralık olarak 1 yıllığına kadroya dahil edildi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7FA9l_yE9mo/TetsNcu3VmI/AAAAAAAABgE/psFjh6tlgHs/s1600/yobo-cubuklu-32304_501.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://2.bp.blogspot.com/-7FA9l_yE9mo/TetsNcu3VmI/AAAAAAAABgE/psFjh6tlgHs/s320/yobo-cubuklu-32304_501.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;2009-10 sezonunda kaçan şampiyonluk, aynı sezon Beşiktaş derbisinde Bilica'nın penaltı noktası üzerinde yaptığı iğrençlik, yine Bilica'nın yetersiz oluşu, saha içinde ve dışında gösterdiği disiplinsiz davranışlar, 2010-11 sezonuna başlarken Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi'nde alınan kötü sonuçlar, hem takım savunmasının hem de Lugano'nun yanında oynayayan isimlerin etkisiz olması derken stopere yeni bir oyuncunun transferi gündeme gelmişti. Aykut Kocaman'ın üstlendiği bu iş, transfer döneminin son günlerinde yapıldı. İngiltere'nin Everton takımından 1 yıllığına kiralanan Yobo, hem ülkesi hemde ülkesi Nijerya'nın kaptanlığını yapması &amp;nbsp;bunların yanında defans oynaması nedeniyle Uche'ye benzetildi. Transferin açıklandığı gün bütün gazeteler, transferi "Yeni Uche" olarak duyurdu. Lugano ile iyi bir uyum yakalarsa yeni Uche ve Högh'ü oluşturacakları konuşuldu. Kayserispor deplasmanında ilk resmi maçına çıkan Yobo, sakatlanıp 90 dakikayı tamamlayamadı. Ertesi hafta sakatlığı sebebiyle Beşiktaş maçını da kaçıran Yobo, bir hafta daha Bilica'yı izlememizi engelleyemedi. Geçen sezonun rövanşı alınır gibi Beşiktaş, Fenerbahçe karşısında golü aynı kalede ve penaltıdan atmıştı. Bilica yine vasat bir oyun oynamış, kazanılıcak 3 puanın kaçmasındaki etkenlerden olmuştu. Bir sonraki hafta Kasımpaşa deplasmanına da Bilica ile başlayan Aykut Kocaman, maçın ilk yarısında yenen 2 gol ve Bilica'nın kötü ve sinirli oyunu yüzünden henüz maçın başında rahatlama şansını tepmişti. Ancak ikinci yarı Yobo-Bilica değişikliği aslında o maçın değişikliği değil 34.haftaya kadar yapılan bir değişiklik olmuştu. Kasımpaşa maçının 45.dakikasında oyuna giren Nijeryalı defans oyuncusu, 34.haftaya kadar hiç bir maçı kaçırmamıştı. Bilica belki de o maçla vedasını etmişti. Sezon içerisinde Lugano ile birlikte ilk yarı maçlarının sonuna kadar zaman zaman iyi zaman zaman kötü oyunlar çıkarsalarda, ikinci yarının başlamasıyla birlikte takımıdaki yükselen performans grafiği bu ikili arasında da görünmüştü. Fenerbahçe ligde oynadığı son 18 maçın 17'sini kazanmış aldığı tek beraberliği de son şampiyon Bursaspor'a karşı almıştı. Bu 18 maç içerisinde Kadiköyde oynadığı son 8 lig maçında hiç gol yememişti Sarı Lacivertli takım. Lugano ve Yobo'nun her hafta artan uyumları ve performansları Fenerbahçe'yi şampiyonluğa taşıyan anahtarlardan olmuştu. Transfer edildiği günlerde "Yeni Uche" denilen Yobo, harika bir sezon geçirmiş ve taraftarın en çok sevdiği isimlerden olmuştu. Gerçekte şuydu artık, Uche'de kalbimizde efsane Yobo da . Ne Yobo; "Yeni Uche, ne de Uche "Eski Yobo" ikisi de ayrı efsane ikisinin yeri özel ve önemli. Uche ve Högh beklentisine gelince de eğer Yobo'nun bonservisi alınabilirse Türk Futbolu en az Uche ve Högh gibi efsane bir ikili daha kazanacak; "Yobo ve Lugano". Çünkü bu iki tecrübeli defans oyuncusu, kaliteleri ve deneyimleriyle Şampiyonlar Ligi'nde yer alacak Fenerbahçe'ye çok büyük katkılarda bulunacaklar. O nedenle olası başarılar yepyeni bir defans ikilisini çıkartır.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-PmH1pFRa3ZE/TetwjRD5QUI/AAAAAAAABgI/9fqnY4UKqsU/s1600/news_manset_resim_db_Lugano_Yobo01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://3.bp.blogspot.com/-PmH1pFRa3ZE/TetwjRD5QUI/AAAAAAAABgI/9fqnY4UKqsU/s320/news_manset_resim_db_Lugano_Yobo01.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-3392750856041642711?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/3392750856041642711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/uche-ve-yobo.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/3392750856041642711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/3392750856041642711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/uche-ve-yobo.html' title='Uche ve Yobo'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-k3BZ7CRisfI/Tetr-a6Y2II/AAAAAAAABgA/ztDeLz8Uu9E/s72-c/13310.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-7534265345364565007</id><published>2011-06-03T19:30:00.000+03:00</published><updated>2011-06-03T19:30:56.181+03:00</updated><title type='text'>Yenilmesek de olur</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Pmd986Zokq4/Tej_vbSwU6I/AAAAAAAABfo/sESNz3Qht1Q/s1600/turkiye_belcika_sevinc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="229" src="http://1.bp.blogspot.com/-Pmd986Zokq4/Tej_vbSwU6I/AAAAAAAABfo/sESNz3Qht1Q/s320/turkiye_belcika_sevinc.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;EURO 2012 yolunda kritik bir maça çıkan Milliler, ikincilik için yarıştıkları Belçika ile deplasmanda karşılaşacak. Belçika'dan 1 maç eksiğimizle 9 puana sahibiz ve üçüncü sıradayız. Bizden 1 maç fazlası bulunan Belçika ise 10 puanla ikinci sırada. Almanya'nın liderliğinin kabul edilmesinin ardından grupta güçlü bir ikincilik çekişmesi başladı. İlk maçta Kadiköy'de Belçika'yı 3-2 ile geçen Ay yıldızlılar, yeniden bir zafer peşinde. Ancak alınacak bir beraberlik de kötü sayılmaz. Çünkü bir maç eksiğimiz var ve Belçika'nın önüne geçme şansımız çok fazla. Böylesine önemli bir dönemeç olan bu maçta tek beklenti önce yenilmemek sonra galip gelmek. Son günlerde adı eski kulübü Chelsea ile anılan teknik patron Guus Hiddink'in geleceği açısından da maç belirleyici olacaktır. Olası bir mağlubiyette Hiddink, tam anlamıyla Chelsea'den gelecek teklifi düşünmeye başlayabilir. Ama alınacak net bir galibiyette ise hem ikincilik şansımız artar hem de grupta Almanya'nın ardından en büyük favori oluruz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kmcswJyLssM/TekAAp4xoNI/AAAAAAAABfw/RIn4ngDjses/s1600/belcika-turkiye.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="155" src="http://3.bp.blogspot.com/-kmcswJyLssM/TekAAp4xoNI/AAAAAAAABfw/RIn4ngDjses/s320/belcika-turkiye.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Önemli mücadele öncesi Millilerde Gökhan Gönül sıkıntısı yaşandı. Sakatlığı nedeniyle son anda kadrodan çıkartılan yıldız sağ bek, Belçika karşısında ciddi bir koz olabilirdi. Beklerini fazla kullanamayan ve hücumcu beklere sahip olmayan Belçika karşısında, Gökhan Gönül, sağ kanatta rahat oynayıp, etkili bir oyun sergileyebilirdi. Bunun yanında iki önemli isim Nuri Şahin ve Hamit Altıntop'un da sakatlık problemleri sebebiyle oynayamayacak olması bizim açımızdan büyük eksiklik. Real Madrid'e transfer olan iki oyuncunun takımın orta saha gücünü yükseltmeleri avantajımız olurdu. Sol bekte de sağ bekte yaşadığımız sorunu yaşıyoruz. Milli Takım'a alışmaya başlayan ve İbrahim Üzülmez'in ayrılmasından sonra Beşiktaş'ta da tamamen sol beki kapan İsmail Köybaşı'nın eksikliği sorun çıkarabilir. Milli tecrübesi fazla olmayan ve İsmail kadar sol kanadı etkili kullanamayan Çağlar Birinci bazı soru işaretleri taşıyor. Belçika'da da durum farklı değil aslında, bazı eksikler onlarında planlarını bozabilir. Son dönemlerin etkili golcü ve gelecek vaat eden isimlerinden Anderlecht'li Lukaku sakatlığı nedeniyle kadroya dahil edilmedi. Drogba'nın ayrılması durumunda Chelsea'ye transfer olabileceği konuşulan Lukaku'nun olmaması defansımızı rahatlatacaktır bir nebze de olsa. Ayrıca duran topları ve havadan gelen topları iyi kullanan Fellaini gibi uluslararası deneyime sahip bir ismin de oynayamayacak olması bizim açımızdan avantaj. Yan toplarda ve duran toplarda zayıf olan Milli Takımımız, Fellaini gibi hava hakimiyeti olan bir isimle uğraşmayacak olmamız iyi haber. Fulham'lı hücuma dönük 23 yaşındaki Dembele'de Milli Takımımıza karşı olmayacak bir diğer isim.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-y-hE2WjbdU8/TekDZi9BJwI/AAAAAAAABf0/siOsXJyvjb0/s1600/20100907.223417_ist491_1409919.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="229" src="http://2.bp.blogspot.com/-y-hE2WjbdU8/TekDZi9BJwI/AAAAAAAABf0/siOsXJyvjb0/s320/20100907.223417_ist491_1409919.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Belçika teknik direktörü Georges Leeskens'in de büyük önem verdiği maç tam bir final havasında geçecek. Belçikalı teknik adam yaptığı açıklamada; "Türkiye'nin bir maç eksiği var. Yenersek avantajlı pozisyona geçiyoruz. Ancak aksi bir durumda çok kötü bir pozisyona düşeriz." diyerek maçın önemini belirtti. Adı son günlerde Chelsea ile anılan Guus Hiddink ise; "Anahtar maç demek istemiyorum ama çok önemli bir maç" açıklamasında bulundu. Bu maçta ilk 11imiz ise, Trabzonspor ile çok iyi bir sezon geçiren Burak Yılmaz, ligin son haftalarında çıkışta olan ve özellikle Avusturya maçında attığı gol, oynadığı futbolla eski günlere dönüş sinyali veren Arda, geçtiğimiz sezonun belki de Burak ve Alex'ten sonra en iyi futbolcusu olan Selçuk İnan, Orta sahada Nuri ve Hamit'in yokluğunda sorumluluk alması beklenen Emre Belözoğlu, deneyimli orta saha Selçuk Şahin, Galatasaray ile ligin son haftalarında belli bir ritim yakalayan Kazım Kazım, Gökhan Gönül'ün yokluğunda Sabri, sol bekte kuşkular taşıyan Çağlar Birinci, defansta Milli takıma artık iyice ısınan ve lig şampiyonu Fenerbahçe'ye transfer olan Serdar Kesimal ile tecrübeli Servet Çetin ve kalede güven veren Volkan Demirel. Belçika'nın ilk 11'in de de tehlike isimler yer alıyor. Bunların en önemlisi ise Lille ile Fransa'da lig şampiyonluğu kazanan ve adı her gün bir büyük Avrupa takımı ile anılan Eden Hazard. Bir diğer tehlikeli aday da genç Axel Witsel. Standard Liege ile Belçika Kupası kazanan Witsel, gelecek vaat eden bir isim. Defansta ise iki tecrübeli isim bulunuyor; Van Buyten ve Kompany. Defanstaki deneyimli oyunlarının yanı sıra duran toplarda ileri çıkıp gol arayan ikili sıkıntı yaratabilir. İlk maçı hatırlayacak olursak, yediğimiz 2 gol de duran toptu ve defans oyuncusu Van Buyten'den gelmişti. Arsenal'li Vermaelen ise sol bekte yer alıyor. Golcü Lukaku'nun yokluğunda da forvet bölgesinde Jelle Vossel oynayacak. 21 yaşındaki genç golcü, tehlikeli olabilir. Bir başka genç ve potansiyelli oyuncu ise Steven Defour. 23 yaşındaki orta saha oyuncusu Standard Liege'de forma giyiyor. Bu akşam takımın belki de Van Buyten'den sonra en tecrübeli ismi Timmy Simons olacak. 34 yaşındaki orta saha oyuncusu sezonu Almanya'da Nurnberg'de tamamladı. Kalecileri de Sunderland forması giyen 22 yaşındaki Mignolet. Daha önce sadece 2 kez Milli formayı giyen genç kaleci, her şeye rağmen güçlü Belçika altyapısında çıkmış bir oyuncu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-GvE8O3oLLbA/TekIjBdhWTI/AAAAAAAABf8/QSr5tG4E2NE/s1600/14c869af0e01f2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="302" src="http://4.bp.blogspot.com/-GvE8O3oLLbA/TekIjBdhWTI/AAAAAAAABf8/QSr5tG4E2NE/s320/14c869af0e01f2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Belçika ile Türkiye daha önce 10 kez karşılaşmış. İlk maç 8 Aralık 1957'de Ankara'da oynanan bir özel maç. Bu ilk maç 1-1 berabere bitmiş. İlk resmi maç ise 1996 yılında oynandı. Dünya Kupası grup elemesinde karşılaşan iki takımın mücadelesini Belçika 2-1 kazandı. Milli Takımımızın ilk resmi galibiyeti ise EURO 2000'de. Avrupa Şampiyonası'na 2000 yılında Hollanda ile birlikte evsahipliği yapan Belçika, grupta İtalya, İsveç ve Türkiye ile eşleşmişti. Çeyrek finale çıkan takımı belirleyecek grubun son maçında Türkiye, Hakan Şükür'ün 2 golü ile sahadan 2-0 galip ayrılıp, tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonası'nda çeyrek finale yükselmişti. Daha sonra 3'ü resmi 2'si özel toplamda 5 kez karşılaşan Belçika ve Türkiye, son maçlarını 7 Eylül 2010'da Kadiköy'de oynadılar ve maçı Türkiye 3-2 kazandı. Belçika ile Türkiye arasında oynanan maçların sonucundan ziyade atılan bir gol yıllardır konuşuluyor. 1997 yılında Ali Sami Yen'de Dünya Kupası eleme grubu maçında Oktay Derelioğlu'nun attığı gol 3-1 mağlubiyeti engelleyememişti ancak jeneriklerdeki yerini almıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/z9MhgTRmD6w/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/z9MhgTRmD6w&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/z9MhgTRmD6w&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-7534265345364565007?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/7534265345364565007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yenilmesek-de-olur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7534265345364565007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7534265345364565007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/yenilmesek-de-olur.html' title='Yenilmesek de olur'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Pmd986Zokq4/Tej_vbSwU6I/AAAAAAAABfo/sESNz3Qht1Q/s72-c/turkiye_belcika_sevinc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-4640196551796539800</id><published>2011-06-01T17:54:00.000+03:00</published><updated>2011-06-01T17:54:22.520+03:00</updated><title type='text'>9 sene oldu bu maç biteli</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-iHsiGiELAJ4/TeZMEnalofI/AAAAAAAABfc/66RJHWr3Xug/s1600/1st-3-france-senegal-pape-bouba-celebrates.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://2.bp.blogspot.com/-iHsiGiELAJ4/TeZMEnalofI/AAAAAAAABfc/66RJHWr3Xug/s320/1st-3-france-senegal-pape-bouba-celebrates.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Senegal Cumhuriyeti'nin resmi dili Fransızcadır. Çok normal aslında, 1659 yılına dayanır Fransızların Senegal topraklarındaki varoluşu. 15.yüzyıl'da Portekizlilerle birlikte koloniler kurmak için gelmişti Fransızlar. St.Louis'e yerleşmişlerdi ilk kez. Senegal'in kuzey batısında bulunan St.Louis, Fransız Batı Afrika Sömürge Kolonisinin başkentiydi. Bu tarihten sonra çoğu kez İngilizler sömürge amaçlı saldırılar düzenlediler Senegal'e. Bunun üzerine 1840 yılında Fransa, Senegal'i fethetti. Ve 4 Nisan 1960 yılına kadar Fransa sömürgesi olarak yaşadı Senegal. Bağımsızlığını kazandıktan sonra da Fransa nüfuzu altında yaşamaya devam ettiler. Fransa'dan tamamen ayrı olabildikleri, kendi başlarına özgürce davranabildikleri tek yer ise yeşil sahalar oldu. Bir futbol maçı onların Fransa'ya kafa tutmasını ve hatta yenebilmesini sağladı. 2002'de Japonya ve Güney Kore'nin ortaklaşa düzenlediği Dünya Kupası'nda Senegal fırtınası vardı. Çeyrek finale kadar yükselen Afrika ülkesi, futbolun bazen hayattan da öte bir güç olabileceğini. Futbolu beğenmeyip burun kıvıran ve kendini entel sanan tiplere de bir cevaptı bu maç.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-1iELYuq7YaI/TeZMI_IJokI/AAAAAAAABfg/vGTxke8OAY4/s1600/9senegal_251386s.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="246" src="http://1.bp.blogspot.com/-1iELYuq7YaI/TeZMI_IJokI/AAAAAAAABfg/vGTxke8OAY4/s320/9senegal_251386s.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tamı tamına 9 sene oldu o maç biteli. İlk kez bir Dünya Kupası'na katılan Senegal, A grubunda öyle bir takımla eşleştiki, hani bir laf vardır ya kaderin cilvesi aynen öyle. Hiçbir zaman kafa tutamayacağı Fransa'ya karşı olası bir galibiyet şansı futbol sayesinde eline geçmişti Senegal'in. Diğer rakipler de Uruguay ve Danimarka idi. Fransa, 2002 Dünya Kupası'na son şampiyon ünvanı ile geliyordu. 1998 'de evsahibi olduğu turnuvayı kazandıktan sonra bir de EURO 2000'de şampiyonluk kazanmışlardı. Tek sıkıntıları en büyük yıldızları Zinadine Zidane'nın turnuva öncesi geçirdiği sakatlık ve ilk iki maçta oynayamayacak olmasıydı. Ama Fransızlar takımlarından oldukça emindi. Son iki büyük turnuvada kupa kazanmış bir takıma sahiptiler. Yer aldıkları grupta da hayatta olduğu gibi yeşil sahada da Senegal'i çok rahat geçeceklerini düşünüyorlardı. Ayrıca Dünya Kupası'nın açılış maçı Fransa - Senegal maçı olacaktı. Farklı galibiyet ve iyi bir başlangıç bekleyen Horozlar, Zidane'nın yokluğunda ilk iki maçın Uruguay ve Senegal gibi Danimarka'ya oranla daha kolay bir rakiple geçmelerini de avantaj olarak görmüşlerdi. Senegal cephesi ise heyecanlı ve istekli bir şekilde maçı bekliyordu kuşkusuz. Yıllardır sömürgesi oldukları Fransa'ya karşı oynanacak bir maç vardı. Hayatta yedikleri darbelerin rövanşını yeşil sahada alabilme şansları doğmuştu. Ayrıca arkalarına Senegal dışında çoğu Afrika ülkesinin ve futbolu gerçekten sevenlerin desteklerini almışlardı. 31 Mayıs 2002 tarihinde açılış maçına çıkan bu iki takımın maçı futbol tarihinde ve Dünya Kupaları tarihinde bambaşka bir yere sahip.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UNJUYhAWdTE/TeZOenaTk-I/AAAAAAAABfk/Pnr1vSly8OA/s1600/france.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="165" src="http://4.bp.blogspot.com/-UNJUYhAWdTE/TeZOenaTk-I/AAAAAAAABfk/Pnr1vSly8OA/s320/france.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Seoul'de oynanan maçta Fransa Milli Takımı Roger Lemerre yönetiminde;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 18px;"&gt;&lt;b style="color: #333333; font-size: 14px; font-style: italic;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, sans-serif;"&gt;16-Fabien Barthez; 15-Lilian Thuram, 8-Marcel Desailly, 18-Frank Leboeuf, 3-Bixente Lizarazu; 4-Patrick Vieira, 17-Emmanuel Petit, 6-Youri Djorkaeff; 11-Sylvain Wiltord, 20-David Trezeguet, 12-Thierry Henry.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;ilk onbiri ve 4-3-3 düzeni ile çıkmıştı. Senegal Milli Takımı ise Fransız bir hoca ile yani Bruno Metsu yönetiminde;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 18px;"&gt;&lt;b style="color: #333333; font-family: arial, sans-serif; font-size: 14px; font-style: italic;"&gt;1-Tony Sylva; 2-Omar Daf, 13-Lamine Diatta, 6-Aliou Cisse, 17-Ferdinand Coly, 4-Pape Malick Diop; 10-Khalilou Fadiga, 15-Salif Diao, 19-Pape Bouba Diop, 14-Moussa Ndiaye; 11-El Hadji Diouf. &lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;5-4-1 sistemi ile sahada yer almıştı. Maçta baskılı olan taraf son şampiyon Fransaydı. Oyun hakimiyetini, top kontrolünü sürekli elinde bulunduran Horozlar, ara sıra hücuma çıkmaya çalışan, elinden gelenin en iyisi ile mücadele eden, çoğu futbolcusu Fransa Liglerinde oynayan Senegal karşısında maç boyunca %65'e %35 top hakimiyeti ile üstünlük de &amp;nbsp;kurarak futbolda yapılması gereken her şeyi yapmışlardı. Henry, Wiltord, Trezeguet, Djorkaeff, Petit gibi tecrübeli ve üst düzey isimler golleri kaçırmaktaydı. Bu sırada bir karambol anında dakikalar 29'u gösteriyordu. Papa Bouba Diop, Fransa savunmasında oluşan karambol sonrasında önüne düşen topu filelere gönderip Senegal'i 1-0 öne geçiriyordu. Golün ardından çılgınlar gibi sevinen ve yaptıkları yerel dansla dikkat çeken Senegalli futbolcular, maç sonuna kadar mücadelelerini bir an bile bırakmadılar. Biraz da şansın etkisiyle 90 dakika sonunda gülen taraf oldular. Dünya Kupası bir şok skorla başlamıştı. Ama bu maçın önemi ne Dünya Kupası'na iyi başlamak ne de güçlü bir takımı yenmekti. Tabi ki bunlarında önemi büyüktü. Ancak daha büyük sevinç yıllarca ezildikleri, sömürüldükleri ülkeye karşı alınan zaferdi. Hayatta yediği darbelere yeşil sahada yanıt veren ve Fransa'ya sağlam bir tokat atıp, yıkan Senegal, daha sonra çeyrek finale kadar yürüdü. Çeyrek Finalde Türkiye'ye uzatmalarda İlhan Mansız'dan yediği altın golle elenen Senegal, Nijerya ve Kamerun'dan sonra Dünya Kupası'na renk katan üçüncü Afrika ülkesi olmuştu. Fransa ise Senegal mağlubiyetinin verdiği şokla bir türlü toparlanamamış, Zidane gibi bir yıldızında olmaması nedeniyle gücünü gösterememiş ve galibiyet alamadan A grubunu son sırada tamamlayıp, elenmişti.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://2.gvt0.com/vi/kHByumaVqkI/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/kHByumaVqkI&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/kHByumaVqkI&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-4640196551796539800?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/4640196551796539800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/9-sene-oldu-bu-mac-biteli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4640196551796539800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/4640196551796539800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/06/9-sene-oldu-bu-mac-biteli.html' title='9 sene oldu bu maç biteli'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-iHsiGiELAJ4/TeZMEnalofI/AAAAAAAABfc/66RJHWr3Xug/s72-c/1st-3-france-senegal-pape-bouba-celebrates.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-5282455982888054569</id><published>2011-05-22T15:48:00.000+03:00</published><updated>2011-05-22T15:48:36.281+03:00</updated><title type='text'>Galiptir bu yolda mağlup</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8dRMxyIZ-Hw/Tdj-HXgPVVI/AAAAAAAABe4/A42MkQuNP8M/s1600/2010-08-23_gor446.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-8dRMxyIZ-Hw/Tdj-HXgPVVI/AAAAAAAABe4/A42MkQuNP8M/s320/2010-08-23_gor446.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;33 hafta sonunda 79 puanla iki takım var ligin zirvesinde, Fenerbahçe ve Trabzonspor. Özellikle ligin ikinci yarısında yaşanan yarış nefesleri kesti, son haftada da kesecek. Ligin ilk yarısında oynadığı futbol ve aldığı başarılı sonuçlarla alkış toplayan Bordo Mavili takım, en yakın rakibi Bursaspor'un 5, üçüncü Fenerbahçe'nin 9 puan önünde ligin ilk devresini lider bitirmişti. Fenerbahçe'nin kupa yenilgisi ile birlikte zorlanacağı ve ikinci yarıda şampiyonluğun uzak olacağı konuşuluyordu. İkinci Bursaspor'da Sercan Yıldırım, Volkan Şen ve Ozan İpek'in bitmek bilmeyen transfer haberleri, Miller ve Altidore gibi isimli iki oyuncunun transferlerinin neler getireceğinin meçhul olması, Trabzonspor'u açık ara favori gösteriyordu. Çünkü devre arasında o başarılı oynayan kadro bozulmamış, üstüne Brozek kardeşler ve ligimizin tecrübeli ismi Mehmet Çakır kadroya dahil edilmişti. Bu ortamda "şampiyon belli" konuşmaları başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DvzKVqrwlZ4/Tdj-LJ6cHOI/AAAAAAAABe8/xslsi0ilh68/s1600/trb_fb_2010__Tv0SJIdJ_.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="159" src="http://3.bp.blogspot.com/-DvzKVqrwlZ4/Tdj-LJ6cHOI/AAAAAAAABe8/xslsi0ilh68/s320/trb_fb_2010__Tv0SJIdJ_.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fenerbahçe'nin ligin zirvesinden uzak kalmasının yanı sıra, kupada da Yeni Malatya yenilgisi işleri karıştırmıştı. Taraftarların geçen sene son maçta kaçan şampiyonluk üzüntüsü, kupa finalinde alınan kötü sonuç derken bu sezonunda elden kaçacağı düşünülüyordu. Ancak taraftar tepki koymak yerine takımına sahip çıktı ve sanki o günden itibaren şampiyonluk yarışını başlattı. Malatya'dan Antalya'ya giden Fenerbahçe kafilesini gecenin bir yarısında desteklemek için birçok Sarı Lacivert aşık vardı havaalanında. Bu sıcak karşılamanın yanına Aykut Kocaman'ın transfer istemeyip, futbolcularına güven aşılaması Sarı Lacivert camiada yeni bir ümidin yeşermesini sağlamıştı. Özellikle ikinci devrenin hemen başında iç sahada lider Trabzonspor ile oynanacak kritik bir maç vardı, hem geçen sezonun rövanşı hem de bu sezonun varolma müsabakası.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-UTnxnnFFTbk/Tdj_aaTvBaI/AAAAAAAABfA/yoGC-cC9yOA/s1600/2d3ff921-fdf5-47c8-abfc-24ae649e1c24-444x333.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-UTnxnnFFTbk/Tdj_aaTvBaI/AAAAAAAABfA/yoGC-cC9yOA/s320/2d3ff921-fdf5-47c8-abfc-24ae649e1c24-444x333.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ligin ikinci yarısına Fenerbahçe, Antalyaspor deplasmanında, Trabzonspor ise kendi sahasında Ankaragücü ile oynayacaktı. Sarı Lacivertliler, 2003-04 sezonunu hatırlıyor ve Beşiktaş'ın 11 puan gerisinden gelip şampiyonluğu kazandığı zamanları anımsamak istiyordu. Umulan gerçekleşti, Trabzonspor evinde oynadığı Ankaragücü maçında eski oyuncusu Gabric'den yediği golle puan kaybetmişti. Fenerbahçe'nin Antalyaspor deplasmanından Gökhan Gönül'ün şık golü ile galip dönmesi, ertesi hafta oynanacak Fenerbahçe- Trabzonspor maçını çok daha farklı bir konuma getirmişti. Kadiköy'de beklenen an gelmiş, stad tıklım tıklım dolmuş, küskün olan taraftar barışmış ve şampiyonluk şarkılarını daha gür bir sesle söylemeye başlamıştı. Aykut Kocaman ve Şenol Güneş küslüğü de biraz olsun geçmişti. Sezon başından beri en iyi topunu oynayan, Bordo Mavili takıma nefes aldırmayan Sarı Lacivertli futbolcular 2-0 kazanıp, puan farkını 4'e kadar indirmişti, henüz 2 hafta içinde.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-5kbSH-kkgwA/TdkAr1d0UsI/AAAAAAAABfE/C_-RRdCUDoM/s1600/derbi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="177" src="http://4.bp.blogspot.com/-5kbSH-kkgwA/TdkAr1d0UsI/AAAAAAAABfE/C_-RRdCUDoM/s320/derbi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Trabzonspor'un önlenemez düşüşü, bunun akabinde yaşadığı sıkıntı ve Fenerbahçe'nin kazanmaya devam etmesi. Ligin 24.haftasında Fenerbahçe kendi sahasında Kasımpaşa'yı yenip averajla liderliği ele alırken, Trabzonspor'da kendi sahasında oynuyordu. Ligin etkili takımlarından Kayserispor'a da puan kaptıran Bordo Mavililer, liderlik koltuğunu da kaptırmıştı. Bu haftadan sonra şampiyonluk yarışı bambaşka bir hava aldı. Her iki takımda artık kazanmaya başladı. O sıkıntılı dönemden nakavt olmadan kurtulan Şenol Güneş'in öğrencileri, Aykut Kocaman'ın öğrencilerine bu yarıştan vazgeçmeyeceklerinin mesajını veriyorlardı her aldıkları galibiyette. Ancak Aykut Kocaman'ın öğrencileri de netti ve onlar da aldıkları her galibiyetle geçen seneyi unutmadıklarını ve bu sezon şampiyonluk kupasının Kadiköy'e geleceğini söylüyordu. İnönü'de Beşiktaş'ı, Arena'da Galatasaray'ı mağlup edip iyice havaya giren Fenerbahçe, hiç umulmadık bir şekilde Bursaspor'a kendi sahasında puan kaybedip, liderliği tehlikeye atmıştı. Bu fırsatı değerlendiren Trabzonspor aynı hafta kendi evinde Umut Bulut'un 100'ler kulübüne girmesini sağlayan golle kazanıp, liderliği tekrar alıyordu. Ama takımından emin Sarı Lacivert camia, Bordo Mavili camianın da önümüzdeki haftalarda puan kaybedeceğini söylüyordu. Öyle de olmuştu gerçekten. 3 hafta sonra Eskişehir deplasmanına çıkan Trabzonspor, tıpkı Fenerbahçe gibi golsüz bir beraberlikle puan kaybı yaşamıştı. Bucaspor'u İzmir'de 60bin taraftarının önünde yenip, liderliği almak isteyen Sarı Kanaryalar, bir anda şoka girmiş ve maçta 3-1 geri düşmüştü. Hemen hemen ligden düşmesi kesinleşen Bucaspor karşısında ve deplasman olmasına rağmen kendi sahasında oynuyormuşcasına taraftarlarının önünde oynayan Fenerbahçe yine mi şampiyonluğu kaybediyordu? Bütün herkesi sıkıntıya sokan bu sorunun cevabını suskun golcü Guiza verdi. Attığı şık golle skoru 4-3 yapıp, sanki şampiyonluğu müjdeliyordu. Sarı Lacivertlilerin bu müthiş geri dönüşü, şampiyonluk yarışı çok fazla etkilemişti. Psikolojik olarak da lider olarak da avantaj Fenerbahçe cephesine dönmüştü.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-osWAdX7l1Sc/TdkC74-3mAI/AAAAAAAABfI/PjYj6Rwr4oI/s1600/GuizaAglar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="http://4.bp.blogspot.com/-osWAdX7l1Sc/TdkC74-3mAI/AAAAAAAABfI/PjYj6Rwr4oI/s320/GuizaAglar.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son 4 haftaya lider giren Fenerbahçe, galibiyet serisine devam edip son haftaya kadar birinci olarak geldi. Trabzonspor'da kazanmaya devam edip, özellikle Burak Yılmaz'ın golleriyle ayakta kaldı. Bir ara yine o meşhur Bucaspor deplasmanında şampiyonluğu bırakma durumuna gelen Bordo Mavililerde bu kez başka bir suskun golcü Umut Bulut sahneye çıkıp, kurtarıcı olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-VCL9Gku-TZ8/TdkDz3YGTII/AAAAAAAABfM/yjuQWCBL6mY/s1600/20110508.222046_IZM505_1572862.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-VCL9Gku-TZ8/TdkDz3YGTII/AAAAAAAABfM/yjuQWCBL6mY/s320/20110508.222046_IZM505_1572862.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;33.haftaya gelindiğinde her iki takımda kendi stadlarında kendi seyircileri önünde ağırlıyorlardı rakiplerini. Fenerbahçe, Ankaragücü ile, Trabzonspor, İBB ile oynayacaktı. Kupa yorgunu İBB ile ligde bir iddiası bulunmayan Ankaragücü takımları ile karşılaşacak iki şampiyonluk adayı, rahat galibiyetler aldılar. Alex resitali ve 5 golü ile 6-0'lık galibiyet alan Fenerbahçe ve Burak Yılmaz'ın ateşlediği maç ile 3-1 gülen Trabzonspor. Son haftaya puan puana giren iki adayda avantaj Fenerbahçe'de. Özer Hurmacı dışında bir eksiği bulunmayan Sarı Lacivertli ekip, maçı Sivas deplasmanında oynayacak olmasına karşın, Fenerbahçe'li taraftarların 4 Eylül Stadı'nı Kadiköy atmosferine çevirecek olmaları, maçı rahatlacaktır. Karşı taraf Trabzonspor'da ise kart cezalısı Burak Yılmaz'ın olmaması büyük talihsizlik. Aynı zamanda sadece kazanmalarının yetmemesi de büyük bir sıkıntı. Ligin iyi top oynayan takımlarından Karabükspor ile zorlu bir maç yapacak Bordo Mavililer'in önce kazanmaları gerekiyor daha sonra da Fenerbahçe'nin puan kaybetmesi gerekiyor. Sonuç ne olursa olsun her iki takımda şampiyon ve büyük bir övgüyü haketti. Hem Fenerbahçe hem Trabzonspor, bu sezon gösterdikleri mücadele ile Türk futboluna büyük bir katkıda bulundular. O neden kim yenilirse yenilsin; "Galiptir bu yolda Mağlup".&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bQewRK0cQ4w/TdkF0ylBbVI/AAAAAAAABfY/qasdoBN2Ttc/s1600/16-05-2011-12-35-20-66850100.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-bQewRK0cQ4w/TdkF0ylBbVI/AAAAAAAABfY/qasdoBN2Ttc/s1600/16-05-2011-12-35-20-66850100.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-5282455982888054569?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/5282455982888054569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/galiptir-bu-yolda-maglup.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5282455982888054569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5282455982888054569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/galiptir-bu-yolda-maglup.html' title='Galiptir bu yolda mağlup'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-8dRMxyIZ-Hw/Tdj-HXgPVVI/AAAAAAAABe4/A42MkQuNP8M/s72-c/2010-08-23_gor446.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-2709642702341174312</id><published>2011-05-18T13:06:00.000+03:00</published><updated>2011-05-18T13:06:18.943+03:00</updated><title type='text'>"Alex" asla "Yılmaz"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--UTxSmBMFOk/TdOaEUcuJZI/AAAAAAAABe0/yqG01ycEnjk/s1600/11009_3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="259" src="http://1.bp.blogspot.com/--UTxSmBMFOk/TdOaEUcuJZI/AAAAAAAABe0/yqG01ycEnjk/s320/11009_3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Şampiyonluk kupasının kime gideceğinin belli olmasına sadece 4 gün kaldı ve 34 haftalık uzun periyot sona ermek üzere. Bu periyotta gösterdikleri performans, oynadıkları oyun, attıkıları gollerle takımlarını sırtlayan iki yıldız; Alex de Souza ve Burak Yılmaz.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Fenerbahçe ve Trabzonspor puan puana son haftaya, şampiyonluk ümidiyle giriyor. Son şampiyonluğunu 100.yılında yaşayan Sarı Lacivertliler ile 27 yıllık hasret çeken Bordo Mavililerin en önemli iki futbolcusu;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;Alex'le sonsuza&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Şu an Fenerbahçe taraftarlarının hummalı bir çalışması var. Bu çalışma kutlamalara hazırlık değil, efsane kaptan Alex de Souza'nın heykelini yapmak ve Lefter'in heykelinin yanına koymak. Kadiköy, Yoğurtçu Park'ın karşısında bulunan Lefter heykelinin yanına bir de Alex heykeli geliyor. İşte sadece bu cümleler bile Alex'in ne kadar kudretli bir futbolcu olduğunu anlatmaya yeter. Bu sezon 33 hafta boyunca attığı 27 gol ile gol krallığını garantileyen, Avrupa Liglerinin en golcü oyuncularından olan "büyük kaptan", son haftada oynanacak Sivasspor maçında da takımının en büyük kozu. Özellikle ligin ikinci yarısında çıkışa geçen Fenerbahçe'nin en önemli ismi oldu Alex. İnönü'de oynanan derbide attığı 3 gol ve 1 gol pası, Türk Telekom Arena'da oynanan tarihi ilk Galatasaray derbisinde bir gol pası ve galibiyet golü ile destan yazması, 16 maçta 15 galibiyet 1 beraberlik alan takımının maestrosu olması, rakipleri tek başına sürklase etmesi, attığı enfes paslar, çektiği harika gol şutları. Alex'i anlatmak ne kadar zorsa, bunun için uğraşmak o kadar gurur verici. 7 yıldır Türkiye'de oynayan futbolun en güzel sanatçısı Alex, kırmadığı rekor, elde etmediği istatistik kalmadı. Şimdi tek istediği Sarı Lacivert forma ile üçüncü şampiyonluğunu kazanmak.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/2011-05-15_aa9(1).jpg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 450px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 300px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;Asla "YILMAZ"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bütün şansları kullandı, ama yapamadı diye yorumlar ortada dolaşırken, Şenol Güneş geldi ve hayatı değişti. Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi iki büyük takımda yer bulan ancak bu fırsatları iyi kullanamayan Burak Yılmaz, Trabzonspor'da Şenol Güneş ile birlikte yeniden doğdu. Bu sezon attığı 19 gol ile kariyer rekoru kıran yetenekli golcü, takımı Trabzonspor'un ikinci yarıda düşen performansını tek başına yukarlarılara taşıdı. Belki Bordo Mavili takımda Burak olmasaydı, Fenerbahçe çoktan şampiyonluğunu ilan etmişti. Ancak Burak buna izin vermeyip, takımını ayağa kaldırdı çoğu zaman. Yeri geldi takım arkadaşlarını coşturdu, yeri geldi tek başına galibiyetler aldı, İnönüde Türk Telekom Arena'da ezeli rakiplerini yıktı, bazen de en kritik gol paslarının sahibi olup, arkadaşlarının kahramanı oldu. Trabzonspor son haftaya lider Fenerbahçe ile puan puana giriyorsa bu başarıda Burak Yılmaz'ın payı çok büyük. Son İBB maçında gereksiz bir kart görüp, cezalı duruma düşse de bu sezon yaptıkları yıllarca unutulmayacak. Golcü Burak'ın bu oyun durumu artarak devam ederse, Trabzonspor bu sezon şampiyon olmasa bile önümüzdeki yıllarda asla "yılmaz".&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/burak-yilmaz-rotayi-cizdi--1271516.Jpeg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 235px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 450px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yarın: Fenerbahçe ve Trabzonspor'un kritik maçları&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-2709642702341174312?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/2709642702341174312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/alex-asla-ylmaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/2709642702341174312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/2709642702341174312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/alex-asla-ylmaz.html' title='&quot;Alex&quot; asla &quot;Yılmaz&quot;'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/--UTxSmBMFOk/TdOaEUcuJZI/AAAAAAAABe0/yqG01ycEnjk/s72-c/11009_3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-7143867147805365684</id><published>2011-05-16T20:58:00.001+03:00</published><updated>2011-05-16T20:59:19.099+03:00</updated><title type='text'>"Kocaman" bir "Güneş"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-left: 1em; margin-right: 1em; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-uANIoDqgwe8/TdFl7qErOLI/AAAAAAAABew/3bQj_1qWPBQ/s1600/170908_senol-gunes-aykut-kocaman.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://3.bp.blogspot.com/-uANIoDqgwe8/TdFl7qErOLI/AAAAAAAABew/3bQj_1qWPBQ/s320/170908_senol-gunes-aykut-kocaman.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Spor Toto Süper Lig'de son haftaya yani son 90 dakikaya girilirken, şampiyonluk yarışı bütün hızıyla devam ediyor. Şampiyonluğun iki adayı Fenerbahçe ve Trabzonspor 79 puan ile nefesleri kesiyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Ligin ilk yarısı biterken, üçüncü Fenerbahçe'nin tam 9 puan önünde olan ve oynadığı futbolla taraflı tarafsız herkesin beğenisi toplayan Şenol Güneş'in Trabzonspor'u, ikinci yarının başında aldığı kötü sonuçlarla puan farkının erimesine engel olamamıştı. Bursaspor'un da kötü formu ile aradan çıkması Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'sini umutlandırmıştı. Ama o umutlar gerçeğe dönüştü ve Sarı Lacivertli ekip, son haftaya Bordo Mavili takımın önünde avantajlı bir şekilde lider giriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;"Kocaman" umutların sahibi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Sezon başında sportif direktörlük görevinden teknik direktörlük koltuğuna geçiş yapan eski Fenerbahçe efsanesi Aykut Kocaman, son dakikada şampiyonluğu ve kupayı kaçırmış bir takım devralmıştı. Son 3 senede Aragones ve Daum gibi teknik adamlar yüzünden heyecanını, özgüvenini ve ümitlerini kaybeden Fenerbahçe'ye bir kimlik, bir heyecan katmak arzusuyla göreve başladı Aykut hoca. Daha sonra ise sistem ile oynayıp, kaliteli futbol oynayan, göze hoş gelen bir takım kurmak isteyen bir anlayış getirdi. Bu amaçla transferler yapıldı, Niang gibi, Dia gibi, Stoch gibi. Ardından bu takımın sistemi uygulaması ve anlayışı benimsemesi için çalışmalar başladı. Her geçiş döneminde olduğu gibi bu geçiş dönemi de sancılı oldu. Önce Şampiyonlar Ligi gitti daha sonra UEFA Avrupa Ligi. Lig'de kendi sahasında derbileri kazanamayan, deplasmanlarda zorlanan bir Fenerbahçe vardı. Bir de kupa faciası gelince, eleştiriler arttı. Sabır isteyen Aykut Kocaman, Antalya kampını çok çok iyi değerlendirip, takımını birleştirdi. Transfer istemeyip, oyuncularına güven aşılayan tecrübeli futbol adamı, ligin ikinci yarısı ile birlikte müthiş bir grafik yakaladı. Önce lider Trabzonspor'u 2-0 ile geçen daha sonra ezeli rakipleri Beşiktaş ve Galatasaray'ı deplasmanda yenen Sarı Lacivertliler, 10 galibiyetlik bir seri yakalayıp liderliği ele geçirdi. Bir ara puan kaybı yaşayıp, liderliği rakibine bıraksa da birkaç hafta sonra yeniden birincilik koltuğuna oturdu. 33. haftada ligde en son yenildiği(16.hafta) Ankaragücü ile kendi evinde karşılaşan Fenerbahçe, Alex'in resitalinde rakibini 6-0 ile geçip şampiyonuk şarkıları söylemeye başladı bile. İkinci yarıda oynadığı 16 maçta 15 galibiyet 1 beraberlik alıp, tarihi bir rekora koşan Fenerbahçe, Aykut Kocaman'a çok şey borçlu. Taraftarın da söylediği gibi; "KOCAMAN" umutların sahibi...&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;img alt="alt" src="http://www.yeditepekoridor.com/images/2011-05-01_kocaman446(1).JPG" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-color: rgb(221, 221, 221); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(221, 221, 221); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(221, 221, 221); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(221, 221, 221); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 297px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 8px; margin-top: 0px; padding-bottom: 4px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 4px; width: 446px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;"Güneş"'i gördüm&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;27 yıldır şampiyonluk hasreti çeken ve en son 1996 yılında şampiyonluğa çok yaklaşan Trabzonspor, tam 15 sene sonra yine şampiyonluğun en büyük adaylarından. 15 sene önce takımın başında olan Şenol Güneş, yine takımın başında. Aslında Trabzonspor 1984 yılında son şampiyonluğuna ulaştığında, takımın en önemli futbolcularındandı Şenol hoca... 1996 yılında da Fenerbahçe ile yarışan ve bugünün teknik direktörü o günün oyuncusu Aykut Kocaman'a yenilen Bordo Mavili ekip, yine benzer bir şekilde Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'si ile çekişiyor. Şenol Güneş'in bu son Trabzonspor macerasına nasıl başladığından bahsetmek gerekirse, zor bir dönemden geçen takımı devraldı demek doğru olur. Hugo Broos yönetiminde ligde kötü sonuçlar alan ve iddiasız bir takım haline gelen Trabzonspor'da devre arasına yakın bir zamanda Şenol Güneş imdada yetişti. Dördüncü kez Bordo Mavili kulübün başına geçen tecrübeli futbol ustası, önce Burak Yılmaz'ı transfer etti, Gökhan Ünal'ı yolladı ardından Ünal Karaman'ı tribününden yedek kulübesine yanına aldı. Devre arasında Onur Kıvrak, Engin Baytar, Umut Bulut, Alanzinho, Yattara gibi isimleri motive etti. Yanlarına Kolombiya'dan Teofilo'yu getirdi. İkinci yarıda aldığı iyi sonuçlardan çok ezeli rakibi Fenerbahçe'yi son dakikada şampiyonluktan etmesi, kupada yine aynı Fenerbahçe'yi 5 Mayıs günü yenip, 15 sene öncesinin rövanşını alırcasına 3-1 yenmesi ve şampiyon olması, TFF Süper Kupa'da lig şampiyonu Bursaspor'u 3-0 yenip, yoluna doludizgin devam etmesi gibi birçok başarıda Şenol Güneş'in imzası vardı. Bu sezon başında da fazla transfer yapmayıp, Glowacki ve Jaja gibi iki nokta isimle başladıktan sonra ilk yarı Türkiye'nin açık ara en iyi futbol oynayan takımı olan Trabzonspor'da herşey yolunda gidiyordu. Ancak önce Engin'in disiplinsiz hareketleri sonra Yattara'nın formsuzluğu, Umut Bulut'un gol yollarında sıkıntısı, Jaja'nın kondisyon eksikliği, devre arası transferleri Brozek kardeşlerin takımla uyum sorunu çekmesi, Şenol Güneş'i kara kara düşündürüyordu. 9 puan önde oldukları Fenerbahçe'ye yenilip, ligde de kötü sonuçlar alınması liderlik koltuğunun kaptırılmasına neden olmuştu. Türkiye Kupası'na da çok erken veda eden Trabzonspor'da herkes kaos ortamı beklerken, deneyimli teknik adam Şenol Güneş, telaş yapmayıp takımını düzlüğe soktu. Burak Yılmaz'ın da üstün performansı gelince, şampiyonluk şarkıları yeniden söylemeye başladı Trabzon şehri ve camiası. Karşı tarafta yarıştıkları Fenerbahçe'nin kaptanı Alex'in bitmek bilmeyen formu, golleri ve asistlerine rağmen son haftaya umutlu giriyor Trabzonspor. Bu sezon şampiyonluk gelmese bile Şenol Güneş takımın başında kaldığı sürece mutlu son çok yakında yani "Güneşli" günler yakın...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QRAaisXoFds/TdFlpQXbx6I/AAAAAAAABes/hO5_q-qZdnA/s1600/senol-gunes-yaris-yeniden-basliyor-1134313.Jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="166" src="http://2.bp.blogspot.com/-QRAaisXoFds/TdFlpQXbx6I/AAAAAAAABes/hO5_q-qZdnA/s320/senol-gunes-yaris-yeniden-basliyor-1134313.Jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #555555; font-family: 'Segoe UI', 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;22 Mayıs Pazar günü oynanacak şampiyonluk maçlarına kadar, yarışın iki güçlü adayı Fenerbahçe ve Trabzonspor'un bu sezonki önemli isimleri, kritik maçları ve fotoğrafları burada olacak.&amp;nbsp;&lt;em&gt;Yarın; Fenerbahçe'nin kaptanı Alex ile bu sezon Trabzonspor forması ile en iyi sezonunu yaşayan Burak Yılmaz'ın yazısı yer alacak.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-7143867147805365684?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/7143867147805365684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/kocaman-bir-gunes.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7143867147805365684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/7143867147805365684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/kocaman-bir-gunes.html' title='&quot;Kocaman&quot; bir &quot;Güneş&quot;'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-uANIoDqgwe8/TdFl7qErOLI/AAAAAAAABew/3bQj_1qWPBQ/s72-c/170908_senol-gunes-aykut-kocaman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-1480777002463673513</id><published>2011-05-02T17:58:00.000+03:00</published><updated>2011-05-02T17:58:51.017+03:00</updated><title type='text'>Tadını çıkarmak gerek</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-E8qEXPQeVlg/Tb6_nGra5_I/AAAAAAAABeg/Lp3HeOavha4/s1600/love-football-beer.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-E8qEXPQeVlg/Tb6_nGra5_I/AAAAAAAABeg/Lp3HeOavha4/s1600/love-football-beer.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Spor Toto Süper Lig'de şampiyonluk yarışı heyecanı iyiden iyiye arttı. Lider Fenerbahçe ve ikinci Trabzonspor son 3 haftaya aynı puanla(73) giriyorlar. Şenol Güneş'in göreve geldiği tarihten bu yana Türkiye Kupası ve TFF Süper Kupası'nı kazanan, şampiyonluk yarışında iddalı olan Bordo Mavili ekip ile Aykut Kocaman'ın takımın başına geçmesinden beri taraftarını mutlu edecek oyunu ve mücadeleyi gösteren, ligde şampiyonluğun en büyük adaylarından olan Sarı Lacivertlilerin bu harika yarışı biraz gölgeleniyor gibi. Sürekli şike, hakem hataları ve tatsız tartışmalarla geçen bu kritik haftaların keyfini çıkarmalı ve mutlu olmalıyız. Çünkü &amp;nbsp;Avrupa'nın hiç bir yerinde böylesine heyecanlı bir şampiyonluk yarışı yaşanmıyor. Son 3 haftaya girilmesine rağmen hala net bir favori çıkmadı. Sadece İskoçya, Fransa ve Hollanda ligleri bize benziyor biraz da bu haftadaki sonuçlardan sonra İngiltere. Ama o liglerde bile herkesin söyleyebildiği bir favori var. Örneğin İngilizler, bu hafta Arsenal'e yenilse de haftaya ikinci Chelsea ile oynasa da Manchester United'ı birinci aday gösterebiliyorlar. İskoçya'da ise her sene şampiyonluk için çekişen Old Firm'in başrol oyuncuları Rangers ve Celtic büyük bir yarışta. Bir maç eksiği ile 83 puana sahip olan Celtic ikinci, bir maç fazlasıyla 84 puanlı Rangers ise 84 puanla lider. Fransa Ligue 1'de durum biraz bize benziyor Lille ve Marsilya en büyük adaylar ve son 5 maç öncesi Lille 1 puan farkla lider. Hollanda Eredivisie da tıpkı bizim gibi ilginç geçiyor. 3 takımın yarşında 33. hafta itibariyle Twente 71 puanla lider, Ajax 70 puanla ikinci ve PSV 68 puanla üçüncü. Ancak son haftada nefes kesen bir mücadele olacak. Amsterdam'da Ajax ve Twente karşı karşıya gelecek. PSV ise lig beşincisi Groningen deplasmanına gidecek. Hollanda da son hafta heyecan tavan yapacak. Tek yapmak gereken, bu güzel yarışların keyfini çıkartmak.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-5ovm4IoSkW0/Tb7ACAbQD6I/AAAAAAAABek/vcMJbOpxXRM/s1600/421285791.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-5ovm4IoSkW0/Tb7ACAbQD6I/AAAAAAAABek/vcMJbOpxXRM/s1600/421285791.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bazı liglerde de şampiyonlar belli oldu. Almanya, Portekiz ve komşu Yunanistan ile şampiyonlar kesinleşirken, İtalya ve İspanyada da hemen hemen netleşti. Almanya'da Jurgen Klopp yönetiminde harika bir sezon geçiren ve genç kadrosuyla 9 yıl sonra şampiyonluk kupasını kazanan Borussia Dortmund, Portekiz'de futbol dünyasının yeni dehası Andre Villa Boas yönetiminde UEFA Avrupa Ligi'nde finale de kalan Porto ve Yunanistan'da ezeli rakibi Panathinaikos'a 13 puan fark atıp şampiyon olan Olympiakos. İspanya'da ise son 4 haftaya ezeli rakibi Real Madrid'in 8 puan önünde lider giren Barcelona ile İtalya'da son 3 haftaya 8 puan giren Milan takımlarıda şampiyonluk için çok avantajlılar. Bunların yanı sıra alt liglerden üst liglere geçiş yapanlarda oldu. Ülkemizde Bank Asya Birinci Lig'de Samsunspor sezonu şampiyon tamamladı ve bir hafta önceden yerini garantiledi. 5 yıllık Süper Lig hasretini bitiren Karadeniz ekibi Samsunpor'un yanı sıra Mersin İdman Yurdu da son haftaya avantajlı giriyor. Bank Asya Birinci Lig'e yükselen takımlardan ve özellikle bir tanesinden bahsetmeden olmaz. Efsane Göztepe, amatörden bu yana devam eden mücadelesini sürdürüyor ve çıkışına devam ediyor. Şampiyon Göztepe, Bank Asya Birinci Lig'e çıktı. İngiltere'de ise yeni bir Londra takımı &amp;nbsp;Premier Lig'e geldi. Queens Park Rangers, Neill Warnock yönetiminde bu sezon iyi bir performans gösterdi ve bu hafta oynanan Watford maçını 2-0 kazanıp, 15 yıllık hasreti bitirdiler. Almanya'da ise geçen sezon Bundesliga I'den düşerek büyük şaşkınlık yaratan başkent takımı Hertha Berlin son 2 haftaya girerken topladığı 68 puanla Bundesliga I'e geri dönmeyi başardı. İtalya Serie B'de ise Siena 38.hafta itibariyle 73 puana sahip ve 3.sırada play offlara kalma mücadelesi veren Novara'nın 12 puan önünde. Son 4 haftaya girerken Siena, Serie A'ya çıkmayı garantiledi. İspanya 2.lig'de daha garantileyen takım olmasada çok yaklaşan iki ekip var. Son 6 haftaya girerken Real Betis ve Rayo Vallecano 72 puana sahipler ve 3.sırada play off mücadelesi veren Celta Vigo'nun 11 puan önündeler. Matematiksel olarak garantilemeseler de şampiyonluğa çok yakınlar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NthySLwJThI/Tb7Fc3FGi1I/AAAAAAAABeo/Kj7Hv3rIJu4/s1600/gbb66_sexy_taraftar_dunya_kupasi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="224" src="http://1.bp.blogspot.com/-NthySLwJThI/Tb7Fc3FGi1I/AAAAAAAABeo/Kj7Hv3rIJu4/s320/gbb66_sexy_taraftar_dunya_kupasi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Şampiyonluk kazanan takımların özel yazıları da önümüzdeki günlerde yayınlanacak.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-1480777002463673513?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/1480777002463673513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/tadn-ckarmak-gerek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1480777002463673513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1480777002463673513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/05/tadn-ckarmak-gerek.html' title='Tadını çıkarmak gerek'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-E8qEXPQeVlg/Tb6_nGra5_I/AAAAAAAABeg/Lp3HeOavha4/s72-c/love-football-beer.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-5376628208594292383</id><published>2011-04-26T18:16:00.001+03:00</published><updated>2011-04-26T18:27:25.790+03:00</updated><title type='text'>Senin Gözyaşlarındır Şampiyonluğu Getirecek Olan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-D8HHhOyCLW8/TbbYvVU5QuI/AAAAAAAABeE/Tq1wA2dQLlA/s1600/20110424.212731_IZM548_1561851.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-D8HHhOyCLW8/TbbYvVU5QuI/AAAAAAAABeE/Tq1wA2dQLlA/s320/20110424.212731_IZM548_1561851.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Türkiye'ye transfer olacağı haberleri çıktığında herkes heyecanlanmıştı. La Liga'da 2007-2008 sezonunu 27 golle kral tamamlamış, hatta bu 27 gol içinde bir kez bile penaltı atmamış. EURO 2008'de de 2 gol atıp, İspanya'nın büyük turnuvalardaki başarısızlığına son verip, şampiyon olmasına yardımcı olmuş bir isimdi heyecanlandıran. Türkiye'ye gelirkende yanında hocası Aragones vardı. Başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktu. Ya da biz mi çok beklenti içine giriyoruz? Acaba sıkıntı bizde mi? Sonuçta ne yıldızlar ne büyük teknik adamlar geldi başarısız oldu Türkiye Ligleri'nde. Birçok örnek var, birçok problem yaşandı ve hala devam ediyor yaşanmaya. Guiza'da da bu hataları aslında biz mi yaptık? Neden hep Guiza'yı suçluyoruz? Aldığı para çok yüksek diye mi? Bu hayatta herşey para ile mi ölçülmek zorunda? Neden duygusal yaklaşamayıp, karşı tarafı anlamaya çalışmıyoruz? Biz çok mu iyiyiz ki karşı tarafta sürekli bir arıza aramaya çalışıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WNMCXjQbx8o/TbbY9e5U8WI/AAAAAAAABeI/a5VHTcQZ3Lo/s1600/guiza_okcuu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="210" src="http://4.bp.blogspot.com/-WNMCXjQbx8o/TbbY9e5U8WI/AAAAAAAABeI/a5VHTcQZ3Lo/s320/guiza_okcuu.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Temmuz 2008, Guiza'nın Türkiye'ye geldiği, Fenerbahçe ile anlaştığı tarih. La Liga gol kralı transfer edilmişti. Bir tane bile penaltı kullanmadan 27 gol atmış, İspanya ile Avrupa Şampiyonu olmuş, son 2-3 yıldır Dünya'nın en iyi takımı dediğimiz Barcelona'nın zeminlerini hazırlamış(Nou Camp'ta attığı son dakika golü ile Frank Rijkaard'ın gönderilmesinde etkili olmuştur.) önemli bir isimdi Daniel Gonzalez Guiza. Geldiği gün transfer ücreti tartışma konusu oldu. Daha topa ayağını değdirmeden bu paraya değer mi değmez mi konuşuluyordu. Bunlar da yetmedi, eşinin İspanya TV kanallarında verdiği çıplak pozlar eleştirildi, eşinin hatası yüzünden Guiza'nın üstüne gidildi. Daha sonra çocuklarının annesi eşinden boşandı ve tüm gücüyle Fenerbahçe'ye konsantre olmaya çalıştı. Sonuçta Guiza'da bir insandı hemde çok duygusal bir insan. Bu durumdan etkilendi. Fenerbahçe'de takım olarak şanssız ve başarısız zamanlar geçiyordu. Bir sezon önce Avrupa'da çeyrek final oynamış takımın ruhu aranıyordu, eski teknik direktör Zico'nun ruhu sanki bütün takım üstünde dolaşıyordu. Üstüne takımın yıldızıları Vederson ve Deivid uzun süreli sakatlıklar yaşayınca problemler çözülmeyecekmiş gibi geliyordu. İlk defa yurtdışı tecrübesi yaşayan Guiza da bocalamıştı her insan gibi. İlk sene kötü geçmişti ancak attığı kritik ve güzel gollerde yok değildi. Kadiköy'de ve İnönü'de oynanan Beşiktaş derbilerinde attığı şık aşırtma golleri tam jeneriklikti. &amp;nbsp;Türkiye Kupası'nda Bursaspor deplasmanında attığı gol takıma finale giden yolu açmıştı. Final'de de Beşiktaş filelerine golünü bırakmış ancak dönemin teknik direktörü Aragones'in beceriksizliği kupayı kaybetmeye neden olmuştu. İkinci senesinde teknik direktör Daum olmuştu ve çok iddaalı bir Fenerbahçe vardı. Guiza'da iddaalı başlamış, UEFA Avrupa Ligi önelemesinde Honved maçında 3 gol birden atmıştı. Türkiye Süper Kupası'nda da Beşiktaş'ı 2-0 yenen Fenerbahçe'nin en iyi oyuncularından olup, Alex'in attığı ikinci golün pasını vermişti.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Mzd9c0c41g8/TbbbogrW79I/AAAAAAAABeM/mxQ784-o3Hc/s1600/2009-08-02_guiza44.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-Mzd9c0c41g8/TbbbogrW79I/AAAAAAAABeM/mxQ784-o3Hc/s320/2009-08-02_guiza44.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2009-2010 sezonunda ligin ilk yarısını Trabzonspor'u deplasmanda 1-0 yenerek lider bitiren Fenerbahçe'de galibiyet golü Guiza'dan gelmişti. İlk yarı boyunca bazen sessiz kalsada attığı güzel goller de vardı. Galatasaray derbisinde attığı şık topuk golü, Denizlispor deplasmanında 2 gol atıp lige dolu dizgin başlaması, Manisaspor maçında 10 kişi kalan Fenerbahçe'yi klas plasesiyle öne geçirmesi gibi. İlk yarı biterken teknik direktör Daum, son bulmayan Guiza eleştirilerini bitirmek için, "Gerçekten çok eleştiriyorsanız gelip Guiza'nın topuğundaki yaraya bakabilirsiniz, tabi gerçekten bakabilirseniz." Büyük bir acıyla ve özel bir ayakkabı ile oynamak zorundaydı Guiza. Belki olmaz goller kaçırıp, saç baş yolduruyordu. Fakat bir dakika bile mücadeleyi bırakmıyordu saha içinde, sürekli pozisyonların içinde yer almaya çalışıyordu. Zico'nun zamanında Kezman'ı korumak için yaptığı açıklamada olduğu gibi "Bir forvetin iyi bir golcü olduğunu anlamak için attığı goller kadar girdiği pozisyon sayısına da bakmak gerekir." Guiza'da tam bu tanımlamaya uygundu. Özel hayatına gelirsek, özel hayatı hala tam oturmamış ve sıkıntıları vardı. Aynı sezonun ikinci yarısı başlarken şok bir haber daha almıştı özel hayatıyla alakalı. Eski eşi yani çocuklarının annesinin porno filmleri yayılmıştı İspanya'da. Bu moral bozukluğunun etkisiyle sesini çıkarmadan kritik Bursaspor maçına çıktı. Takım maçı 2-0'dan 3-2 kaybetmiş, Guiza kritik bir gol kaçırmış ve tüm tepkileri toplamıştı. Daha fazla dayanamayan Guiza, oyundan çıktıktan sonra göz yaşlarına hakim olamamış, ağlamıştı. Bu duygusallığına bile inanmayıp, küçük gören bazı kendini bilmezler eleştirileri abartmaya, iğrenç bir şekilde dalga geçmeye başlamışlardı. Herkese ve her şeye rağmen önemli gollere devam etti. Gaziantepspor maçında yaptığı müthiş vuruş, Bursaspor'a kupa rövanşında attığı son dakika golü, Şampiyonluğun kaçtığı maçta çekilen 33 şuttan sadece onunkinin gol olması gibi. Kupa ve Ligi son anda kaçıran Fenerbahçe'de kurbanlar aranıyordu. Önce Daum sonra Guiza, herkesin hedefinde bu ikili vardı. Önce Daum gitti, ardından Guiza gidecek dendi, tartışmalar başladı. Topuktan ameliyat olmalıydı ama kabul etmiyordu. Böyle böyle ilk yarı bitti. Küskündü Guiza taa ki Türkiye'ye dönüp ikinci yarı hazırlıklarına başlayana kadar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-IbIhUv931oE/TbbfaHOmFWI/AAAAAAAABeQ/17hlsOQpSwY/s1600/guiza-da-sorun-var_7735_o.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-IbIhUv931oE/TbbfaHOmFWI/AAAAAAAABeQ/17hlsOQpSwY/s1600/guiza-da-sorun-var_7735_o.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Antalya kampında gördüğü ilgi, alaka ve sevgi onu çok etkilemişti. Ne yapıp, edip geri döneceğini ve şampiyonluk için destek olacağını açıklamıştı, söz vermişti. Ama sakatlığı yine yakasını bırakmadı. Forma şansı bulamıyordu. Ancak Aykut Kocaman, Guiza'dan vazgeçmedi. Her fırsatta Guiza'yı kadroya almaya çalışıyordu. Yine öyle bir fırsatta, 30.haftada kadroya girdi. Fenerbahçe, Bucaspor deplasmanındaydı. Sözde deplasmandı ama İzmir Atatürk Stad'ında 40 bin Fenerbahçeli vardı, Kadiköy gibiydi. Sarı Lacivertliler kazandıkları takdirde son 4 haftaya lider gireceklerdi. Ama anlamadıkları bir şekilde maç 3-1'e gelmişti. Fenerbahçe yine kritik bir andaydı. Şampiyonluk yine mi kaçacaktı? İşte bu soru Fenerbahçelileri o kadar çok geriyorduki. Yıllardır sonuna kadar gelip hep şampiyonluğu kaybediyordu Fenerbahçe. Aykut Kocaman son umut, oyuna Guiza'yı almaya karar verdi. O girdiğinde maç 3-3'e gelmişti belki ama beraberlikte Sarı Kanaryalar için yetersizdi. Oyuna girer girmez, daha topa ilk dokunmasında golü yapmıştı. Tam 1 senedir futbol oynamıyordu, gol atamıyordu. Gol atmayı, formasını terletmeyi, mücadele etmeyi, herzamanki gibi rakibi boğan preslerini, koşularını yapmayı özlemişti. Golünü attı, ona hep destek olan Fenerbahçe taraftarlarına koştu. Ağlıyordu gole sevinirken ama çok mutluydu. Belkide attığı gol sadece liderliği getiren galibiyet golü değil, şampiyonluğu getiren gol olacaktı. Maç sonrası mikrofonlara konuşurken, kendini tutamayıp ağlamaya başladı ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ne kadar dolduysa nasıl üzülüyorsa isyan ediyordu resmen. Bu gol, bu gözyaşları güzel günlerin habercisi gibi. Gelecek şampiyonlukta bu gol en değerli gollerden biri olacak, belki de en özeli. Artık Guiza ayağa kalktı ve yeniden dirilmeye başladı. Güzel günler çok yakın.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/UjLWBXObk9c/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/UjLWBXObk9c&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/UjLWBXObk9c&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-5376628208594292383?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/5376628208594292383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/04/senin-gozyaslarndr-sampiyonlugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5376628208594292383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5376628208594292383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/04/senin-gozyaslarndr-sampiyonlugu.html' title='Senin Gözyaşlarındır Şampiyonluğu Getirecek Olan'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-D8HHhOyCLW8/TbbYvVU5QuI/AAAAAAAABeE/Tq1wA2dQLlA/s72-c/20110424.212731_IZM548_1561851.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-6442866001734028979</id><published>2011-04-08T17:18:00.001+03:00</published><updated>2011-04-08T17:21:47.794+03:00</updated><title type='text'>Yeni Emenike:SIMON ZENKE</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9IABT-rDak4/TZ8Ua7pefXI/AAAAAAAABd0/o4FcLHLhod8/s1600/simon-zenke-33951_501.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://2.bp.blogspot.com/-9IABT-rDak4/TZ8Ua7pefXI/AAAAAAAABd0/o4FcLHLhod8/s320/simon-zenke-33951_501.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Emmanuel Emenike attığı gollerle, oynadığı futbolda ülkemizin yeni yıldızlarından. Transfer haberlerinde adı İtalyan dev AC Milan ile bile anılıyor. Bu kadar etkili ve önemli bir genç golcü, adını ilk olarak BankAsya Birinci Lig'de attığı gollerle duyurmuştu. Süper Lig'e gelen Karabükspor'un en önemli yıldızı olmuştu. Süper Lig'de de Batı Karadeniz ekibinin en önemli isimlerinden biri ve belki de en iyisi. Bu sezon da BankAsya Birinci Lig'de bir yıldız golcü daha var Emenike'yi andıran. 2006 yılından beri Süper Lig'e hasret olan fakat bu sezon gösterdiği performansla 26.hafta sonunda liderlik koltuğunda oturan Samsunspor'da attığı gollerle yıldızlaşan Simon Zenke.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tVsm8ARVDV4/TZ8Ue0HWxLI/AAAAAAAABd4/QNW_eDlU6mw/s1600/68.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-tVsm8ARVDV4/TZ8Ue0HWxLI/AAAAAAAABd4/QNW_eDlU6mw/s320/68.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;50 puanla liderlik koltuğunda oturan Karadeniz temsilcisi Samsunspor'un en önemli isimlerinden biri Simon Zenke, attığı 14 gol ile ligde gol krallığında ilk sırada bulunuyor. Gol krallığında en yakın rakibi Boluspor'lu Ferhat Kiraz'ın 2 gol ile önünde. Çok güçlü bir futbolcu olan Zenke, iri bir görüntüsüne rağmen hızlı ve süratli. Gol yollarında da son derece etkili olan ve iyi gol vuruşu yapabilme özelliğine sahip olan Nijeryalı futbolcu, vatandaşı Emenike gibi yıldızını her geçen hafta biraz daha parlatıyor. Henüz 23 yaşında olan golcü oyuncu, gelecek vaat eden ve Süper Lig'de rahatlıkla oynayabilecek kapasitede. Daha önce Süper Lig'de Kocaelispor ve Sivasspor formaları giymiş Agbetu ile de gol bölgesinde uyumlu bir şekilde oynuyor. Bu kadar başarılı bir sezon geçirmesinde kuşkusuz Agbetu'nun da payı büyük.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-CLu4hjDZl-A/TZ8WAkKqWyI/AAAAAAAABd8/vW-ALbQlThw/s1600/62072.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-CLu4hjDZl-A/TZ8WAkKqWyI/AAAAAAAABd8/vW-ALbQlThw/s1600/62072.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Simon Zenke Kimdir?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nijerya'da Kandu şehrinde doğan Simon Zenke, 24 Aralık 1988 yılında dünyaya geldi. Doğduğu şehrin takımı &amp;nbsp;Kaduna United FC'de futbola başlayan golcü oyuncu, 2005 yılına kadar altyapıda yer aldı. 2005 yılında ülkesi takımlarından Niger Tornadoes FC takımına transfer oldu. 7 maçta 1 gol atan Nijeryalı oyuncu, 2005 yılında Fransız FC Strasbourg takımına transfer edildi. O dönem Ligue 1'de mücadele eden FC Strasbourg'da B takımında oynamaya başladı. 2005-2007 yılları arası Fransız ekibin B takımında 59 maça çıkıp, 11 gol kaydetti. 2007 senesinde A takıma yükselen Zenke, 3 yıl boyunca FC Strasbourg A takımıyla 25 maçta 11 gol attı. 2009-2010 sezonunda küme düşen FC Strasbourg'dan ayrılıp, 2010-2011 sezonu başında ülkemize transfer oldu. BankAsya Birinci Lig'de artık başarı hedefleyen ve Süper Lig'i özleyen Karadeniz temsilcisi Samsunspor ile anlaşan Zenke, kısa sürede Türkiye'ye ve BankAsya'ya uyum sağladı. Takım arkadaşları ile de çok iyi anlaşan golcü futbolcu, birçok futbol sever tarafından ülkemizin gözde golcülerinden vatandaşı Emenike'ye benzetiliyor. Samsunspor ile 25 maçta 14 gol kaydeden ve şu an BankAsya'da lider Samsunpor'un en golcü oyuncusu Simon Zenke, ayrıca BankAsya'da da gol krallığında birinci sırada.Simon Zenke, ülkesi Nijerya Milli Takımın'da da mücadele etti. 2007-2008 sezonunda Nijerya U21 takımında 9 maça çıktı. 4 Şubat 2011'de de İtalyan spor giyim markası &lt;b&gt;Errea&lt;/b&gt;, Simon Zenke ile 2 yıllık sponsporluk anlaşması imzaladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/6LHHkqhSlHc/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/6LHHkqhSlHc&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/6LHHkqhSlHc&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-6442866001734028979?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/6442866001734028979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/04/yeni-emenikesimon-zenke.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6442866001734028979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/6442866001734028979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/04/yeni-emenikesimon-zenke.html' title='Yeni Emenike:SIMON ZENKE'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9IABT-rDak4/TZ8Ua7pefXI/AAAAAAAABd0/o4FcLHLhod8/s72-c/simon-zenke-33951_501.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-233043409431143659</id><published>2011-04-04T21:42:00.000+03:00</published><updated>2011-04-04T21:42:55.383+03:00</updated><title type='text'>Deportivo La Coruna ve Türk Bayrağı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Z-nDft0Bzvw/TZoMFD0vIKI/AAAAAAAABdM/dne_BfZiUJM/s1600/deportivosonn.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-Z-nDft0Bzvw/TZoMFD0vIKI/AAAAAAAABdM/dne_BfZiUJM/s1600/deportivosonn.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İspanya'nın köklü takımlarından Deportivo La Coruna, Galiçya bölgesine bağlı bir ekiptir. 1906 yılında kurulmuş 105 yıllık dev bir kulüp. 1928 yılından beri oynanan La Liga(Premiera Division)'da da 40 kez mücadele etmiş ve 1 şampiyonluk(1999-00) kazanmıştır. Maçlarını ise 1944 yılından bu yana Riazor'da oynuyor. Ünlü Galiçya derbisinde de Celta Vigo ile büyük bir çekişme halindedirler. Bizim için Deportivo La Coruna'nın önemi her maç Türk bayrağı açmaları ve Türkleri çok sevmeleri. Kendilerini nerdeyse Türk gibi gören bu Galiçyalı taraftarların hikayesi de ilginç.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vVGp3mlW1uw/TZoMUUGGuAI/AAAAAAAABdQ/Oa1lv1RL3qo/s1600/9227_918_06042010_3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="207" src="http://1.bp.blogspot.com/-vVGp3mlW1uw/TZoMUUGGuAI/AAAAAAAABdQ/Oa1lv1RL3qo/s320/9227_918_06042010_3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;İşte Deportivo La Turco'nun ilginç hikayesi;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Barbaros Hayreddin Paşa'nın Akdeniz'de güçlü olduğu tarihlerde Avrupa'da da önemli bir güç vardı. Avrupa'nın hatta Dünya'nın en büyük Hristiyan Devleti olan İspanya. Barbaros Hayreddin Paşa, bu güçlü İspanya'ya baskı kurmak ve sarsmak niyetindeydi. Çünkü İspanya'da işkenceler, eziyetler gören Endülüsleri kurtarmak istiyordu. Bu sebeple katliamları durdurmak ve Endülüsleri Mağrip'e taşımak için İspanya'ya girdi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-CRLNLj_mrqI/TZoOr-qCxyI/AAAAAAAABdU/tm1QGZs2k4c/s1600/n1577150277_127198_4097.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-CRLNLj_mrqI/TZoOr-qCxyI/AAAAAAAABdU/tm1QGZs2k4c/s320/n1577150277_127198_4097.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Endülüsler'e yardım eden Barbaros Hayreddin Paşa'ya Galiçya'dan ilginç bir destek geldi. Galiçya bölgesinde bulunan bazı gençler (La Coruna) Türklere yardım edip, Endülüsler'e yardım ettiler. Bu durum aynı bölgede bulunan Vigo halkının hoşuna gitmedi. Bunun üzerine Vigolu'lar La Coruna'lılara "Türkler" adını taktı. La Coruna'lılar ise Portekizlilerle yakınlığı bulunan Vigolu'lara "Portekizliler" lakabını koydu. La Corunalılar Vigoluları "HAİN" olarak görürken, Vigolularda La Coruna'lıları öyle görüyordu. O dönemde başlamıştı büyük çekişme Galiçya bölgesinde. Yüzyıllar süren bu rekabet futbol sahalarına da yansıdı. La Caronulıların takımı Deportivo, "Türkler" olarak, Vigoluların takımı Celta Vigo ise "Portekizliler" olarak biliniyor. Ama her iki takım taraftarlarıda bu takma isimlerden memnunlar ve her iç saha maçlarında sevdikleri bu milletlerin bayraklarını tribünlerine asıyorlar. Celta Vig taraftarları bölgelerinde birçok Portekiz derneği kurarken, Deportivo'lularda kendi yerlerine Türk dernekleri açıyorlar. Aralarındaki maçlarda da Celta Vigo taraftarları;" Pis Türkler dışarı!!!" diye bağırırlarken, Deportivo La Coruna taraftarları;"En büyük Türkiye" diye karşılık verirler.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-5NtTI5Xs8cc/TZoRIRPb2OI/AAAAAAAABdY/2J08zMZ0VFM/s1600/13037_104724656211700_100000224987923_126221_7588817_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="204" src="http://4.bp.blogspot.com/-5NtTI5Xs8cc/TZoRIRPb2OI/AAAAAAAABdY/2J08zMZ0VFM/s320/13037_104724656211700_100000224987923_126221_7588817_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-233043409431143659?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/233043409431143659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/04/deportivo-la-coruna-ve-turk-bayrag.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/233043409431143659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/233043409431143659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/04/deportivo-la-coruna-ve-turk-bayrag.html' title='Deportivo La Coruna ve Türk Bayrağı'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Z-nDft0Bzvw/TZoMFD0vIKI/AAAAAAAABdM/dne_BfZiUJM/s72-c/deportivosonn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8894279942431523396</id><published>2011-03-23T13:59:00.000+02:00</published><updated>2011-03-23T13:59:34.001+02:00</updated><title type='text'>KOCAMAN YÜREKLİ ADAM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-PRr9j6M3Szc/TYnZEC7cLKI/AAAAAAAABc4/FzNAwma7L9g/s1600/aykut_kocaman.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="219" src="https://lh6.googleusercontent.com/-PRr9j6M3Szc/TYnZEC7cLKI/AAAAAAAABc4/FzNAwma7L9g/s320/aykut_kocaman.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Georgia, 'Bitstream Charter', serif; font-size: 14px; line-height: 23px;"&gt;&lt;b&gt;“Bütün sezon uğraşıyorsunuz, bütün emekleriniz tek maçla heba oluyor, kendi galibiyetimize seviniyorum ama Trabzonlu arkadaşlarım için de üzülüyorum&lt;/b&gt;” &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Bitstream Charter', serif; font-size: 14px; line-height: 23px;"&gt;bu sözlerin sahibi Aykut Kocaman, o maçta Fenerbahçe'nin galibiyet golüne imza atmıştı. Bu gol şampiyonluk golüydü. Fenerbahçe deplasmanda lider Trabzonspor'u 2-1 yenip liderliği almış, sezonun sonunda da şampiyonluğu. Fenerbahçe tarihine adını attığı goller, kazandırdığı başarıların yanı sıra efendiliğiyle de yazdırmıştı Kocaman adam Aykut. Güzel kalbi, sağlam yüreği ve kendinden emin duruşuyla hep efsane olarak anılmıştı Sarı Lacivert sevdalılar için. Trabzonspor maçından sonra mikrofonlara yaptığı o güzel yürekli açıklama dönemin başkanı Ali Şen'in hoşuna gitmemiş ve çok sevdiği çubuklu formasından koparılmıştı. O sadece içinden geldiği gibi davranmış, her zamanki gibi dürüst olmuş ve nasıl güzel bir insan olduğunu bir kez daha kanıtlamıştı. En yakın arkadaşı ve Fenerbahçe'nin bir diğer efsane ismi Oğuz Çetin ile İstanbulspor'a yollanan Aykut Kocaman, 200'ler kulübüne girdikten sonra futbolculuk kariyerini Sarı Siyah İstanbulspor formasıyla noktaladı. Teknik direktörlüğe de Sarı Siyah İstanbulspor'da başlayan Kocaman, birçok Anadolu seferinden sonra tam 13 yıl sonra çok sevdiği Fenerbahçe'sine geri döndü. 2009-2010 sezonu başında sportif direktör olarak tekrar Kadiköy'e gelen Aykut Kocaman, son dakikada kaçan şampiyonluğun ardından görevi bırakan Daum'un yerine teknik direktörlük koltuğuna oturdu. Hayalleri gerçek olmuş, futbolcu olarak efsane olduğu Sarı Lacivert çubuklu formanın bu kez teknik patronu olmuştu. O kadar çok yenilikçi, radikal düşünceleri vardı ki Fenerbahçe'yi başarıya taşımak için, hemen işe koyulmuştu. Bu düşünceleri gerçekleştirmek, bu görevi layıkıyla yapabilmek beceriden çok cesaret istiyordu. Bu cesaret de Aykut Kocaman'da fazlasıyla vardı. Ne de olsa o Kocaman Yürekli bir Kahramandı Fenerbahçe tarihinde. Her şeyden önce ADAM gibi ADAM'dı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-UBn7ljKa3Ts/TYnZUks2RoI/AAAAAAAABc8/TkQjD3XMlkM/s1600/159180_aykut-kocaman.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="https://lh6.googleusercontent.com/-UBn7ljKa3Ts/TYnZUks2RoI/AAAAAAAABc8/TkQjD3XMlkM/s320/159180_aykut-kocaman.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Bitstream Charter', serif; font-size: 14px; line-height: 23px;"&gt;2009-2010 sezonunun son dakikasında kaçan şampiyonluk, morali bozuk taraftar ve düzeltilmesi gereken birçok durum. Aykut Kocaman bu zorlu göreve geldiğinde kendinden emindi. Çünkü onu seven ve güvenen bir taraftara sahipti. Yeni kurmaya çalıştığı bir sistem, yepyeni oluşturulan takım, yeni transferler ve kulübün günü kurtarmaya yönelik anlayışını geleceğe dönük planlarla düzeltme isteği. Çok iş vardı yapılacak. İlk iş olarak yıllarca Fenerbahçe taraftarlarının istediği gibi "iyi oyna iyi mücadele et kaybetsende razıyız" düşüncesi. Eski yıllarda olduğu gibi (Zico dönemi hariç) korkak, günü kurtarmaya yönelik, derbi zaferlerini kupalardan üstün gören, pahalı transferlerle başarılı olduğunu sanan, kazanmak için gerekirse her yol mübah anlayışı(Daum yönetimindeki takımda Bilica'nın BJK maçındaki penaltı pozisyonu) vs. Bu tip durumlardan farklı, iyi oynayan, tempolu oynamak isteyen, rakibe saygı duyan, mücadelesini bir dakika bile bırakmayan, çok koşan ve akıllı futbol oynayan bir takım kurmaktı Kocaman hayalleri olan Aykut Hocanın amacı. Bu noktada sezon başında bazı skor yazarlarına göre yanlış yapıyordu. Dia, Stoch gibi isimler yerine daha isimli, ses getiricek isimler lazımdı, geçen sezonki imajı kurtarmak için. Ayrıca Alex gibi bir isim varken istediği oyunu oynayamazdı Fenerbahçe, sorun vardı. Alex ile Aykut Kocaman arasında gerginler başlamıştı bu kendini gazeteci sanan tiplere göre. Evet Fenerbahçe Avrupa kupalarından elenmişti. Lige de iyi başlayamamıştı ama Fenerbahçe cesur oynuyordu, korkmadan kendini oyununu oynamaya çalışıyordu. Yıllardır buna alışık olmayan takım bir anda bunu yapamazdı zaman lazımdı, sabır gerekiyordu. İlk yarı boyunca ligde ve kupada başarısız sonuçlar alınd, derbi fatihi Fenerbahçe derbi kazanamadı ve lider Trabzonspor'un 9 puan gerisinde kalındı. Arada bir bazı maçlarda (Kasımpaşa 6-2, Konyaspor 4-1, Gençlerbirliği 3-0, Eskişehirspor 4-2, Bucaspor 5-2 gibi) iyi skorlar çıksada genel görüntü bazılarının istediği gibi değildi. Hele ki Yeni Malatyaspor mağlubiyeti ve kupanın elden gitmesi iyice eleştirileri dayanılmaz hale getirmişti. Fenerbahçe taraftarı ve bazı Fenerbahçe taraftar siteleri bile abartmaya başlamıştı. Atladıkları şey bazı maçları mağlup kapatsa bile zevk veren her zaman cesur olmaya çalışan bir Fenerbahçe vardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-Y3LbLo-dcpI/TYncRSTB4oI/AAAAAAAABdA/-Z0DUN4fbDQ/s1600/aykut-kocaman-noktayi-koydu-983063.Jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="166" src="https://lh4.googleusercontent.com/-Y3LbLo-dcpI/TYncRSTB4oI/AAAAAAAABdA/-Z0DUN4fbDQ/s320/aykut-kocaman-noktayi-koydu-983063.Jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Bitstream Charter', serif; font-size: 14px; line-height: 23px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Bitstream Charter', serif; font-size: 14px; line-height: 23px;"&gt;Devre arasını Antalya'da geçiren Fenerbahçe'de, hedef motivasyonu bozmamak, oturtulmak istenen sistemi tam anlamıyla oturtmak, istenilen anlayışı geliştirmek ve bol bol çalışmaktı. Sessiz sedasız Antalya'da çalışan Fenerbahçe, ikinci yarı maçlarına Antalyaspor deplasman galibiyetiyle başlayıp, 19.haftadaki var olma maçı Trabzonspor mücadelesini beklemeye başladı. Üstüne bir de liderin puan kaybı haberi gelince, herşey daha da güzel olacaktı sanki. 19.hafta'da sahada bambaşka bir Fenerbahçe vardı, tam Aykut Kocaman'ın istediği gibi bir Fenerbahçe. Koşan, mücadele eden, pres yapan, top yapan, golü isteyen, hiç yılmayan. Fenerbahçe maçı harika bir futbolla 2-0 kazanmıştı. 9 puanlık fark bir anda 4 olmuştu. Herkes susmuştu. İkinci Bursaspor ile de fark 2 olunca Fenerbahçe'nin içindeki fırsatçılar bile susmuş, desteğe başlamıştı. Artık vakit birlik olma vaktiydi. Kocaman kalpli Aykut Hoca bütün acımasız eleştirleri unutmuş sadece ve sadece hedefe olan inancını anlatıyordu. Gerçek Fenerbahçeli taraftarlardan da destek çok güzel bir pankartla gelmişti;"KOCAMAN UMUTLARIMIZIN SAHİBİSİN". Bu anlamlı yazı, şampiyonluğun habercisiydi sanki. Üst üste gelen galibiyetler, puan farkının erimesi, İnönü zaferi, Türk Telekom Arena zaferi derken, son 8 haftaya lider giren bir Fenerbahçe, 10 maçlık seri yakalayan bir Fenerbahçe, sezon başında aralarında kavga var denilen Alex ve Aykut Kocaman'ın müthiş başarısı... 8 maç kaldı artık herşeyi belirleyecek ve Fenerbahçe taraftarlarının inancı tam, hemde hiç olmadığı kadar. Bu inancın sebebi ise Kocaman umutları besleyen cesur yürekli efsane Aykut Hoca. Kral Aykut Kocaman, sezon sonunda yeni bir zafer kazanacak ve Fenerbahçe'ye bir şampiyonluktan çok daha fazlasını kazandıracak. Kazanamama ihtimali mi? Aykut Kocaman'ın ADAM gibi ADAM olmasıyla, güzel ümitleriyle, inançlı düşünceleriyle &amp;nbsp;zaten gönüller fethedildi. O yüzden sonunda kupa gelmese bile GALİPTİR BU YOLDA MAĞLUP... Fenerbahçe'de bazı şeyler değişiyor. Artık Aragones, Daum, Lorant gibilerine yer yok. Sonsuza kadar kalman dileğiyle KOCAMAN yürekli AYKUT.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-2y6qrxdSVTA/TYne_Cuk7JI/AAAAAAAABdE/9x0WOEGtnVQ/s1600/aykut_kocaman_genel_600_RSMB9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="https://lh6.googleusercontent.com/-2y6qrxdSVTA/TYne_Cuk7JI/AAAAAAAABdE/9x0WOEGtnVQ/s320/aykut_kocaman_genel_600_RSMB9.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Bitstream Charter', serif; font-size: 14px; line-height: 23px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8894279942431523396?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8894279942431523396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/03/kocaman-yurekli-adam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8894279942431523396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8894279942431523396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/03/kocaman-yurekli-adam.html' title='KOCAMAN YÜREKLİ ADAM'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh6.googleusercontent.com/-PRr9j6M3Szc/TYnZEC7cLKI/AAAAAAAABc4/FzNAwma7L9g/s72-c/aykut_kocaman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-5543806598426063407</id><published>2011-03-03T23:50:00.001+02:00</published><updated>2011-03-03T23:51:22.439+02:00</updated><title type='text'>GÜZEL FUTBOL TAKIMI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-RxDsXW8108w/TXABBrmb7OI/AAAAAAAABcc/FolC6Xej5tM/s1600/son-dakika-galibiyetlerinin-takimi-2011-02-21_m.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" src="https://lh6.googleusercontent.com/-RxDsXW8108w/TXABBrmb7OI/AAAAAAAABcc/FolC6Xej5tM/s320/son-dakika-galibiyetlerinin-takimi-2011-02-21_m.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fenerbahçe teknik direktörü Aykut Kocaman'ın 2-0 biten maçın ardından belirttiği gibi tam bir Hollanda takımı gibi oynuyor Kayserispor. Bu sezon Spor Toto Süper Lig'e oynadığı güzel futbol ile renk getiren Kayseri şehrinin güzel takımı, özellikle Şota'nın geldiği günden beri tam bir Hollanda takımı görüntüsünde. Teknik direktörlük stajını Louis Van Gaal gibi bir ustadan alan Şota, futbolculuk kariyerinde olduğu gibi teknik direktörlük kariyerinde de başarılı işlere imza atıyor. Ligde 4.sırada yer alan Kayserispor, şampiyonluk yarışının içinde yer alıp, güzel futbolunu devam ettirmek amacında son 11 haftada. Hele ki son Trabzonspor maçında oynadıkları futbol ve 3-3'lük skor bunun en büyük göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-Uw2oqeJokJE/TXABF_lkazI/AAAAAAAABcg/vg6DNtJ41Bg/s1600/kayseri_ibb_sota.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="https://lh4.googleusercontent.com/-Uw2oqeJokJE/TXABF_lkazI/AAAAAAAABcg/vg6DNtJ41Bg/s320/kayseri_ibb_sota.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni sezona Şota ile anlaşarak başlayan Kayserispor, iyi bir yapılanma ile sezona girdi. Genç ve etkili oyuncular ile tecrübeli yabancıların kaynaşımı bir takım ortaya çıkaran Şota ve ekibi, sezonun ilk yarısında da önemli sonuçlar elde etti. Özellikle ligin 3 büyüğü ile Kadir Has Stadyumunda oynadığı maçların 2sinde galibiyet 1inde de beraberlik aldılar. İlk yarıyı 4.sırada tamamlayan Sarı Kırmızılı ekip, özellikle güçlü kadrosu ve ikinci yarıda gelen takviyelerle şampiyonluk yarışında sessiz sedasız gibi görünsede, iddialı bir şekilde takipini sürdürüyor. Bir küçük kadro analizi yaparsak neden bu kadar iddialı bir takım oldukları daha net ortaya çıkacaktır;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-yM-mj7X3Xis/TXANUfc5VRI/AAAAAAAABc0/gntsTUCEXcU/s1600/kayserispor.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="https://lh3.googleusercontent.com/-yM-mj7X3Xis/TXANUfc5VRI/AAAAAAAABc0/gntsTUCEXcU/s320/kayserispor.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;KALE BÖLGESİ SIKINTILI GİBİ;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diğer mevkiilere göre kalede biraz sıkıntısı var Kayserispor'un. Tecrübeli kaleci Souleymanou zaman zaman basit hatalarla takımını olumsuz etkiliyebiliyor. Fenerbahçe'den transfer edilen Volkan Babacan ise pek fazla güven vermeyen bir kaleci. Bir diğer kaleci Yusuf Soysal ise ligimizde birçok takımda oynamış fakat pek fazla etkili olamamış bir isim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;DEFANS'IN SİGORTASI SERDAR KESİMAL;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Defans bölgesine baktığımızda kuşkusuz en güven veren isim son zamanlar Guus Hiddink tarafından A Milli Takıma da seçilen Serdar Kesimal. Hem sağ bek hem sol bek hem de stoper oynayabilen çok yönlü bir defans oyuncusu. Ayrıca kafa toplarına hakim ve bek oynamasından gelen özelliği ile ileri çıkışları etkili. Defansın diğer önemli ismi eski Fenerbahçeli Önder Turacı. Deneyimli defans oyuncusu Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra etkisiz kalması düşünülürken çok iyi bir profesyonellik örneği göstererek Kayserispor'da bir istikrar yakaladı. Sağ bek ve stoper olarak oynayabilen Önder Turacı, Kayserispor'un tecrübeli isimleri arasında yer alıyor. Takımın defansındaki genç oyuncu Eren Güngör, yetenekli ve ilerisi için ümit veren önemli isimlerden. Eren Güngör'de sağ bek ve stoper olarak görev yapabilen çok yönlü bir defans oyuncusu. Bunun yanında kafa toplarında da etkili bir isim Eren. Defansın sol bekinde ise Hasan Ali Kaldırım yer alıyor. Kaiserslautern altyapısından yetişmiş genç sol bek, ilerisi için gelecek vaad ediyor ve bu sezon oynadığı futbolla son derece etkili. Defansın bir başka genç ve gelecek vaad eden oyuncusu Hamza Çakır ise oldukça yetenekli bir isim. Hamza'da Almanya'da(Fortuna Düsseldorf) futbol eğitimini almış isimlerden.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-0qH22Nfz3Qc/TXAFRxJ2RnI/AAAAAAAABck/ZqFkZxvC2JQ/s1600/serdarKesimal_bursa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="https://lh6.googleusercontent.com/-0qH22Nfz3Qc/TXAFRxJ2RnI/AAAAAAAABck/ZqFkZxvC2JQ/s320/serdarKesimal_bursa.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;TECRÜBELİ VE GENÇ ORTA SAHA&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kayserispor'un orta sahası tecrübeli ve genç isimlerden oluşuyor. Sezon başı Almanya Wolfsburg'dan transfer olan J.Santana, oldukça deneyimli bir oyuncu. Hem ileri hem geri oyunuyla ideal bir orta saha. Kayserispor altyapısından yetişen ve özellikle son Trabzonspor maçında çok iyi oynayan Abdullah Durak, Türk Futbolu ve Kayserispor'un geleceği için çok önemli bir isim. Hoffenheim'dan gelen Selim Teber ise iki yönlü bir orta saha oyuncusu ve duran toplarda çok etkili. Zaman zaman takımın oyun kuruculuğunu da yapıyor Selim Teber. Geçen sezon ve bu sezonun ilk yarısında önemli işler yapan genç Furkan Özçal'da hücüma dönük orta saha oyuncusu. Devre arasında gelen iki isim Ambarat ve Ziani ise takımın en büyük yıldızları konumundalar. Takımın kanatları Ziani ve Ambarat sayesinde oldukça güçlü. Kasımpaşa'dan gelen Moritz, Fenerbahçe'den alınan Ali Bilgin ve sakatlıklarla uğraşan Troisi gibi futbolcularda Kayserispor orta sahası için alternatif isimler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;YETENEKLİ FORVET&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Forvet bölgesinde genç ve dinamik isimlerin yanı sıra, Avrupa'da ün yapmıs isimleride kadroda bulunduruyor Şota'nın takımı. Uruguaylı Zalayeta son derece tecrübeli ve Avrupa'da üst düzey liglerde futbol oynamış golcü bir isim. Mehmet Eren ise bu takımın artık sembol oyuncularından ve hızıyla, tekniğiyle, son vuruşlarıyla, ortalarıyla, kaptanlığıyla olmazsa olmazlardan. Genç Ömer Şişmanoğlu ve Semih Aydilek dinamik ve hızlı futbollarıyla hem gelecek için hem de bu sezon için önemli isimlerden. Devre arasında transfer edilen Emir Kujovic ise henüz 22 yaşında ve ilerisi için gelecek vaad ediyor. Sakatlıklardan kurtulamayan Cangele'de her zaman saygı duyulması gereken bir oyuncu.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-gMhP2QIJoVg/TXAJLwunl1I/AAAAAAAABcs/2P4iHLYtY3U/s1600/682921-8201485-317-238.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh3.googleusercontent.com/-gMhP2QIJoVg/TXAJLwunl1I/AAAAAAAABcs/2P4iHLYtY3U/s1600/682921-8201485-317-238.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;LOUIS VAN GAAL'IN ÖĞRENCİSİ; ŞOTA&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Futbolculuk kariyerinde çok iyi bir golcü olan Şota, Trabzonspor formasıyla göstermiş olduğu üstün performans ve 1995-1996 sezonunda kazandığı gol krallığıyla, Türk futbol severlerin gönlünü kazanan bir isim olmuştu. Daha sonra 1997 yılında Hollanda'nın Ajax takımı ile anlaşan Gürcü futbol adamı, Hollanda futboluyla ilk bu dönemde tanıştı. 4 yıl Ajax forması giyip, 96 maçta 55 gol atan Şota, 2001 yılında İskoçya'ya Rangers takımına geçti. Rangers formasıyla da etkili olup, 95 maçta 44 gol kaydetti. Ajax ile kazandığı lig ve kupa şampiyonluklarından sonra Rangers formasıyla da kupalar kazanmaya devam etti. 2 lig, 2 kupa ve 1 lig kupası kazanan Gürcü golcü, 2005 yılında yeniden Hollanda'ya döndü. AZ Alkmaar formasıyla Hollanda'ya geri dönen Şota, Louis Van Gaal'le ilk kez burada tanıştı. 2 yıl AZ forması giyip, ilk sezonunda şampiyonluğu kıl payı kaçırdı. 2007 yılından sonra kısa bir süre İspanyol Levante takımında da forma giyip futbolculuk kariyerini bitirdi. Teknik adamlığa adım atan Şota, 2008 yılında Hollanda'ya AZ Alkmaar'a geri dönüp, Louis Van Gaal'in asistanı oldu. Louis Van Gaal'den hem Hollanda ekolünü hem de teknik direktörlüğü öğrenen Şota, ilk teknik direktörlük deneyimini Kayserispor'da yaşıyor ve ilk tecrübesinde oldukça etkili bir performans gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-kM3GCrnOGgg/TXALdPXoipI/AAAAAAAABcw/YHh1ZpviDDg/s1600/kayserispor-teknik-direktoru-sota-arvalatze-taraftarlari-selamladi-1068822-02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh5.googleusercontent.com/-kM3GCrnOGgg/TXALdPXoipI/AAAAAAAABcw/YHh1ZpviDDg/s320/kayserispor-teknik-direktoru-sota-arvalatze-taraftarlari-selamladi-1068822-02.jpg" width="286" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-5543806598426063407?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/5543806598426063407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/03/guzel-futbol-takimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5543806598426063407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5543806598426063407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/03/guzel-futbol-takimi.html' title='GÜZEL FUTBOL TAKIMI'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh6.googleusercontent.com/-RxDsXW8108w/TXABBrmb7OI/AAAAAAAABcc/FolC6Xej5tM/s72-c/son-dakika-galibiyetlerinin-takimi-2011-02-21_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-8362699430680012320</id><published>2011-02-27T16:03:00.000+02:00</published><updated>2011-02-27T16:03:34.808+02:00</updated><title type='text'>BOLOGNA=MARCO DI VAIO</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-xVH37I-OwXk/TWpQt-2aI_I/AAAAAAAABb0/LP7ExAX3-2g/s1600/106005616_display_image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="303" src="https://lh4.googleusercontent.com/-xVH37I-OwXk/TWpQt-2aI_I/AAAAAAAABb0/LP7ExAX3-2g/s320/106005616_display_image.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;35 yaşında olan bir futbolcunun bir takımın herşeyi olması önemli bir ayrıntı. İkinci baharını futbolunun son demlerinde yaşayan Marco Di Vaio, Bologna'nın herşeyi ve en iyisi. Son oynanan Serie A maçında Juventus deplasmanına çıkan Bologna'ya tarihi bir zafer hediye etti. Attığı 2 gol ile üç puanı kazandıran Di Vaio, Ekim 1980'den beri Bologna kulübüne ilk Juventus deplasman galibiyetini hediye etti. Ayrıca ligdeki gol sayısını da 16'ya çıkaran tecrübeli futbolcu, Bologna'dan ayrıldığında Bologna ne hallere düşer sorusunu külübün taraftarları düşündükçe çıldırıyordur. Aynı zamanda takım kaptanı olan usta golcü, ikinci baharını yaşayana kadar birçok yeri gezdi ve hep bir patlama yapmayı bekledi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-h74p6Y201Ys/TWpQyR3rsCI/AAAAAAAABb4/I8ukrCrldtI/s1600/Cesena-v-Bologna-Marco-Di-Vaio-celeb_2537859.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="167" src="https://lh3.googleusercontent.com/-h74p6Y201Ys/TWpQyR3rsCI/AAAAAAAABb4/I8ukrCrldtI/s320/Cesena-v-Bologna-Marco-Di-Vaio-celeb_2537859.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Futbol kariyerine 1991 yılında Lazio altyapısında başlayan Marco Di Vaio, 1994 yılına kadar altyapıda futbola devam etti. 1994-1995 sezonu başında A takıma yükselerek, profesyonel kariyerine adım atan Di Vaio, ilk sezonunda sadece 8 maçta yer alıp, 3 gol attı. 1995-1997 yılları arası Bari ve Verona takımlarında oynayıp, tecrübe kazanmaya çalışan ve lige ısınan golcü oyuncu, çıkışını 1997 yılında transfer olduğu Salernitana takımında gerçekleştirdi. 1997-98 sezonunda Serie B'de gol kralı olarak takımının Serie A'ya yükselmesinde önemli rol oynadı. 1997-1999 yılları arası Salernitana formasıyla 67 maçta 33 gol atıp, iyi bir golcü olduğunu herkese gösterdi. 1999 yılında ise 1998 yılının UEFA Şampiyonu, o zamanların güçlü ekibi Parma'ya transfer oldu. Çıkışını Sarı Lacivertli forma ile devam ettiren ve klasını kısa sürede kanıtlayan Di Vaio, 4 yıl boyunca Parma formasıyla 83 maçta 41 gol atıp, etkili bir istatistik yakaladı. Bu performansı ile Juventus'un dikkatini çekti ve kiralık olarak Torino ekibinin formasını giymeye başladı. 2002-2003 sezonunda 26 maçta 7 gol atan Di Vaio, 2003 yılında bonservisi ile birlikte Juventus'a tamamen geçmiş oldu. Fakat yeterli forma şansı bulamaması ve Fabio Capello'nun Di Vaio'yu ilk 11'de düşünmemesi nedeniyle patlama yapması beklenirken, ayrılma kararı aldı. 2004 yılında o dönemin La Liga Şampiyonu ve UEFA Kupası şampiyonu Valencia ile 5 yıllık sözleşme yapan Di Vaio, aradığı zirveyi İspanya'da bulmak istedi. İlk sezonunda Corradi ile gol bölgesinde ikili oluşturan İtalyan golcü, daha sonra gelen Kluivert ve Villa transferleri, etkili performans ortaya koyamaması ile tekrar kulübede oturmaya başladı. Bir dönem Fransız ekip Monaco'ya kiralanan Di Vaio, Valencia'nın yeni teknik direktörü Sanchez Flores'in kendisini as takımda düşünmemesi nedeniyle 2006 yılında bonservisinide alarak Monaco'da kalmaya karar verdi. Yeni bir sayfa daha açan ve kendini yeniden kanıtlamak isteyen Marco, kaderi gibi yakasını bırakmayan yedek kulübesine yine mahkum oldu. Çünkü Monaco'da da forma şansını Chevanton veya E.Adebayor buluyordu. Artık buradan da ayrılma kararı alınmıştı. Sadece 14 maçta 3 gol atarak Monaco'ya yarar sağlayabilmişti. İtalya'ya geri dönme kararı alıp, Genoa ile görüşmelere başladı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-nfae1Fct2s8/TWpUFQFpxGI/AAAAAAAABb8/fOr0A_f723Y/s1600/f0083602_497890b91adab.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh5.googleusercontent.com/-nfae1Fct2s8/TWpUFQFpxGI/AAAAAAAABb8/fOr0A_f723Y/s320/f0083602_497890b91adab.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;2001 yılında giymeye başladığı İtalya Milli Takım formasını da 2004 yılından bu yana formsuz olması ve istikrar yakalyamaması nedeniyle giyemiyordu. Bir türlü kadroya seçilemiyordu. İtalya'ya dönüşü Genoa ile gerçekleşti. Genoa ile anlaştığı dönemde kulüp Serie B'de oynuyordu. İyi bir başlangıç yapan ve geri dönüş sinyalleri veren Di Vaio, takımını Serie A'ya çıkaran kadronun önemli isimlerinden oldu. Fakat Serie A'da da yedek kulübesine çekilmekten kurtulamadı. Çünkü Genoa forvet bölgesindee Marco Boriello ve G.Sculli'yi tercih etmişti. Serie A'da yalnızca 9 maça çıkan Di Vaio buradan da ayrılma kararı aldı. Genoa ile toplamda 44 maça çıkıp, 11 gol atmıştı. Artık gözden düşen golcü futbolcu, golleriyle veya başarılarıyla değil, sürekli transfer haberleriyle anılır olmuştu. 2008 yılında ise Bologna'dan bir teklif aldı. 2009 yılı Bologna'nın 100.yılı olduğu için çok önemliydi. Bu anlamlı yılda başarı isteyen Bologna'da kendini son kez yeniden ispatlama şansını elde etmiş olabilirdi. Serie B'den Serie A'ya yeni yükselen bir takımdı Bologna. Genoa'dan takım arkadaşı Adailton ile beraber, Bologna'ya geçiş yaptı Marco Di Vaio.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-fKhOyqLqq-w/TWpVw7efSZI/AAAAAAAABcA/WsnLLWu1w0M/s1600/DiVaio.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="https://lh5.googleusercontent.com/-fKhOyqLqq-w/TWpVw7efSZI/AAAAAAAABcA/WsnLLWu1w0M/s320/DiVaio.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Serie B'ye düşmeme mücadelesi veren takımın kaptanı ve aynı zamanda en büyük yıldızıydı. Bu faktörler başarılı olmasını ve yeniden adını golleriyle hatırlatmasını sağlayabilirdi. Fakat, bu transferin onun son şansı olduğu gerçeği büyük bir baskı oluşturuyordu üstünde. Bologna taraftarları Di Vaio'dan çok şey bekliyordu. Kulübün 100.yılıydı ve bu özel yılın güzel geçmesi lazımdı. Korkulan olmadı ve Di Vaio iyi bir başlangıç yaptı. Özellikle 2008-09 sezonunda attığı 24 gol ile süperstar olduğunu yeniden herkese hatırlatmıştı. Serie A'nın en çok gol atan ikinci oyuncusu olmuştu. İkinci baharını yaşamaya başlayan Di Vaio, 2009'dan bu yana Bologna formasıyla 56 maçta 28 gol kaydetti. Son lig maçında ise tamamen bir geri dönüş yaptı. Juventus'u tam 31 yıl sonra deplasmanda 2-0 yenen Bologna'nın en iyi oyuncusuydu ve 2 golde de imzası vardı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/ROf8gRncZsM/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ROf8gRncZsM&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/ROf8gRncZsM&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-8362699430680012320?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/8362699430680012320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/02/bolognamarco-di-vaio.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8362699430680012320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/8362699430680012320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/02/bolognamarco-di-vaio.html' title='BOLOGNA=MARCO DI VAIO'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-xVH37I-OwXk/TWpQt-2aI_I/AAAAAAAABb0/LP7ExAX3-2g/s72-c/106005616_display_image.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-1091892446600001512</id><published>2011-02-27T00:24:00.000+02:00</published><updated>2011-02-27T00:24:38.301+02:00</updated><title type='text'>BÜYÜK KAPTAN-ALEX DE SOUZA</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-0OQ7SOWYb7U/TWl50UYRzLI/AAAAAAAABbk/0TWeP9if9Z0/s1600/20110226.194733_IST375_1526968.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="253" src="https://lh4.googleusercontent.com/-0OQ7SOWYb7U/TWl50UYRzLI/AAAAAAAABbk/0TWeP9if9Z0/s320/20110226.194733_IST375_1526968.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Spor Toto Süper Lig'in ilk yarısını lider Trabzonspor'un 9 puan gerisinde bitiren, Türkiye Kupası'nda Yeni Malatyaspor ve Bucaspor mağlubiyetleriyle elenen ve transfer dönemini sessiz geçiren Fenerbahçe, ikinci yarıya fırtına gibi girdi. Harika başlangıç yapan Fenerbahçe, ilk yarının son haftasında ki Sivasspor galibiyeti ile başlayan 7 maçlık kazanma serisi yakaladı. Bu 7 maç içinde Trabzonspor, Beşiktaş ve Manisaspor galibiyetleride yer alıyor. Transfer dönemini sessiz geçirmesiyle şaşkınlık yaratan Fenerbahçe'nin transferi Yeni Malatyaspor mağlubiyetinin ardından geldi; TAKIM RUHU. Gerçek bir takım olma ve Şampiyonluğu kazanmak için gelen hırsın yanında öyle bir güzellik varki bu takımın içinde o güzellikin verdiği mutluluğu dünyada başka hiçbirşeyde bulamazsınız. Alex de Souza, oynadığı futbol, müthiş sol ayağı, harika pasları, enfes golleri, muhteşem çalımları, tam bir profesyonel olması, en zor zamanlarda takımını bir maestro gibi yönetmesi, yaptığı büyük kaptanlık ve son zamanlarda gelen inanç ve takım olmanın verdiği enerjiyle gelen orta sahadaki presi. Alex De Souza futbolun en güzel sanatçısı, üstadı, ustası. Alex için ne söylesek az. O bambaşka bir sevgi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-ygDNu9Hu2RA/TWl55zuRuuI/AAAAAAAABbo/0ix7XzhChpY/s1600/20110220.215151_IST404_1522836.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh6.googleusercontent.com/-ygDNu9Hu2RA/TWl55zuRuuI/AAAAAAAABbo/0ix7XzhChpY/s320/20110220.215151_IST404_1522836.jpg" width="194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;7 maçlık galibiyet serisi yakalyıp, önce 9 puanlık farkı eriten daha sonra maç fazlasıyla liderlik koltuğuna bile oturan Fenerbahçe, Aykut Kocaman'ın istediklerini yavaş yavaş sahaya yansıtmaya, takım olma olgusunu idrak etmeye ve şampiyonluk inancını, hırsını her geçen gün arttırmaya devam ediyor. Ama bu sayılanların dışında bambaşka, çok özel bir isim var. Alex 7 maçlık seride ortaya koyduğu performans ve katkılarıyla takımın belkemiği ve herşeyi. Bu 7 maçlık performansı ise şöyle; Sivasspor maçı 1-0'lık galibiyette attığı harika frikik golü, 2-0'lık Trabzonspor maçında ilk golün asisti, 3-1'lik Manisaspor maçında ilk golü penaltıdan kaydetti ve 3.gol'ün asistini yaptı, 2-0'lık Kayserispor maçında ikinci golün asistini yaptı, 4-2'lik harika Beşiktaş zaferinde 3 gol atıp, ilk golün asistini yaptı ve son 2-0'lık Kasımpaşa maçında attığı frikik golü ile muhteşem seriyi devam ettirdi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-ecrKeu8GTtA/TWl9ntatrkI/AAAAAAAABbs/HQo6xAXYf_w/s1600/s28202533+%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://lh5.googleusercontent.com/-ecrKeu8GTtA/TWl9ntatrkI/AAAAAAAABbs/HQo6xAXYf_w/s320/s28202533+%25281%2529.jpg" width="242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-1091892446600001512?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/1091892446600001512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/02/buyuk-kaptan-alex-de-souza.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1091892446600001512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/1091892446600001512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/02/buyuk-kaptan-alex-de-souza.html' title='BÜYÜK KAPTAN-ALEX DE SOUZA'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-0OQ7SOWYb7U/TWl50UYRzLI/AAAAAAAABbk/0TWeP9if9Z0/s72-c/20110226.194733_IST375_1526968.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-5226632707283172905</id><published>2011-02-26T23:57:00.000+02:00</published><updated>2011-02-26T23:57:49.400+02:00</updated><title type='text'>TOSUN PAŞA VE EĞLENCELİ TAKIMI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-5M_uAP2NiDk/TWlwAwWT9ZI/AAAAAAAABbU/bJAt9Za0g08/s1600/forma1011_01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="https://lh4.googleusercontent.com/-5M_uAP2NiDk/TWlwAwWT9ZI/AAAAAAAABbU/bJAt9Za0g08/s320/forma1011_01.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Spor Toto Süper Lig'in ikinci yarısının en flaş Anadolu takımı kuşkusuz Tolunay Kafkas'ın Gaziantepspor'udur. O kadar eğlenceli, futbolu sevdiren, kalitesiyle göz dolduran bir kadroya sahipki Güneydoğu Anadolu temsilcisi, ligimizin en çekinilen, en güçlü takımlarından biri haline geldi. Aslında yeni bir takım kurmuştu Tolunay Kafkas yeni göreve başladığı Gaziantepspor'da sezon başında. Zaten çekinilen bir Süper Lig takımı olan Kırmızı Siyahlı ekibe iyi takviyeler yapan, etkili isimleri kadroya katan başarılı teknik adam Tolunay Kafkas, gelecek vaad eden hücumcu I.Popov, yetenekli kaleci Karcemarskas, ligin tecrübeli stoperleri Emre Güngör, Yalçın Ayhan ve Şenol Can, Arjantin'in gelecek için ümit veren yıldızı I.Sosa gibi isimleri yaz transfer döneminde kadroya katan başkan İbrahim Kızıl ve teknik direktör Tolunay Kafkas, Olcan Adın, Orhan Gülle, Murat Ceylan, Serdar Kurtuluş gibi gençler Julio Cesar, Ivan de Souza, Zurita gibi tecrübeli ve kaliteli yabancı oyuncuları da sayarsak, çok güçlü bir kadroyla sezona giriş yapıyordu Gaziantepspor. Kuşkusuz yeni transferlerin takıma uyumu ve eskilerle yenilerin kaynaşmasının yanı sıra, yeni teknik adamın oturtmak istediği taktik anlayışını, oyun sistemini ezberlemek içinde vakit gerekiyordu. Doğal olarakda sezonun ilk 10 haftasında istenilen oyun ve sonuçlar gelmemişti. Fakat yavaş yavaş sistemin ve kadronun oturması 12.haftada gelen Fenerbahçe galibiyetiyle beraber kendini göstermiş ve artık yükselişe geçen bir Gaziantep gelmişti. İlk yarının sonuna kadar çıkışını devam ettiren Kırmızı Siyahlılar, devre arasında da gerekli hamleleri yaptılar. Hürriyet Güçer gibi ligin tecrübeli bir orta sahasını, sakatlığından kurtulan tecrübeli defans Dany'nin takıma yeni transfer gibi geri dönmesinin yanında en flaş transfer Almanya Bundesliga'dan gelmişti. Belkide o günlerde transfer edilen bu oyuncuyu tanımayanlar için bir anlam ifade etmiyordu bu haber ama ilerleyen haftalar bu transferin özelliğini, güzelliğini gösterdi ve hem Türk Futbolu hem de Gaziantepspor başarılı günler için yepyeni ve çok özel bir futbolcu kazandı. Bu futbolcu E.Frankfurt'tan gelen CENK TOSUN'du.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-hWuiAhOFgww/TWlwEUJtWQI/AAAAAAAABbY/g2cBrZcM0r8/s1600/170205_cenk-tosun.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="https://lh4.googleusercontent.com/-hWuiAhOFgww/TWlwEUJtWQI/AAAAAAAABbY/g2cBrZcM0r8/s320/170205_cenk-tosun.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Devre arasında Gaziantepspor'a katılan Cenk Tosun ile Türkiye'deki futbolseverlerin esas tanışması Ziraat Türkiye Kupası'nda Galatasaray ile oynanan maçta gerçekleşti. 3-2'lik galibiyet alan Antep'te oynadığı futbol ve attığı 2 golle yıldızlaşan Cenk Tosun, ligin bir anda gözde futbolcularından oluverdi. Ardından gelen iyi performans, devam eden goller ve Bursaspor'u deplasmadan yıkan performans. Bursa gibi zor bir deplasmanda 4-1'lik galibiyet alıp, dikkatli ol zirve bende geliyorum diyen Gaziantepspor ve bu güzel takımı kuran Tolunay Kafkas'tan çok konuşulan isim Cenk Tosun'du. Herkesin aklında bu kadar iyi bir golcünün nasıl olurda Milli Takımımızda olmadığı, Almanya'nın Mesut Özil'den sonra bir başka oyuncumuzdan da mı en güzel şekilde yararlanacağı soruluları sorulur olmuştu. Bütün bu endişeler sona erdi ve Cenk Tosun Almanya U-21 takımında oynamasına rağmen, bizim A Milli Takımımızda oynamayı tercih ederek hepimizi EURO 2012 &amp;nbsp;elemelerindeki kritik maçlar öncesi rahatlattı. Bu isimi bize kazandıran Gaziantepspor kulüp başkanı İbrahim Kızıl ve teknik direktör Tolunay Kafkas'a teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-TGXm-YD9PqE/TWlysiFL3hI/AAAAAAAABbc/UEcZD30ufqY/s1600/cenk_tosun_gaziantepspor_124.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="https://lh3.googleusercontent.com/-TGXm-YD9PqE/TWlysiFL3hI/AAAAAAAABbc/UEcZD30ufqY/s320/cenk_tosun_gaziantepspor_124.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;CENK TOSUN KİMDİR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Almanya Wetzlar'da 7 Temmuz 1991 yılında dünyaya gözlerini açan Cenk Tosun, 6 yaşında iken E.Frankfurt altyapısına girdi. 1997 yılında girdiği E.Frankfurt'ta 2 yıl boyunca altyapıda yer aldı. 2009 yılında ise A takıma yükseldi. 2009-2010 sezonunda A takıma yükselen ve ilk Bundesliga maçına çıkan Cenk Tosun, Wolfsburg karşısında forma giyerek yepyeni bir kariyere adım attı. Aynı yıl Almanya U-19 takımına da seçilen genç golcü, çıktığı 9 maçta 6 gol atarak Almanya U-21 takımına yükseldi. Bundesliga'da sadece 1 maçta 15 dakika forma giyebilen Cenk, 2011 Ocak transfer döneminde Türkiye'den gelen transfer teklifini değerlendirip, Almanya'nın kırmızı siyahlı ekibinden Türkiye'nin kırmızı siyahlı ekibine geçiş yaptı. Gaziantepspor'la 25 Ocak 2011 tarihinde anlaşma yapan gelecek vaad eden golcü, ilk maçına Galatasaray Kupa maçında çıktı ve aynı zamanda ilk golünü bu maçta kaydetti. Gaziantepspor formasıyla 5 maçta 7 gol atan golcü oyuncu, Türkiye A Milli Takımında oynamayı da tercih ederek, kariyerinde yeni bir adım daha attı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-f3U5Xu-1MVI/TWl11FxfAnI/AAAAAAAABbg/ScbrSL4zdTI/s1600/cenk_tosun_943984324.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="https://lh5.googleusercontent.com/-f3U5Xu-1MVI/TWl11FxfAnI/AAAAAAAABbg/ScbrSL4zdTI/s320/cenk_tosun_943984324.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1359794193751223700-5226632707283172905?l=cumuteren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cumuteren.blogspot.com/feeds/5226632707283172905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/02/tosun-pasa-ve-eglenceli-takimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5226632707283172905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1359794193751223700/posts/default/5226632707283172905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cumuteren.blogspot.com/2011/02/tosun-pasa-ve-eglenceli-takimi.html' title='TOSUN PAŞA VE EĞLENCELİ TAKIMI'/><author><name>Celal Umut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01023429191428367051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-5M_uAP2NiDk/TWlwAwWT9ZI/AAAAAAAABbU/bJAt9Za0g08/s72-c/forma1011_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1359794193751223700.post-663162334066088326</id><published>2011-02-23T21:58:00.000+02:00</published><updated>2011-02-23T21:58:34.179+02:00</updated><title type='text'>GERİ DÖNDÜ-VİNCENZO MONTELLA</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lZ8_1wMSV9w/TWVemT5zNLI/AAAAAAAABbA/lF6La0b6loc/s1600/Vincenzo_Montella_1024.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-lZ8_1wMSV9w/TWVemT5zNLI/AAAAAAAABbA/lF6La0b6loc/s320/Vincenzo_Montella_1024.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;AS Roma formasıyla attığı goller, futbolseverlerin gönlünde yer kazanmasını sağlamıştı. Öylesine iyi bir golcüydüki taraflı tarafısız herkesin gönlünde bir yeri vardı. Çocukluğumun efsane golcüsü Montella, 2001 yılında Roma'da Batistuta ve Totti ile İtalya Ligi'nde şampiyon olurken futbol gönlümü yine fethetmişti. Roma tribünlerinin sevgilisi olan Montella, en iyi zamanlarını İtalya'nın başkentinin en sevilen takımı Roma ile yaşadı. Futbolu bıraktıktan sonra AS Roma'da altyapıda görev alan usta golcü Montella, travmatik Genoa mağlubiyetinden sonra görevden ayrılan Ranieri'nin yerine gelip, AS Roma için hizmetlerine devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iFn8JmwkPOQ/TWVe_bGYmkI/AAAAAAAABbE/iEpDF4sS-gc/s1600/Vincenzo_Montella%252C_AS_Roma%252C_Italy%252C_Football_%2528Soccer%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-iFn8JmwkPOQ/TWVe_bGYmkI/AAAAAAAABbE/iEpDF4sS-gc/s320/Vincenzo_Montella%252C_AS_Roma%252C_Italy%252C_Football_%2528Soccer%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"The Little Airplane" lakaplı usta golcü Montella, futbolculuk yaşantısına 1990 yılında Serie C1 takımlarından Empoli ile başladı. 5 yıl boyunca Empoli forması giyip, 51 maçta 27 gol atan İtalyan golcü, 1995 yılında Serie B takı
